Cesaretimiz var mı?
12/10/2012
Ümit Bahşi
1974’ten günümüze kadar ganimet kültürüne alıştırılarak, hak etmeden aldıklarımızı korumak için hep sessiz kalarak bir çok şeye göz yumduk. Bir toplum daha kötü alıştırılamazdı. Haksızlıklara o kadar alıştırılmıştık ki, olağan gelmeye başladı. Yurt dışında iyi eğitim almış gençlerimiz adaya geldiği zaman, solcudur diye, zamane idaresi kendilerine iş vermeyerek Kuzey Kıbrıs’tan İngiltere’ye veya başka ülkelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Yenilen haklar bu toplumdan aheste aheste çıkartılmıştır.
Dünya çapındaki doktorlarımız, bilim insanlarımız, kimyagerlerimiz… kendi ülkelerinin özlemiyle yanıp tutuşurken, neden kendi ülkelerine faydalı olamamışlardır ki? KKTC’yi biz kurduk, devlet bizimdir mantığı ile idare eden liderleri, yine bu ülke görmüştür. Her kuruma atanacak müdür, başhekim, yargıç ve bir çok kritik noktadaki amirlikler, kendilerine ve partilerine hizmet etmek için o mevkiye getirilmişlerdir. Böylelikle ülkede istedikleri gibi at oynatma fırsatı bulmuşlardır. Adalet ve hukuk anlamındaki hak arayışı, hükümete bağlı olarak karara bağlanmıştır. Yani demişler ki; eğer bizim adamımızsa, istediğimiz şekilde ona hakkını veririz, çünkü biz güçlüyüz, yapabiliriz, KKTC’yi biz kurduk, bizim malımızdır ve hiçbir şey bizi yıkamaz. Siyasilerin bu düşünce yapısı, toplumda siyasete ciddi bir şekilde güvenin kırılmasının en büyük sebebidir.
Günümüze gelecek olursak, bir çok ihale, köy kooperatifçiliği ve KHK’nun yapmış olduğu sınavlar da dahil olmak üzere, şaibelerle karanlığa gömülmüştür. Bir siyasetçinin muhalefetteki bir milletvekili iken, 15 bin TL’lik bir arabası varken, hükümette bakan olduktan sonra, 2 ev, son model iki araba, bir dönüm bostan, yan gel yat Osman zihniyetiyle fırsatçılığı kullanarak “Devletin malı deniz, yemeyen keriz” misali servetine servet katmıştır. Ancak biz bu tür olaylara o kadar bir alıştırıldık ki, bırakın normal karşılamayı, hakkı gibi görmeye başlamıştık bile. Herhangi başka bir ülkede olsa, meclisdekilerin bir çoğu, haksız kazanç elde etmekten cezalandırılırlardı, çünkü yedikleri aslında halkın parasıdır. Bu sistemin kurucuları da saray gibi evlerde oturmuş, saltanat sürmüşlerdir.
İki yıl önce Tahsin Ertuğruloğlu’nun söyledikleri, şimdi teker teker çıksa da, yargı yolu hep kapalı ve yapılanın yanlarına kar kalacağı izlenimi, halkta bir kanaat oluşturmuştur. Lefkoşa’daki sel felaketinde, devlet hastanesinde 11 kişi hayatını kaybettiğinde, soruşturmaya bile gerek duyulmadan, sistem tarafından üzeri örtülmüştür. Ne gariptir ki, o zamanki sağlık bakanı şu anda başbakanlığa taliptir. Oysa böyle bir olay dünyanın başka bir yerinde olsaydı, ihmalden dolayı sağlık bakanı alabileceği en ağır ceza ile cezalandırılırdı. Bu topluma erdemli bir istifayı bile çok gördüler. İşte bu yüzden her şey olağan gelmeye başladı ve bu toplumun önü, hiçbir zaman açılamadı. Toplum olarak haksızlıkların arasına kıstırılıp, elimiz kolumuz bağlanmıştı.
Batan bankalar ve kalkınma bankasından alınan krediler ise ayrı bir skandal konusu. Yaklaşık 500 milyon dolarlık bir kredi miktarı batak halde dururken, gazeteler 2 kilo tavuk, 1,5 kilo patlıcan ve biber çalan kadını deşifre ettiler. Ülkenin içinde bulunduğu tablo böyle iken, çıkış noktamız hukuk ve anayasa olması gerekirken, biz sadece kandırıldık, umutlarımız kırıldı ve adaletten uzak kalaraktan, marazi bir toplum haline getirildik.
Şimdi ülkenin düzeltilmesi için, yepyeni bir şans doğdu. Bakalım gidilebilecek en üst noktasına kadar gitme cesaretini gösterebilecek miyiz? Polisimizin canla başla olayların üstüne gitmek istemesi, kısa zamanda sahte imza olayındaki failleri ve delilleri bulması, umut vericidir. İşte şimdi tam zamanıdır, çorap söküğü gibi bir şeylerin ortaya çıkması ve toplumun bu yapıdan kurtulması için. Belki de bu tek şansımızdır. Korkmayalım ve bunu iyi değerlendirelim.
Türkiye Cumhuriyeti özel yetkili savcılar sayesinde kendi kirli geçmişiyle yüzleşip, bir çok olayı aydınlatmıştır. Bu küçücük adada, biz bunu daha kolay yapabiliriz, yeter ki savcılarımıza ve polisimize fırsat verilsin. Bu ülke altı ayda düzelir ve hiçbir adaletsizlikle karşılaşmayız. KKTC’nin tek ihtiyacı temiz toplum, adalet ve özgüvendir. Siyasetçiler bunu başarırlarsa lider ve kalıcı olabilirler. Böyle bir fırsat bir daha yakalanmayabilir. Siyaset adına halka hizmet etme yöntemini prensip olarak kabul edersek, her şey çözülebilir.
- Karagözlük Diz Boyu
- Yakın Doğu Koleji Seviyeyi Düşürüyor mu?
- Bu Soruyu Kim Cevaplayacak?
- Gece Kulüpleri Nasıl Denetleniyor?
- Deforme Edilmiş İnsanlık
- Asfaltçı Baronlar
- Tanrıcılık Oynayanlar
- Çakistez’de Ses Gerginliği
- Fenerbahçe KKTC’ye gelir mi?
- Öğretim Görevlileri Baskı Altında
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































