Cyprus Mail: Hristodulidis Kıbrıs’ta barış değil, sorunu bir “Avrupa sorunu” haline getirmek istiyor
21/06/2026
Cyprus Mail’de bugün yayınlanan. “Görüşümüz” başlıklı makalede Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodoulidis’in Kıbrıs Sorunu ile ilgili stratejisine çarpıcı eleştiriler göze çarpıyor.
Hristodulidis’in özellikle AB’yi soruna dahil etme çabasının ana hatlarını okuyucuna aktarıyor…
Cyprus Mail’e göre Hristodulidis, Kıbrıs’ta barıştan çok, sorunu AB sorunu haline getirmek istiyor.
Yazının başlığı ise “Hükümet barış sürecine değil, AB’nin rolüne odaklanmış durumda” olarak atılmış…
İşte makale:
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis seçim kampanyası sırasında, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununda daha aktif rol üstlenmesini sağlayacağını sürekli dile getiriyordu.
İlk bakışta bu iyi bir fikir gibi görünüyordu ve hem federal çözüm yanlılarından hem de karşıtlarından oy almasına yardımcı olmuş olabilir. Çünkü bu vaat farklı şekillerde yorumlanabiliyordu.
Seçilmesinin ardından Brüksel’e giden Hristodulidis, Kıbrıs sorunu için bir AB Özel Temsilcisi atanmasını talep etti ve bu görevin siyasi bir kişiliğe verilmesini önerdi.
Eski AB Komiseri Johannes Hahn Mayıs 2025’te Avrupa Komisyonu tarafından bu göreve atandı ancak 10 ay sonra başka yükümlülüklerini gerekçe
göstererek istifa etti.
Muhtemelen gözlemcilik dışında oynayabileceği bir rol olmadığını fark etmişti.
Şimdi ise Cumhurbaşkanı, Kıbrıs konusunda bir hareketlilik yaşanabileceği gerekçesiyle Avrupa Komisyonu’nun yeni bir özel temsilci atamasını istiyor.
Perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada yeni atamanın yakında gerçekleşeceğini söyledi.
Bazı isimlerin değerlendirildiğini, Komisyon Başkanı’nın gerekli iç prosedürleri tamamladıktan sonra kısa süre içinde resmi açıklamayı yapacağını belirtti.
Peki Avrupa Komisyonu’nun bir özel temsilci ataması neden bu kadar önemli? Ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin, müzakerelerin yeniden başlaması için uygun zemini oluşturmaya çalışırken Hristodulidis neden zamanını bu konuya harcıyor?
En iyi ihtimalle gözlemci rolü üstlenecek bir Komisyon temsilcisi — tabii Türk tarafı buna onay verirse — süreçte gerçekten bir fark yaratabilir mi? Başarılı bir sonuca ulaşma ihtimalini artırabilir mi?
Elbette hayır. Bunu herkes biliyor.
Öyleyse Hristodulidis ve çevresi neden AB temsilcisi konusunda bu kadar büyük gürültü koparıyor?
Bu, hükümetin Kıbrıs sorununu bir “Avrupa sorunu” haline getirme stratejisinin parçasıdır. Hristodulidis bunu birkaç kez başardığını övünerek dile getirmiştir. Ayrıca Türkiye-AB ilişkilerindeki ilerlemeyi Kıbrıs sorunundaki ilerlemeye bağlama çabasının da bir uzantısıdır.
Bu bağlantı AB belgelerinde yer alsa da, Kıbrıs sorununda neyin “ilerleme” sayılacağı hiçbir zaman net olarak tanımlanmadığı için oldukça muğlak kalmaktadır.
Ancak bu belirsizlik, hükümetin AB’nin sürece katılımının barış görüşmelerinde büyük fark yaratacağı yönündeki efsaneyi sürdürmesine engel olmadı.
Cuma günü Hükümet Sözcü Yardımcısı Yannis Antoniou, hükümetin “Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin tüm aşamalarında Avrupa Birliği’nin daha etkin ve daha somut şekilde yer almasını” istediğini söyledi.
Radyo programının sunucusu kendisine bunun neden gerekli olduğunu sormadı. Çünkü genel kabul, AB’nin daha fazla dahil olmasının iyi bir şey olduğu yönündedir; bunun müzakere sürecine hiçbir etkisi olmasa bile.
Hristodulidis, bu daha aktif AB katılımını sağladığını iddia ediyor. Perşembe günü yaptığı açıklamada Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa’nın son dönemde iki kez BM Genel Sekreteri ile görüştüğünü ve “Türkiye’nin Avrupa yükümlülüklerini, özellikle de Kıbrıs’a ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmeden AB-Türkiye ilişkilerinde ilerleme sağlanamayacağı mesajını açık şekilde ilettiğini” söyledi.
Ancak BM Genel Sekreteri’nin AB-Türkiye ilişkileriyle neden ilgilenmesi gerektiği bilinmiyor. Bunun müzakerelerin yeniden başlamasına nasıl katkı sağlayacağı da belirsiz.
Hükümet, sürecin kendisinden çok AB’nin süreçte yer almasıyla ilgileniyor gibi görünüyor.
Yeni bir müzakere sürecinin başlamasını sağlayacak öneriler geliştirmek yerine — ki bunun gerçekleşeceği bile kesin değil — Türk tarafının asla kabul etmeyeceği daha aktif AB katılımını birinci öncelik haline getirmiş durumda.
AB’nin sürece katılımı etrafında koparılan tüm bu gürültü, hükümetin Kıbrıs sorununu anlamlı bir çözüm arayışından çıkarıp büyük ölçüde bir halkla ilişkiler faaliyetinə dönüştürdüğünü açıkça göstermektedir.




























































































































































































