Hüseyin Ekmekçi yazdı: Yaratılan kaynaklar da maaşa gidiyor
28/09/2026
BİNBİR ZAHMETLE YARATILAN KAYNAKLAR DA MAAŞA; 13’ÜNCÜ MAAŞA GİDİYOR… MAAŞ ÖDEMENİN TEK BAŞARI KRİTERİ SAYILDIĞI BİR ÜLKEDE HERKES KENDİNİ BİR SORGULASIN
MAAŞ MAAŞ DİYE DİYE, 33 MİLYAR BORÇ… MERKEZ BANKASI’NDA YARATILAN KAYNAKLAR DA 13’ÜNCÜ MAAŞA… AFFERİN POHPOH…
Merkez Bankası’nın geçen yılki net karı 9,5 milyar TL. Bu yıl kârın 12-13 milyar TL’ye çıkıp çıkmasını beklemek yanlış olmaz. Bu tahmin gerçekleşirse, yüzde 75’lik Hazine payı neredeyse 10 milyar TL civarında olacak. Peki “Merkez Bankası karı” neden önemli? Usanmayın, anlatayım biraz.
Şu rakamları bir daha hatırlayalım… 2025 sonunda 16,3 milyar TL civarında olan iç borç, dokuz ay geçmeden 33 milyar TL’ye doğru gidiyor. Neredeyse iki katı. Devlet borçlanıyor, vadeler kısalıyor, faiz yükü büyüyor. Maaşları ödeyebilmek için yeni borç arayışına giriliyor.
Tam da bu sırada, Merkez Bankası’nın net kârının bu yıl 13 milyar TL’ye ulaşabileceği öngörülüyor. Geçen yıl bankanın net kârı 9,5 milyar TL olmuştu. Bu yılki rakam henüz kesin değil. 13 milyar TL’lik tahmin gerçekleşirse, yasanın öngördüğü yüzde 75’lik Hazine payı 9.75 milyar TL’ye ulaşabilir.
Ülkemiz için önemli büyüklükte bir kaynak. Bu kaynak peki nasıl kullanılmalı? Alelade bütçe geliri olarak görülmeli ve bu güne kadar yapıldığı gibi başta personel olmak üzere cari harcamaların ödenmesinde mi kullanılmalı? Biliyoruz, ihtiyaçlar sınırsız, kaynaklar ise kısıtlı.
Ekonomi bilimi burada devreye giriyor, kısıtlı kaynaklar ihtiyaçlar önceliklendirilerek yönetiliyor. Bilimin ışığında ekonomi yönetimi bize maalesef uzak kavramlar. Çünkü bizde, siyasetçi ve bir sonraki seçim kaygısı her şeyin ötesinde. Varsa seçim, yoksa seçim…
“Sana ne kardeşim, para devletin; istediği gibi harcar” diyebilirsin. Deme… Burada tartıştığımız, Merkez Bankası’nın bütün kârının doğrudan halka ait olduğu iddiası değil. Bankanın yasal olarak ayırması gereken paylar var. Ayrıca elde edilen net kâr yalnızca munzam karşılıkların getirisinden oluşmuyor; bankanın tüm gelir ve giderlerinin sonucu.
Yasa, net kârın yüzde 25’inin ihtiyatlara ayrılmasını, kalan kısmın Hazine’ye aktarılmasını öngörüyor. Bu ayrımı doğru kuralım. Geçen yıl 9,5 milyar TL kâr edildi; bu yılki 13 milyar TL’lik tahmin ise henüz beklenti. Dolayısıyla 9.75 milyar TL’yi de bugünden kesinleşmiş, harcanmaya hazır bir para gibi düşünmemeliyiz.
Ama bu belirsizlik, kaynağın nasıl kullanılacağını tartışmayı ortadan kaldırmıyor. Tersine, daha şeffaf ve hesap verebilir bir planı zorunlu kılıyor. Hazineye düşecek payın her kısa vadeli bütçe ihtiyacına göre yöneltilmesi, sürdürülebilir ve doğru bir maliye ve ekonomi politikası değil.
Maaş ödemek elbette devletin görevi. Ancak devlet bir yandan maaşları ödemek için borçlanıyor, diğer yandan eline geçen olağanüstü kaynakları yine maaş ve maaş benzeri ödemelere yöneltiyorsa, yarın için hiçbir şey yapmıyorsa sorgulanması gereken bir tercih var.
Hazine’ye aktarılacak pay, toplumun bütünü için daha uzun vadeli hedeflerde kullanılmalı. Üretim yapan işletmeler, tarım, turizm, küçük esnaf ve genç girişimciler bu imkândan neden yararlanmasın? Hatta taşınmaz mal komisyonu, enerji ve diğer altyapı yatırımları için neden kullanılmasın?
Ucuz ve hedefli kredi programlarıyla istihdamı, üretimi, ihracatı ve yerli yatırımı desteklemek mümkün değil mi? Elbette mümkün. Bunun için kaynağın miktarını, maliyetini, geri ödeme koşullarını ve kimlere kullandırılacağını açıkça ortaya koyan bir plan gerekir.
Merkez Bankası kaynakları, istenildiği gibi kullanılacak bir kasa değil. Bankanın görevi devlete 13’üncü maaş finansmanı sağlamak mı? Böyle bir tartışmada para politikası ve finansal istikrar da gözetilmeli.
Üstelik söz konusu kârın ne zaman ve hangi tutarda Hazine’ye aktarılacağına Merkez Bankası yönetiminin karar vermesi gerekiyor. Kamuya aktarılacak kâr payının nasıl değerlendirileceği, Merkez Bankası’nı da ilgilendirmeli.
Bu kaynağın nasıl oluştuğunu, hangi yasal payların ayrılacağını ve ne zaman aktarılabileceğini en iyi bilen kurum Merkez Bankası. Kamu yararı da bu sürecin şeffaf yürütülmesini gerektiriyor. Hazine’ye aktarılacak tutar için çok yıllı bir plan hazırlanabilir.
Borcun azaltılması, üretime dönük finansman ve istihdam desteği, maaş yükümlülükleriyle birlikte açık hedefler üzerinden ele alınabilir. Devlet elbette maaş ödeyecek. Ancak her yıl başka bir kaynağın da yalnızca günü kurtarmak için harcanması kaçınılmaz bir tercih değil.
Kötü yönetimin bir başka boyutunu anlatmak istedim. Kamu maliyesi öyle yönetilseydi ki devlet maaş yükümlülüklerini sürdürülebilir biçimde karşılayabilseydi, bugün ne 33 milyar TL’ye dayanan iç borcu ne de her yıl aynı kaynakların hangi maaşa yetişeceğini tartışırdık.
Borç da maaş için, eldeki kaynak da maaş için… Varın gerisini siz düşünün.


























































































































































































