Advertisement

Advertisement

Guterres Fotoğraf Değil, Sonuç İstiyor

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
26/09/2026

Guterres Fotoğraf Değil, Sonuç İstiyor

Erhürman’ın Guterres’le görüşmesi, New York’ta ne 2+1 toplantısının zemininin ne de yeni bir 5+1 konferansının koşullarının oluştuğunu ortaya koydu. Kıbrıs Türk tarafının BM Genel Sekreteri’nin yedi güven yaratıcı önerisinden altısını kabul ettiği bir ortamda, María Ángela Holguín’in ekim ayında Ada’ya dönmesi bekleniyor. Bu ziyaret, Guterres’in yıl sonunda görevden ayrılmasından önce sonuç alınmasına yönelik son bir girişime dönüşebilir.

Yusuf Kanlı

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın 26 Eylül’de Guterres’le yaptığı görüşme, New York’taki diplomasi haftasının temel sonucunu belirginleştirdi. BM Genel Sekreteri Kıbrıs sorunuyla ilgilenmeye devam ediyor ancak yeni bir törensel buluşmayı başlı başına ilerleme olarak görmeye hazır değil.

Erhürman, görüşme sonrasında yaptığı değerlendirmede Guterres’in güven yaratıcı önlemler üzerinde yoğunlaştığını ve somut ilerleme beklediğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Kıbrıs Türk lideri, Guterres’in Ada ziyareti sırasında gündeme getirdiği yedi öneriden altısının Kıbrıs Türk tarafınca kabul edildiğini açıkladı.

Öneriler mayınlardan arındırma, ortak afet müdahale mekanizması kurulması, düzensiz göçle mücadelede iş birliği, spor alanındaki engellerin aşılması, karma evliliklerden doğan çocukların vatandaşlık sorunlarının çözülmesi, sivil toplum mekanizmasının faaliyete geçirilmesi ve yeni geçiş noktalarının açılmasını kapsıyor.

Yeni geçiş noktalarına ilişkin öneri mevcut şekliyle kabul edilmedi. Ancak Erhürman bunun reddedilmediğini, üzerinde çalışılabileceğini özellikle vurguladı.

Bu ayrım önem taşıyor. Artık temel mesele güven yaratıcı önlemlerin gerekli olup olmadığı değil, yeni geçiş noktalarının nerede açılacağı, hangi işleve sahip olacağı ve karşılıklı denge içinde eş zamanlı olarak nasıl hayata geçirileceğidir. Haspolat-Mia Milia, Akıncılar-Lurucina, Erenköy-Kokkina ile Piroi-Athienou güzergâhları çevresinde geliştirilen farklı formüller bu anlaşmazlığın merkezinde bulunuyor.

BM, hem insani ihtiyaçları karşılayacak hem de mevcut geçiş noktalarındaki trafik yoğunluğunu azaltacak dengeli bir düzenleme arıyor. Kıbrıs Türk tarafı ise geçiş noktalarının birbirinden koparılarak ve taraflardan birine orantısız fayda sağlayacak biçimde ele alınmasına karşı çıkıyor. Rum tarafı da bazı güzergâhları tek bir ulaşım koridorunun parçaları olarak değerlendiriyor.

Teknik açıdan çözülmesi mümkün olan bu farklılıkların sürmesi, daha büyük siyasi sorunu yansıtıyor. Taraflardan hiçbiri karşılığında ne alacağını görmeden elindeki pazarlık unsurundan vazgeçmek istemiyor.

Holguín’in Beklenen Dönüşü Son Fırsat Penceresini Açıyor

İyi bilgilendirilmiş kaynaklara göre Guterres’in Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín’in ekim ayında Ada’ya dönmesi bekleniyor. Bu gerçekleşirse ziyaret, rutin bir mekik diplomasisi turunun çok ötesinde anlam taşıyacak.

Guterres’in görev süresi 2026’nın sonunda tamamlanacak. Dolayısıyla önünde son derece sınırlı bir zaman bulunuyor. Holguín’in ekim ziyareti, Genel Sekreter’in yedi maddelik çerçevesini uygulanabilir anlaşmalara dönüştürmeye ve Guterres görevden ayrılmadan önce 2+1 ya da daha geniş kapsamlı 5+1 toplantısı için yeterli zemin bulunup bulunmadığını belirlemeye yönelik son girişim olabilir.

Zamanlama, sorumluluğu doğrudan iki tarafa yüklüyor. Mevcut BM ilgisinin süresiz biçimde devam edeceği veya Guterres’in halefinin Kıbrıs sorununa aynı düzeyde kişisel önem vereceği varsayılamaz. Yeni Genel Sekreter, devam eden savaşlar, küresel krizler, BM’nin mali sorunları ve çok sayıda arabuluculuk dosyasıyla karşı karşıya kalacak. Taraflar ilerlemenin mümkün olduğunu gösteremezse Kıbrıs’ın yeni dönemde öncelikli dosyalardan biri olacağının hiçbir güvencesi yok.

Bu nedenle Holguín’in ekim ayındaki görevi, taraflardan yeni iyi niyet açıklamaları almaktan ibaret olamaz. Kabul edildiği belirtilen altı önlemin gerçekten uygulamaya hazır olup olmadığını belirlemesi, geçiş noktalarındaki anlaşmazlığı sınırlandırması ve olası yeni müzakerelerin yöntemini netleştirmesi gerekecek.

Holguín’in ayrıca siyasi eşitlik, etkin katılım, geçmiş yakınlaşmalar ve yeni bir başarısızlığın sonuçları konularındaki farklı yaklaşımların aşılıp aşılamayacağını görmesi gerekecek. Bu alanlarda ilerleme sağlanamazsa liderler toplantısı bir açıklama üretebilir ancak yeni bir müzakere süreci başlatamaz.

Ekim ayı bu nedenle Guterres döneminin son pratik fırsat penceresi olabilir. Holguín somut sonuçlar elde edemeden Ada’dan ayrılırsa uluslararası toplum, yeni bir 2+1 ya da 5+1 toplantısının gerekli siyasi yatırımı hak etmediği sonucuna varabilir.

Hiç Planlanmamış Üçlü Görüşme

New York’taki en sert anlaşmazlık Guterres, Erhürman ve Rum lider Nikos Hristodulides arasında yapılması gündeme getirilen toplantı konusunda yaşandı.

Hristodulides, 24 Eylül’de Guterres’le görüştükten sonra Genel Sekreter’in üçlü bir toplantı düzenlemeyi değerlendirdiğini söyledi. Rum hükümet kaynakları daha sonra toplantının gerçekleşmemesini Kıbrıs Türk tarafının olumsuz yanıtına bağladı. Hristodulides, esas konular, müzakere yöntemi ve güven yaratıcı önlemler hakkında sunduğu önerilerin olumlu karşılandığını ancak Türk tarafının toplantıya yanaşmadığını savundu.

Erhürman ise farklı bir tablo çizdi. Heyetler New York’a hareket etmeden önce programda herhangi bir 2+1 ya da 5+1 toplantısı bulunmadığını söyledi. Erhürman’ın anlatımına göre Hristodulides, Guterres’le görüşmesinde üçlü toplantı olasılığını gündeme getirdi ve bu talep daha sonra Holguín tarafından Kıbrıs Türk tarafına iletildi.

Erhürman, Rum tarafının herhangi bir alanda anlamlı ilerleme sağlama taahhüdünde bulunup bulunmadığını sorduğunu ancak olumlu yanıt alamadığını belirtti. Holguín’in hazırlık görüşmelerine ilişkin değerlendirmesinin de olumlu olmadığını söyledi.

Erhürman, Guterres’le görüşmesinden önce ANKA Review’e yaptığı açıklamada, “Niyet, görüşme için bir neden ve zemin varmış da biz reddetmişiz izlenimi yaratmaktı. Bu tuzağa düşmedik” dedi.

Farklılık yalnızca toplantıyı kimin talep ettiği veya kimin reddettiğiyle ilgili değil. Birbiriyle çelişen iki diplomasi anlayışını ortaya koyuyor.

Hristodulides, üst düzey bir toplantıyı hareketlilik yaratabilecek bir araç olarak görüyor. Erhürman ise liderlerin mevcut pozisyonları tekrarlayacağı bir buluşma yerine, önceden yeterli ilerleme sağlanmasını ve liderlerin ortaya çıkan sonuçları onaylamasını istiyor. Birinci yaklaşım siyasi teması ilerlemenin itici gücü sayarken, ikincisi hazırlıksız bir zirvenin güvensizliği derinleştireceğini ve başarısızlığın sorumluluğunun karşı tarafa yüklenmesine hizmet edeceğini düşünüyor.

Guterres’in genişletilmiş toplantı öncesinde “yapılacak çok iş” bulunduğu yönündeki açıklaması ikinci yaklaşıma daha yakın duruyor. Yeni sürecin “bu defa farklı olması” gerektiği yönündeki ısrarı da 2004 Annan Planı süreci ile 2017’de Crans-Montana’da çöken müzakerelerden çıkarılan dersleri yansıtıyor.

Ortak Yöntem Üretmeyen Diplomatik Hareketlilik

20 Eylül’den itibaren gerçekleşen temaslar yoğun bir diplomatik hareketlilik yarattı ancak yeni sürecin nasıl işleyeceği konusunda ortak bir anlayış ortaya çıkarmadı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu konuşmasında ve Guterres’le görüşmesinde Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsü talebini yineledi. Ankara, Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun sona erdirilmesi ve doğrudan uluslararası temaslarının artırılması gerektiğini de vurguladı.

Hristodulides ise BM Genel Kurulu konuşmasında, Guterres ve Holguín’le temaslarında siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon modelini savundu. Müzakerelerin 2017’de kaldığı yerden başlamasını ve müzakere müktesebatının gelecekteki sürecin temelini oluşturmasını istedi.

Yunanistan bu yaklaşımı destekledi. Başbakan Kiryakos Miçotakis, Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler’in güvenilirliği açısından bir sınav olarak tanımlarken, Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis Holguín’le görüştü. Hristodulides, hem garantör ülke hem de Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan İngiltere’den daha etkin katkı talep etti.

Çalışma düzeyinde Kıbrıs Türk liderinin temsilcisi Mehmet Dânâ ile Rum müzakereci Menelaos Menelaou, BM Siyasi ve Barış İnşası İşlerinden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ve Holguín’le görüştü. Erhürman’a göre bu görüşmelerde hiçbir başlıkta ilerleme sağlanamadı.

Bu sonuç, haftanın neden ortak bir toplantı yerine ayrı lider görüşmeleriyle tamamlandığını açıklıyor. Aynı zamanda diplomatik koreografinin sınırlarını gösteriyor. Çok sayıda temas, ortak müzakere yönteminin yokluğunu telafi edemiyor.

Kıbrıs Türk tarafı, dönüşümlü yürütme ve federal kararlarda en az bir Kıbrıs Türk olumlu oyu dahil olmak üzere siyasi eşitlik ve etkin katılımın baştan kabul edilmesini istiyor. Ayrıca takvime bağlı müzakere, geçmiş yakınlaşmaların korunması ve yeni sürecin Kıbrıs Türk tarafının sorumlu olmadığı nedenlerle çökmesi halinde değişmeden statükoya dönülmesini engelleyecek güvenceler talep ediyor.

Rum tarafı siyasi eşitlik kavramını kabul ettiğini söylüyor ancak önceden belirlenmiş sonuçlar veya kalıcı tıkanma mekanizmaları olarak gördüğü düzenlemelere karşı çıkıyor. Bu farklılık, New York programına bir toplantı daha eklenip eklenemeyeceği tartışmasından çok daha büyük önem taşıyor.

Güven Ortamını Zehirleyen Yazılı Talep

Üçlü toplantı tartışmasına daha ciddi bir diplomatik kriz eşlik etti. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin BM Daimi Temsilciliği, daimi ve gözlemci misyonlardan Kıbrıs Türk temsilcilerle görüşmemelerini isteyen yazılı bir talep dağıttı.

Yazıda Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunulduğu ve Kıbrıs Türk temsilcilerin “ayrılıkçı oluşumun” mensupları olarak nitelendirildiği bildirildi. Bu kişilerin New York’ta üst düzey uluslararası yetkililerin bulunmasından yararlanarak görüşme talep ettikleri ve ayrılıkçı politikaları teşvik etmeye çalıştıkları savunuldu.

Rum tarafı açısından bu girişim, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınmış statüsünü korumayı ve kuzeyin statüsünün yükseltilmesi ya da dolaylı biçimde tanınması olarak yorumlanabilecek temasları engellemeyi amaçlıyor. Kıbrıs Türk tarafı ise bunu uluslararası erişimi tekelleştirme, diğer toplumun sesini kısmaya çalışma ve temsilcilerinin görüşlerini doğrudan anlatmasını engelleme girişimi olarak değerlendiriyor.

Erhürman konuyu Guterres’le görüşmesinde gündeme getirdi. Mehmet Dânâ’nın yürüttüğü temaslar dahil olmak üzere Kıbrıs Türk tarafının uluslararası görüşmelerinin engellenmeye çalışıldığını söyledi. Buna rağmen Kıbrıs Türk heyeti Rusya ve Fransa dahil çeşitli ülkelerin temsilcileriyle temaslarını gerçekleştirdi.

Rum tarafının yazılı talebinin etkisi tanınma tartışmasının ötesine uzanıyor. Guterres ve Holguín’in oluşturmaya çalıştığı güven ortamını zayıflatıyor. Bir tarafın, diğer toplumun temsilcilerini dinlememeleri için yabancı hükümetlere çağrıda bulunurken aynı anda diyalog istediğini söylemesi inandırıcı görünmüyor.

Görüşmek ile tanımak aynı şey değildir. Diplomatlar, ülkelerinin hukuki pozisyonlarını değiştirmeden tanınmayan aktörlerle, toplum temsilcileriyle ve çatışmaların taraflarıyla görüşebilir. Bu temasları engelleme girişimi, diplomatik erişimi yeni bir baskı aracına dönüştürme riski taşıyor.

Girişim ayrıca mevcut statükonun uluslararası alanda tanınan tarafa diğer topluma karşı kullanabileceği orantısız diplomatik avantajlar sağladığı yönündeki Kıbrıs Türk tezini güçlendiriyor. Bu algı, Kıbrıs Türk tarafının etkin katılım ve güvence taleplerinin genel ifadelerle karşılanmasını daha da zorlaştırıyor.

Güven Yaratmak, Güveni Aşındıran Adımları Durdurmayı da Gerektirir

Erhürman’ın görüşme sonrasında yaptığı değerlendirmede önemli bir ayrım daha vardı. Güven yaratmak, yalnızca yeni iş birliği alanları oluşturmak anlamına gelmiyor. Güveni doğrudan aşındıran girişimlerin de durdurulması gerekiyor.

Erhürman, spor alanındaki engelleri, Taşınmaz Mal Komisyonuna yönelik girişimleri, festivaller ile Barcelona futbol akademisinin gençlik kampını etkileyen müdahaleleri, ara bölgedeki ve uluslararası temaslara çıkarılan engelleri ve Kıbrıs Türk tarafının tek yanlı gördüğü Avrupa Parlamentosu kararlarını örnek gösterdi.

Bunlar Kıbrıs Türk tarafının şikayetleridir ve otomatik olarak BM tarafından doğrulanmış tespitler şeklinde değerlendirilmemelidir. Ancak yarattıkları siyasi etki gerçektir. Toplumlardan biri diğerinin çocuklarının spor temaslarını kısıtlamaya, diplomatik alanını daraltmaya veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk yolu olarak kabul edilen bir mülkiyet mekanizmasını zayıflatmaya çalıştığına inanıyorsa resmi güven yaratıcı önlemlerin kamuoyu nezdinde inandırıcılık kazanması güçleşecektir.

Cyprus Forum çevresinde yaşanan tartışma da bu sorunu ortaya koydu. Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Mehmet Harmancı, unvanının Rum tarafının baskısıyla değiştirildiği iddiaları üzerine etkinlikten çekildi. Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Haralambos Pruncos da dayanışma göstermek amacıyla katılmama kararı aldı. Böylece unvanlar konusundaki bir anlaşmazlık, toplumlar arası temas için oluşturulmuş bir fırsatı ortadan kaldırdı.

Çıkarılması gereken ders rahatsız edici ancak açıktır. Kıbrıs sorunu güven yaratıcı öneri eksikliğinden değil, güven yaratmaya çalışırken aynı anda güveni yıkan politikaların uygulanmasından zarar görüyor.

Ekim Sınavı

Holguín ekim ayında Ada’ya dönerse sınırlı ancak zorlu bir gündeme yoğunlaşmalı. Genel kabul gördüğü belirtilen altı önlem uygulama takvimlerine bağlanmalı. Geçiş noktalarındaki anlaşmazlık, karşılıklı denge gözeten bir paket çerçevesinde ele alınmalı. Taraflar siyasi eşitlik, etkin katılım, zaman sınırı, geçmiş yakınlaşmalar ve bir başka ucu açık sürecin başarısızlığa uğraması halinde ne olacağı konularındaki pozisyonlarını netleştirmeli.

Rum tarafı, Kıbrıs Türk temsilcilerin uluslararası temaslarını kısıtlamaya yönelik uygulamalarını da yeniden değerlendirmeli. Hukuki gerekçelerle savunulsa bile bu girişimler siyasi açıdan güvenin yeniden kurulması hedefiyle bağdaşmıyor. Kıbrıs Türk tarafı da hazırlık konusundaki ısrarının üst düzey siyasi temastan süresiz kaçınmanın gerekçesine dönüşmeyeceğini göstermeli.

New York bir dönüm noktası yaratmadı ancak belirleyici soruyu ortaya çıkardı. Yedi önlemden altısı gerçekten kabul ediliyorsa bunlar uygulanabilecek mi? Geçiş noktaları tartışmaya açıksa karşılıklı bir paket üzerinde uzlaşılabilecek mi? İki lider de Guterres’in çabalarını destekliyorsa bu çabayı zayıflatan uygulamalara son verebilecek mi?

Bu soruların yanıtı, Holguín’in beklenen ekim ziyaretinin son bir diplomatik girişimi hazırlayıp hazırlamayacağını veya yalnızca Guterres sürecinin tükendiğini kayda geçirip geçirmeyeceğini belirleyecek. Yeni bir fotoğraf bekleyebilir. Müzakere edilmiş bir Kıbrıs çözümünün hâlâ siyasi olarak mümkün olduğunu kanıtlama fırsatı ise beklemeyebilir.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.