Özer Kanlı: Rum-Yunan ikilisi savaş senaryoları üzerinden hayal kuruyor
04/10/2026
Gazeteci-yazar Özer Kanlı, Rum ve Yunan basınında Türkiye ile İsrail arasında olası bir çatışmanın Kıbrıs’a yansıtılmasına ilişkin gündeme getirilen senaryoları değerlendirdi. Kanlı, bu tür iddiaların kesinleşmiş bir savaş planı olarak görülmemesi gerektiğini belirtirken, olası bir çatışmanın Kıbrıs’ta yeni bir gerilim yaratabileceği uyarısında bulundu.
Kanlı'nın açıklaması şöyle:
YAZI – YORUM
RUM–YUNAN İKİLİSİ, İSRAİL’İN TÜRKİYE İLE SAVAŞA GİRMESİNİ, BUNU FIRSAT BİLEN YUNANİSTAN’IN KKTC’YE SALDIRARAK TÜRKİYE’Yİ KIBRIS’TAN ÇIKARMASINI KONUŞUYOR, HAYAL KURUYOR
Rum ve Yunan basınında gündeme getirilen, Türkiye ile İsrail arasında çıkabilecek bir çatışmayı Yunanistan’ın KKTC’ye askerî müdahale fırsatına dönüştürme senaryoları üzerinde ciddiyetle durmalıyız.
Lütfen herkes Rum medyasında çıkan şu haberi dikkatle okusun:
“Yunan siyasetçiler ve analistler artık açıkça, İsrail’in Kıbrıs’taki Türk kuvvetlerini vurması hâlinde Yunanistan’ın bütün gücüyle harekete geçmesi ve bu fırsatı adadaki mevcut durumu kalıcı biçimde değiştirmek için kullanması gerektiğini savunuyor. Bu düşünce artık marjinal çevrelerle sınırlı değil. Atina ve Lefkoşa’daki siyasi liderler ve strateji çevreleri bunu açıkça dile getiriyor.
Bu gelişmelerin arka planında, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin hızla kötüleşmesi bulunuyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 24 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda Erdoğan’ı teröristleri barındıran, Kuzey Kıbrıs’ı yasa dışı biçimde işgal eden ve Yunanistan’ın egemenliğini düzenli olarak ihlal eden bir ‘tiran’ olarak nitelendirdi. Ağustos ayında Suudi Arabistan ve Pakistan ile İslam dünyasını kapsayan Mekke Savunma Paktı’nı kuran Erdoğan ise iki gün önce İsrail’i ‘soykırımcı bir zihniyete’ sahip olmakla suçlamıştı. Ardından karşılıklı sert açıklamalar her gün devam etti.
Atina’daki analistlerin şimdi üzerinde çalıştığı senaryo şöyle: İsrail, Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki veya işgal altındaki Kıbrıs’taki askerî tesislerini vurur; Yunanistan da 1974’ten bu yana süren işgali kalıcı biçimde sona erdirmek için İsrail’in yanında yer alır. Yunan Çözümü Partisi lideri Kiryakos Velopulos, 29 Eylül’de Real FM’e yaptığı açıklamada bunu doğrudan dile getirdi: ‘İsrail ile Türkiye Kıbrıs’ta çatışırsa, biz de otomatik olarak Türkiye’yi vurmalıyız.’”
Bu tür yorumları hemen kesinleşmiş bir savaş planı saymak doğru olmaz. Ancak “Bir çatışma çıkarsa biz de saldırır, adadaki durumu değiştiririz” anlayışının taşıdığı tehlikeyi küçümsemek de büyük hata olur.
Kıbrıs, üzerinde Kıbrıs Türkü ile Kıbrıs Rumu ağırlıklı olmak üzere insanların yaşadığı, küçük sayılamayacak bir adadır. Burada çocuklarımız, evlerimiz, okullarımız, ortak geleceğimiz vardır. Harita başında kolayca kurulan savaş cümlelerinin bedelini önce bu adanın insanları öder.
Dolayısıyla öncelikle Rum komşularımız bu tip yorumlar karşısında kayıtsız kalmamalıdır. Türkiye’nin gücünü iyi bilmelidir herkes.
Ancak Kıbrıs Türk halkı da bu yazılanlar nedeniyle uyanık ve dikkatli olmalıdır. Çılgınlık yapmak isteyen çıkabilir. Güvenliğimizi, haklarımızı ve egemenliğimizi ilgilendiren gelişmeleri soğukkanlılıkla takip etmeli; Türkiye ile yakın istişare ve dayanışma içinde hareket etmeliyiz. Savunma hazırlığımızı korurken diplomasi kanallarını açık tutmalı, halkımızı doğrulanmış bilgilerle bilgilendirmeliyiz.
Barış istemek, tehlikeyi görmezden gelmek değildir. Güvenlik konusunda kararlı olmak da savaş istemeyi gerektirmez. Sorumlu bir yönetimin görevi, halkını korumak ve çatışmayı önlemek için bütün imkânları birlikte kullanmaktır.
Kıbrıs’ta da barışçı, gerçekçi bir çözüm anlayışına ihtiyaç vardır. Savaşa değil. Bu ada bölgeye ve dünyaya örnek olabilir. Tabii Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesini, egemen eşitliğini, güvenliğini ve devletinin statüsünün Rum devleti ile eşit olduğunun tescil edilmesi talebini görmezden gelen bir yaklaşımın kalıcı uzlaşma üretmesini bekleyemeyiz. Ancak doğru yola gelinir, Rum–Yunan ikilisi Kıbrıs’taki gerçekçi bir antlaşmanın kendilerine de büyük yarar sağlayacağını anlarsa Kıbrıs’ta bir antlaşmaya varılması kolayca mümkün olur. Elbette Kıbrıslı Rumların kaygıları da dikkate alınmalı, dinlenmelidir ama Rumların bugüne kadar bize yaptıkları haksızlıklar, saldırılar karşısında, inanınız, bizim pek çok konuda onlardan çok daha fazla kaygı duyma ve önlem isteme hakkımız vardır.
Diplomasi, yıllardır tekrarlanan saçma BM kararlarından, sözlerden kurtularak doğru, gerçekçi, somut sonuçlara ilerlemelidir. Güveni aşındıran uygulamalar azaltılmalı; günlük yaşamı kolaylaştıran iş birliği, kriz anlarında doğrudan iletişim ve karşılıklı güvenlik kaygılarını ele alan temaslar geliştirilmelidir. Rum tarafı, zaten çok çok az olan güveni tamamen yok etmek için yaptıklarından süratle vazgeçmelidir.
Kıbrıs’tan Filistin’e, Ukrayna’dan dünyanın diğer çatışma bölgelerine kadar savunmamız gereken anlayış budur: İnsan hayatını koruyan, hakları makul, mantıklı bir şekilde gözeten, sahadaki gerçekleri dikkate alan ve uygulanabilir uzlaşmalar arayan bir diplomasi.
Kıbrıs Türkü uyanık olmalı, kendi içinde sağduyuyu korumalı ve geleceğine, devletine, egemenliğine, güvenliğine, Anavatan Türkiye ile sıkı ilişkilerine sahip çıkmalıdır. Savaş söylemine vereceğimiz cevap, güvenliğimizde kararlılık, diplomaside tutarlılık ve barış arayışında ısrar olmalıdır.
Biz çocuklarımızın yeni savaşların tanığı olmasını istemiyoruz. Onlara güven içinde yaşayabilecekleri bir ülke ve komşularıyla huzur içinde ilişki kurabilecekleri bir gelecek bırakmak istiyoruz.























































































































































































