Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
03/02/2013
Sibel Siber
1931 yılında Rumların, Enosis amacıyla başlattıkları isyan, yeni bir çıkmaza sürükler Türk Toplumu’nu… İsyanı bahane ederek, sadece Rumlara değil, Kıbrıslı Türklere olan baskılarını da artırmıştır sömürge yönetimi… Kavanin Meclisi kaldırılır, birçok anayasal hak kısıtlanır. Seçimle başa gelen Meclis’teki Türk üyeler artık mebus değildir. Yani toplumun hükümette temsilcisi kalmamıştır. Halkta derin bir umutsuzluk vardır… İşte o günlerde, toplumun ileri gelenleri, Kardeş Ocağı’nın sohbet odalarında bu sıkıntıları dile getirmektedir, çözüm yolları aranmaktadır. İçinde bulunulan çıkmazın sorumlusu olarak, hükümete yakın duruş sergileyenleri suçlayanların yanında, esas suçun toplumda olduğuna inananların sayısı da az değildir.
O günlerde, Zeka Bey’in, 1931 tarihli Söz gazetesinde yazdığı bir sohbete kulak verelim:
-Hiç bilmem, acaba bu gidişle bu adada halimiz neye varacak?
-Azizim, bence Cemaatimizde hayır yoktur. Bu millet icin ne yapılsa boş…
-Cemaate niye suç buluyorsunuz? Başta olanlarımız kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler ki…
-Bu adayı bırakıp gitmekten başka bir çaremiz yok. Zaten çoğu göç ediyor.
-Bu şekilde konuşmalar cemaatimize hiçbir fayda sağlamaz. Birlik ve beraberlik içinde hareket etmeliyiz… Buna ihtiyacımız vardır.
-Bazılarımız ancak cemaat halinde yaşayabileceğimizi unutarak, kendi şahsi mali vaziyetini yoluna koymakla geleceğini garantilemiş olduğunu zannediyor, kendimizi ve ailemizi kurtardıktan sonra milletdaşlarımızın önemi yok farz ediyor, bu tarzda düşünürsek, birlik olmazsak yok olacağız.
Kıbrıslı Türklerin tarihinde, karamsarlıklar, ağır özeleştiriler, umutsuzluk ve göçler hep
olmuştur ne yazık ki! 1930’larda, Kardeş Ocağı’nın sohbet odalarında dillendirilen bu şikayetlerin ve karamsarlığın, günümüz yakınmalarından pek farklı olmadığını görmekteyiz… Ekonomik problemler, geçim derdi, işsizlik… O günlerde, okuma odasında Con Rifat’ın Masum Millet gazetesindeki şu köşe yazısını okur kulüptekiler: “Herkes oğlunu doktor, eczacı, mühendis ve öğretmen görmeyi arzu ediyor. Böyle olunca da mektepten çıkan gençler, işsiz sokaklarda dolaşıyor. Halbuki sanat okullarına ağırlık vermeliyiz…Aksi halde bu sefil hayattan kurtulmamız mümkün değildir…” Bir başka yazısında ise şöyle demektedir Con Rifat: “Çarşıya önem vereceğimize, çıkar yolunu devlet kapılarında aradık. Şimdi, hükümet bizleri gerçekten kalkındırmak istiyorsa, sanat okullarına öncelik veren bir eğitim sistemine gitmek zorundadır”
1933 yılı!… Türkiye’de, Cumhuriyetin10.yılı kutlanacaktır. Türkiye’ye karşı büyük bir sevgi duyan ve orada neler olup bittiğini sürekli izleyen toplumda, bu olay büyük bir heyecan yaratır....10.yıl törenlerine katılma arzusu büyüktür. Ankara’da mutlaka Kıbrıslı Türkleri temsil edecek bir heyet bulunmalıdır. Tek örgütlü yapısı Kardeş Ocağı’dır ve gidecek olan heyet orada belirlenir. Dönemin ileri gelenlerinden; Tabak Hilmi Efendi, Kemal Bey, Dr.Pertev, Baytar Orhan ve ismi bilinmeyen iki üye, büyük bir sevinç ve heyecanla, Ankara’nın yolunu tutarlar; ama, ne yazık ki beklemedikleri bir durumla karşılaşırlar.Tören sırasında tutuklanırlar ve 24 saat nezarette tutulurlar. Gerekçe ise kendilerine şöyle açıklanır: “İngiliz pasaportlu, Türkçe konuşan bir takım kişiler, uzaktan Atatürk ve İnönü’nün resmini çekmişlerdir.”
Heyet, muhtemelen İngiliz casusu zannedilmiştir. Bu olay, o devirlerde Türkiye’de, gerek halkın gerekse çoğu resmi görevlinin, Kıbrıs’la ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığını açıkça göstermektedir.
Haziran 1938 yılında, Kıbrıs’ı ziyaret eden Hamidiye gemisi, büyük bir coşkuyla karşılanmış, adanın her yerinden binlerce Kıbrıslı Türk, Mağusa limanına, gemiyi karşılamaya gitmişti . Dönemin İngiliz Valisi Palmer, Britanya Koloniler Bakanı’na göndediği mektupta bu konuyla ilgili şöyle der:
“Efendim, Türk Denizcilik Eğitim gemisi, Hamidiye gemisinden 70 subay ve er Lefkoşa’ya vasıl olmuş. Kardeş Ocağı üyeleri ve yardımcı Türk konsolosu tarafından karşılanmışlardır. Ayrıca 10.000 civarında halk da coşkulu sevgi gösterisinde bulunmuşlardır. Ziyaretçiler trenden iner inmez doğrudan Kardeş Ocağı’na gitmişler ve Kardeş Ocağı’nda ağırlanmışlardır. Bu ağırlama sırasında, Kardeş Ocağı önünde yaklaşık 3000 kişi toplanmış ve heyete sürekli alkış tutmuşlardır.” Yine aynı mektupta misafirler onuruna Kardeş Ocağı tarafından akşam yemeği verildiği de yazılmıştır. Bu ziyaretle ilgili olarak Vali, 30 Haziran 1938’de, İngiltere’nin Ankara büyükelçisine de bir mektup göndererek, Kıbrıslı Türkler arasında artan Atatürk milliyetçiliğinden endişe ettiğini belirtmiştir. Mektup şöyle başlamaktadır:
“Sevgili Loraine,
Hükümete sıkıntı yaratan bir konuda bana yapabileceğin herhangi bir yardıma müteşekkir kalacağım. Bildiğin gibi Kıbrıs’ta birkaç yıldır Enosis taraftarları çoğalmakta ve milliyetçilik akımları da gizli bir şekilde gelişmektedir. Bu durum 1931’deki sorunlarımızdan kaynaklanmaktadır. Adada nüfusun yaklaşık olarak beşte birini oluşturan Kıbrıslı Türkler, daha önce Rum Ortodoks mücadelesine karşı hükümetimizi desteklemişti. Son dönemlerde, Kıbrıslı Türkler arasında ortaya çıkan hükümet aleyhtarı davranışlar; gazeteci siyasetçiler ve küçük bir çevre ile sınırlı kalmıştı. Şahsi çıkarları için veya meşhur olma sevdasıyla kışkırtılan bu kişiler, Kıbrıs hükümetinin politikalarına saldırmaya ve ortamı son derece zararlı bir şekilde Türkiye’deki Atatürkçü ortamla karşılaştırmaya kalkmışlardır. Türkçe olarak basılan iki gazete ‘Söz’ ve ‘Ses’ bu toplumun sözcüleri olmuş ve uzun süre Evkaf Dairesi’ne yapılan saldırılar ve ‘Anavatan’(Türkiye için söyleniyor) ve Atatürk’ümüz ifadelerinin kullanımı ile birleşen Türk milliyetçilik hareketine kendilerini bahşetmişlerdir….”* Mektubun devamında, milliyetçilik akımından duyduğu rahatsızlığı ifade eder Vali. Bunun için de, Türkiye’den gelen Cumhuriyet gazetesine sansür uygulanması ve Kıbrıs’a sokulmaması için yardım talep eder.
1940’lara geldiğimizde, Kıbrıs’ta Yankı isimli gazeteyi çıkarmaya başlar Fadıl Niyazi Korkut… Gazetesinde, toplumun her zamankinden çok birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu belirtir. İngiliz Sömürge İdaresinden, toplumsal haklarımızı alabilmek için mücadele etmek gerektiği üzerinde durur ve Kıbrıslı Türklerin ihmal edilecek bir azınlık olmadığına vurgu yapar. İngiltere Avam Kamarası’nda konuşan bir İngiliz milletvekilinin şu sözlerini gazetesine taşır: “Hakiki demokrasi, çoğunluğun azınlığa hüküm etmesi demek değildir. Herkesin hüküm sürmesi demektir.”
Adanın her tarafından, hatta uzak köylerden üyeleri vardı Kardeş Ocağı’nın. Çoğunluk, devlet memuru, üst kademe yöneticisi , tüccar, hakim, avukat ve öğretmenlerden oluşuyordu. Hakim Zeka Bey, Hilmi Bey, Şemsi Bey, Başöğretmen Nazım bey, Tevfik İleri. İşadamları, Tabak Hilmi Efendi, Yağcı Ahmet Efendi, Hasan Fahri Uzman, Şükrü Veysi, Faruk Veysi. Diş hekimi Saffet bey, Dr.Tahsin Özmen bey, Marangoz Şakir bey ve Tüccar İrfan bey bu üyelerden bazılarıydı.
Toplum, her dönemde ister istemez kendini Rum toplumu ile karşılaştırmaktadır. Nüfus olarak üstünlüğü olan Rum toplumunun her alanda yetişmiş insan sayısı çok daha fazlaydı. A.Pertev, 1947 tarihli Halkın Sesi gazetesinde yaptığı kıyaslamada Rum toplumunun üstün olduğu alanları şöyle sıralar: 1- Nüfus 2- Milli servet 3- İçtimai ve iktisadi seviye 4-Ticaret ve sanat. Yine Avukat Hakkı Süleyman, Kıbrıslı Türklerde 3 avukata karşılık, Kıbrıslı Rumlarda 200’ den fazla avukat olduğunu dile getiriyordu Halkın Sesi gazetesindeki bir yazısında. Bunun nedenlerinden biri de, Türkiye’de hukuk tahsili yapanların, Kıbrıs’ta avukatlık yapmalarının yasalarca engellenmesiydi. Sömürge döneminde, hukuk diplomasının İngiltere’den alınması şarttı.
Bir taraftan da adada gelişen olaylar, Eoka faaliyetleri toplumun endişelerini artırmaktaydı. Rumların Enosis mücadelesi sonucu, İngilizlerin Kıbrıs’ı Rumlara bırakabileceği endişeleri artmıştı. “İngiliz çekip giderse, Kıbrıslı Türkler, Rumların insafına mı terkedilecekti?” Lozan Antlaşması’nda bu konuyla ilgili bir madde yoktu. Kıbrıs’a muhtariyet verilmesi veya Yunanistan’a ilhakı gibi çözümler, Kıbrıslı Türklerin sonu anlamına gelmekteydi.
Lozan Antlaşması TBMM’de oylanırken, Atatürk’ün ısrarlarına rağmen antlaşmaya red oyu veren milletvekili Hüseyin Sırrı Bellioğlu Kıbrıslıydı. Bellioğlu, İlk orta ve lise öğrenimini Kıbrıs’ta tamamladıktan sonra, üniversite için Türkiye’ye gitmiş ve mülkiye’den mezun olduktan sonra çeşitli devlet kademelerinde hizmet vermiş ve TBMM’nin 1. Dönem İzmit milletvekili olarak görev yapmış bir şahsiyetti. Daha sonra Ekonomi bakanı da olan Bellioğlu’nun, Lozan Antlaşması’ndaki Kıbrıs ve on iki adalar maddesi ile ilgili muhalif görüşleri vardı. Belki de Kıbrıslı olması nedeniyle, bu maddeye karşı özel bir hassasiyeti vardı ve İsmet İnönü ile anlaşmazlığa düşmüştü. İngiliz, Kıbrıs’tan bir gün ayrılmaya karar verirse, eski sahibine iadesinin de antlaşmaya eklenmesini istiyordu Bellioğlu. Bu isteği gerçekleşmedi. İnönü hükümeti döneminde gazetelerde yazdığı muhalif görüşler ve hükümet aleyhine yaptığı ağır eleştiriler sonucu “Hükümet aleyhine tahrik ve hükümetin manevi kişiliğine hakaret suçundan 1941 yılında tutuklanmış ve 9 yıl 4 ay hapse mahkum edilmişti” Mahkumiyeti bittiğinde 75 yaşındaydı. Bellioğlu’nun ısrarcı olduğu o madde Lozan antlaşmasına konabilseydi, tarihimiz nasıl şekillenecekti acaba?… O günlerde toplumdaki en büyük endişe, “İngiliz giderse Enosis gerçekleşecek” korkusunun yerine nasıl bir ruh hali egemen olacaktı toplumda kimbilir…
Yıl 1943. Halkın morali yine bozuk… Ve bu morali yüksek tutmak, halka güven vermek için, kırgınlıkları bir tarafa bırakıp artık örgütlenmesi gerekiyordu toplumun. O yıl, M.Necati Özkan, Dr.Fazıl Küçük, Necmi Avkıran ve Şükrü Veysi’nin yaptığı çağrı üzerine bir toplantı gerçekleşir ve Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) kurulur. Amacı, Kıbrıslı Türk azınlığın haklarını korumaktır. Başkanlığına avukat Fadıl N. Korkut seçilir. Bir süre sonra Dr.Fazıl Küçük bir takım anlaşmazlıklar sonucu, KATAK’tan ayrılır ve bir yıl sonra Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi’ni kurar. Bu iki parti arasında görüş ayrılıkları dikkati çekmektedir. O dönem, Söz ve Halkın Sesi gazetelerindeki köşe yazılarında, bu derin görüş ayrılıkları açıkça görülmektedir.
İşte, tam bu dönemde Dr. Fazıl Küçük, Kardeş Ocağı üyeliğine müracaat eder; fakat, kabul görmez. Dr. Küçük çok kırılmıştır, bu konuyla ilgili Halkın Sesi gazetesindeki köşe yazısında şöyle der: “95 reyden 62’si kabülümü, 33’ü tehlikeli bir adam olduğumu ve binaenaleyh kapı dışı tutulmamı muvafık görmüşlerdir. Fakat yine, bu ekseriyet karşısında kulübün nizamnamesi, reyleri kafi görmemiştir…Demek oluyor ki cemiyet içinde esnaf çocuklarının yaşama hakkı yoktur…” Aslında esas nedenin Dr. Küçük’ün KATAK’a muhalif duruşu olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Kardeş Ocağı’nda bugün de hala geçerli olan bir oy verme sistemi vardır. Bir ret oyu iki kabul oyunu götürmektedir.
“Bu toplum, büyük siyasi ayrılıklar içinde varlığını sürdüremeyecek kadar küçük bir toplumdur. Ne kadar farklı görüş ve düşünce içinde olunursa olunsun, yine de toplumsal çıkarlarda birlik ve beraberlik şarttır” görüşü öne çıkmaktadır. Rum toplumundaki EOKA faaliyetlerinin başladığı yıllardı ve bu dönemde de her zamankinden çok birlikteliğe ihtiyacı vardır toplumun. Kıbrıs Türkleri, 28 Aralık 1947’de Lekoşa’da Ayasofya Meydanı’nda büyük bir miting düzenlenmiş; kalabalık,“Kahrolsun ilhak ve Muhtariyet” sloganları atmıştır.
“Maalesef Lefkoşa’da yaşayan 10000 Türk’ün tek bir tiyatrohanesi veye sinemahanesi yoktur. Sene başını kutlamak için Rum sinemalarına akın ediyoruz. Bu ayıbı gidermeliyiz” Kardeş Ocağı’nın okuma odasında, üyelerin ellerinde tuttukları 1948 tarihli Ateş gazetesi, işte bu konuyu irdelemektedir o gün. Toplum yaşamında koşulların her türlü olumsuzluğuna karşın; halkın, özellikle de başkentlilerin bir eğlence mekanına ihtiyaç duyduklarını anlıyoruz. Fakat gerçekte toplumun morali bozuktur…Birlik ve beraberlik ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır.
8 Eylül 1949’da, Kardeş Ocağı bir tarihi güne daha ev sahipliği yapar. Toplumun birlik ve beraberliği için tüm kurum ve kulüplerin birleştirilmesi için toplantı düzenler. Toplantıda, aslen Kıbrıslı olup İstanbul’da yaşayan ve Kıbrıs’ı ziyarete gelen Dr.Derviş Manizade bir konuşma yapar. Tüm kurumlar “Kıbrıs Türk Federayonu Kurumları” adı altında birleştirilir.Bu kurumlar şunlardır: Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği, Tatlı su Birlik evi, Çetinkaya Türk Spor Birliği, Halk Kulübü, Mağusa Türk Ocağı, Lefkoşa Yoksullar Kurumu, Baf Ülkü Yurdu, Girne Halk Evi, Larnaka Tuzla Demir Spor, Limasol Terakki Kulubü, Limasol Türk Spor Kulübü, Lefke Türk Spor Kulübü, Lefke Türk Kulübü, Kıbrıs Türk Öğretmenler Kurumu, Larnaka Türk Ocağı, Lise Mezunlar Birliği, Bayanlar Varlık Kulübü, Luricina Türk Çiftçiler Birliği, Lüricina Türk Gençler Ocağı, Viktorya Mezunlar Kurumu. Bu federasyonun başkanlığına Faiz Kaymak getirilir. Bu toplantıda çıkan kararlar sonucu KATAK ve Milli Türk Halk Partisi de birleşerek, Kıbrıs Milli Türk Birliği kurulur ve başkanlığına Dr. Fazıl Küçük getirirlir.
Tarihin farklı dönemlerinde hissedilen hep aynı korku!...Yok olma korkusu…Ve, buna karşı geliştirilen büyük bir direnç… Birlik ve beraberlik ruhu… Bu muydu onları güçlü kılan…? Tarihin birçok döneminde, her türlü imkansızlığa rağmen, varlığına, kimliğine yapılan tüm saldırıları göğüslemesinin altında yatan güç bundan mı kaynaklanıyordu?
Kardeş Ocağı’nın üyelerinden, Başhakim Zeka Bey’in damadı, eski sağlık bakanı avukat Oktay Feridun’u dinliyoruz:
“1941 yılında üye oldum. Toplumu ilgilendiren konularda adeta bir meclis gibiydi Kardeş Ocağı. Gerek Türkiye, gerekse diğer dış ülkeler ile olan temaslarda bir istişare ve karar alma yeri idi. Türkiye’den adamızı ziyarete gelen ileri gelenler, mutlaka Kardeş Ocağı’nı ziyaret ederlerdi. İngiliz Sömürge idaresi döneminde de Kardeş Ocağı, Türkiye Cumhuriyeti’nin protokolündeydi. Ada’ya yapılan tüm resmi ziyaretlerde mutlaka ziyaret edilmekteydi. 1939 yılında adayı ziyarete gelen Türk konsolos İrdelp Bey de Kardeş Ocağı’nı ziyaret etmiş. 1948’de öğretmen kafilesiyle Kıbrıs’a gelen Hasane Ilgaz, üyelerin aydın ve uygar kişiliğinden çok etkilenmişti. Belediye seçimleri, parti kurma toplantıları ile diğer milli konulardaki toplantılara ve karar üretilmesine de ev sahipliği yapıyordu.” Gülümseyerek bir anısını daha aktarıyor bizlere: “Lefkoşa Belediye üyeliğine her sene rahmetli tüccar Hasan Fahri Uzman bey seçiliyordu. Bir seferinde, Hasan Fahri Bey, ‘artık ben istemiyorum, başkası da görev alsın’ diye her tarafa haber yaydı. Seçim günü, Kardeş Ocağı’nda, kimlerin aday olacağı tartışmaları ve uzun münakaşalar yapılırken, Hasan Fahri Bey kulağıma eyilerek ‘Be Feridun Bey, bu iş benim gücüme gidiyor, artık beni istemiyorlar’ dedi. Ben hayretle ‘ama siz aday olmak istemiyorum demiştiniz’ deyince ‘E..., biraz naz edelim dedik be yahu!’ dedi. O gün Hasan Fahri Bey oy birliği ile yeniden seçilmişti.”
“İlk EOKA bombaları atıldığında Kardeş Ocağı’ndaydım” diyor emekli öğretmen Aydın Samioğlu.1953 yılında, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olunca üye olmuş Kardeş Ocağı’na. Kulübe nasıl üye olduğunu ve üyelik kurallarını anlatıyor. Bu kural ta kuruluşundan günümüze kadar hiç değişmemiş. Önce bir müracaat formu dolduruluyor, sonra bir üyenin tavsiyesi gerekiyor. İki üye tarafından onaylandıktan sonra kapalı zarf usülü ile üyeler arasında oylamaya geçiliyor. İlginç bir not aktaralım. Oylamadaki bir hayır oyu, iki evet oyunu götürebiliyor. Neticede oylama sonucuna göre üye kabul ediliyor. Eğer üye olmayan birisi Kardeş Ocağı’nı ziyaret edecekse, o kişi ‘misafir’ statüsünde kabul ediliyor ve misafiri davet eden üye ile misafir, misafir defterine isimlerini yazarak imza atıyorlar.
Peki neler konuşurlardı, en çok kimlerin sohbetleri dinlerlerdi o yıllarda?
“Başhakim Zeka Bey’i dinlerdik” diyor. “Evkaf meselesi, Enosis ve okullarımızdı en çok konuştuklarımız, Evkaf idaresinin toplumumuza verilmesini istiyorduk. Bu mücadele hep sürdü. Sonunda uzun mücadeleler sonucu, Dr.Fazıl Küçük, Evkaf yönetiminin toplumuza geri verilmesini sağlamıştı… Niye bir tek lisemiz var gibi tartışmalar yapardık. Çoğunlukla sorunlarımızın tesbiti ve çözüm bulma arayışlarıydı konularımız.” O dönemlerde, Cemaatın beklentilerinden birinin de, Victoria Kız Lisesi’ne Türk müdür atanması olduğunu öğreniyoruz.
Adıyla özdeşleşmiş bu Ocak’ta, kuruluşundan beri onu saygın kılan, üyelerinin hangi siyasi düşünceye sahip olursa olsun; tartışma kültürü, hoşgörüsü ve demokrasi anlayışıdır diyebiliriz. Değişik dönemlerde, değişik tartışmalar, farklı görüşler; ama, her dönemde ortak felsefe, ortak arzu ve ortak düşünce hep aynı olmuş… Bu adada; kendi kimliğimizle, kendi kültürümüzle var olmak, kendi kendimizi yönetmek ve gelecek nesillere, güzel bir yurt bırakabilmek!…Kısacası, Kardeş Ocağı’nın sakinleri değişmekte zaman içinde; ama, doğamızın veya kaderimizin gereği olsa gerek, konuşulan konular, dillendirilen şikayetler neredeyse hep aynı!…
Kaynak:
1-Kıbrıs Türk Kültürü Makaleler, Harid Fedai
2-Başhakim Zeka Bey, Harid Fedai
3-Eski Şeyler, Ahmed Raik- Yayın: Harid Fedai
4-Kıbrıslı Türklerin Siyasal Tarihi, Ahmet An
5-Örnekleriyle Kıbrıs Türk Basın Tarihi, Harid Fedai-Ahmet An
6-Kıbrıs’ta Masum Millet Olayı, Harid Fedai
7-Hilmi Refik (Özel arşiv)
8-Oktay Feridun(Özel arşiv)
9-Ali Nesim(Özel arşiv)
10-*Söz gazetesi Bağlamında Mehmet Remzi Okan’ın yazılarında vatan kavramı, Ulvi Keser.
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- Tremeşe ve Köklerimiz
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































