Advertisement

Advertisement

Savrulan, Sürüklenen Yaşamlar…

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
25/05/2011


Sibel Siber Sibel Siber


Larnaka’da inşaat işçisi olarak çalışıyordu… Uzun süredir kendini iyi hissetmediğini, fakat kötü bir hastalığı olmasından korktuğu için doktora gitmeye de çekindiğini söyledi. Şikâyetlerinin devam etmesi üzerine, yakınlarının da baskıları sonucu o gün nihayet muayeneye gelebilmişti.
Muayenesini bitirdikten sonra, merak edilecek bir rahatsızlığı olmadığını ve tedaviyle düzeleceğini söyleyerek reçetesini uzattım. Reçeteyi eline alınca bir süre düşündü ve,
“Aslında doktor hanım, bana bir başka doktor da ilaç yazmıştı ama almadım. Bir bakar mısınız…?” diyerek cebinden küçük, buruşuk bir kağıt parçası çıkarıp, uzattı. Kağıdı elime alınca çok şaşırmıştım; çünkü kağıtta yazılan tedavi ile benim verdiğim tedavi tamamen aynıydı. Aynı teşhis için her doktorun farklı tedavi yöntemleri veya tercih ettiği farklı ilaçlar olabilir; fakat, o doktorla hem aynı teşhisi koymuş hem de aynı ilaçları yazmıştık.
Ben, “bu doktor kim acaba?” diye düşünürken, karşımda oturan hasta da meraklı gözlerle bana bakıyordu.
“Benim size yazdığıım ilaçların aynısını yazmış size… Kim bu doktor?” diye sordum “Bizde, inşaatta çalışıyor…” dedi. Söylediğine anlam veremediğim için, “Yok, yok doktoru sordum… Kim bu doktor?” diye tekrarladım sorumu. O ise hiç istifini bozmadan “İnşaatta çalışıyor” dedi yine.
Sonra hikayesini anlattı doktorun. İranlıymış; İran’da Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş. Rejim karşıtı olduğu için, ülkeden kaçmak zorunda kalmış. Diplomasını da onaylatamadığı için, mesleğini yapamıyormuş, şimdi ise mülteci olarak geldiği Larnaka’da yaşamını sürdürmek için inşaat işçiliği yapıyormuş. Bunları anlattıktan sonra şöyle devam etti:
“Uzun ve acıklı bir hikayesi var… Bizimle kızgın güneş altında tuğla örüyor, beton döküyor, gerçi alışık olmadığı için elleri yara bere içinde, pek beceremiyor inşaat işçiliğini ama yine de azimle çalışıyor… Şikayetlerimi dinlemişti geçenlerde ve beni orada, inşaat alanında muayene ederek bu ilaçları yazmıştı, pek güvenememiştim doğrusu ama şimdi….” diyerek sustu. Belli ki çok etkilenmişti…
Benim ise tüylerim diken diken olmuştu; dalıp gitmiştim… Kimbilir ne hayallerle, ne umutlarla okuyup bitirmişti fakülteyi… Hastane koridorlarında beyaz önlüğü ile koşuşurken, bir gün, bir başka ülkenin sahil kasabalarından birinde inşaat işçisi olarak çalışacağını aklına bile getirmemişti…
Bunları düşünürken, daha önce yaşadığım, buna benzer bir olayı daha hatırlamıştım. Yaşlı bir hastanın yardımcısı yabancı uyruklu bir bayanla konuşurken, tıbbi terimleri gayet iyi bilmesi dikkatimi çekmiş ve çok şaşırmıştım. Mesleğini sorduğumda ise, “Çocuk Doktoruyum” demişti. Bir süre gece kulübünde de çalıştığını anlatırken, “Çok farklı hayallerim,umutlarım vardı…”diyerek , hıçkırıklara boğulmuştu…
***
Dr. Bülent Dizdarlı, “Güneşe Kaçmak” isimli kitabında, anlattığı hikaye ile tam da bu yaraya parmak basıyor…
Çeşitli nedenlerle ülkelerini terk etmek zorunda kalan birbirinden farklı yaşamlar ve bu yaşamların ülkemizde kesişen yolları… “Mülteci” olarak adlandırılıp genelleme yapılan, ama aslında duygularıyla, acılarıyla, kederleri ve umutlarıyla herşeyden önce insan olan yaşamları irdelemiş Dizdarlı, bu bir solukta okunacak kitabında.
Kendi öz yurtlarından koparılan, kopmak zorunda kalan ve başka başka diyarlara sürüklenen yaşamlar, ağır bedeller ödüyorlar, acılar çekiyorlar, insanlık dışı muamelelere maruz kalıyorlar… Ve, insan ticareti, bir insanlık ayıbı ve kanayan bir yara olarak duruyor yanıbaşımızda…

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Sibel Siber

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.