Dokuz Numaralı Hasta ve Strateji
23/02/2011
Sibel Siber
Dokuz numaralı hastanın tetkiklerini inceler incelemez, Doktor’un keyfi kaçmış, morali bozulmuştu; çıkan sonuçlar iyi değildi… Dokuz numaralı hasta, bir hafta önce yatmıştı servise ve maalesef, tüm uğraşlara rağmen bir türlü tedaviye istenilen yanıtı vermiyordu.
Hasta başında olunmadığı zamanlarda, genelde yatak numaralarıyla anılırdı hastalar… Hastane koridorlarında, hemşire odalarında, asistan odalarında şu sözler sıklıkla duyulurdu: “Üç numaranın ateşi yükseldi… Beş numara bugün yemeğini yemedi..Yedi numaranın göğüs ağrısı oldu…Sekiz numara dün akşam uyuyamamış…”
Gerçekte ise, hastaları, sağlığına kavuşturmak için uğraş verirken, onların iyileşeceğine dair bir umut ışığı yakalamanın sevincini yaşarken ve dinlerken şikayetlerini; hafızalardaki numaralar siliniyor, yerini sımsıcak duygular alıyordu… O sırada, yedi numara Mehmet Bey’e, beş numara, Serpil Hanım’a, üç numara, sevimli genç kız Yasemin’e dönüşüyordu…
Onkoloji Servisi’nde yatan Ömer Bey de, Servis’teki çalışanların, kendi aralarında konuşurken, kendisinden ‘dokuz numara’ diye söz ettiklerini işitmiş ve çok üzülmüştü… Gerçi, vizitlerde hep ismiyle hitap ediyor ve şefkatle yaklaşıyorlardı ona ama yine de, ‘dokuz numara’olarak anılmak, rahatsız etmişti onu…
O, bir numara değildi!...O, bir an önce iyileşip, evine, çocuklarına sevdiklerine kavuşmayı bekleyen, hayata her zaman umutla bakan, ailesinin ve tüm dostlarının sevgilisi, Ömer Bey’di… Her yeni başladığı projeyle heyecanlanan, başarıyla tamamladığı projelerinden sonsuz bir huzur ve sevinç duyan, mesleğine aşık bir Mimardı… Eşinin, ona sevgiyle her sarılışında, yaşamın güzelliğine bir kez daha inanan, seven, sevilen, özleyen, özlenen, içinde umut biriktiren bir eşti… Çocuklarını çok iyi yetiştirmeyi hayal eden, torunlarını sevip okşayacağı günleri görmek isteyen bir babaydı…
O, ‘dokuz numara’ değil, duygularıyla yaşayan bir insandı… Dostlarının oluşturduğu sevgi çemberinin merkezinde olduğu için ölümün ona uzak olduğuna inanıyordu ama zaman zaman düşünmeden de edemiyordu… Ya ölürse!… “Dokuz numara öldü!” mü diyeceklerdi sadece… Bu kadar basit miydi!..
Oldum olası, numaralarla anılmak rahatsız etmişti onu… Bir gün öğretmeni, ona okul numarasıyla seslenip yanına çağırdığında yine çok üzülmüş ve eve gelir gelmez annesine şikayet etmişti: “Öğretmenim beni tanımıyor, sadece numara olarak biliyor anne… “ demişti.
O numaralar, her şeyi basitleştirdiğine inandığı o numaralar, sevmese de istemese de hep yer alacaktı yaşamında... Hoşuna gitmemesine rağmen, adına ‘Kimlik numarası’ denilen bir başka numarayı ise, yaşam boyu taşımak zorunda kalacaktı yanında…
***
Bir güzel Ada’ya da; ruhsuz, duygusuz, sıradan bir tanımlama yapılmış değerli birileri tarafından geçtiğimiz günlerde: “Stratejik yönden önemli” denmiş… ‘Stratejik önem’: İçinde ne anne var, ne baba; ne eş, ne de sevgili; ne evlat, ne de torun… Hüzün de yok, umut da; keder de yok, şiir de; sevgi de yok, aşk da… Ada’daki yaşamın adı yok, varlığı ve kimliği yok; Ada’nın ruhu yok…Hiç olmamış, kimse yaşamamış, kimse veda etmemiş sanki… ‘Stratejik önem’ var sadece…
Tıpkı, bir canlıyı numaralayarak, ruhunu almak gibi; üzerini örten, kalıplaştıran, sığlaştıran, basitleştiren bir tanım bu…Tıpkı ‘dokuz numaralı hasta’nın yani Ömer Bey’in hissettikeri gibi… Duyguların, düşüncelerin, sevgilerin, heyecanların ve beklentilerin algılanmaması durumu… Yok sayılma!.. Derin bir yalnızlık ve hüzün… Sonsuz bir boşluk duygusu…
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































