12 Haziran Türkiye Seçimlerinin Ardından
14/06/2011
İsmail Bozkurt
Aylar, hatta birkaç yıldır merakla beklenen Türkiye milletvekili seçimleri artık yapıldı ve beklenen sonuç çıktı.
AKP’nin seçimi kazanacağı belliydi.
Daha çok, Meclis’te “anayasayı tek başına değiştirebilme"ye yeterli çoğunluğu sağlayıp sağlayamayacağı merak ediliyordu.
En azından ben öyle düşünüyordum.
Sonuçta AKP kazandı ama halktan tek başına anayasa değiştirme yetkisi alamadı.
(Ki bana göre bu çok iyi oldu. Tek bir partiye anayasayı değiştirme gücü verilmesi, her zaman risklerle doludur.)
Buna karşın, bu sonuç elbette ki AKP için başarıdır.
Çoğulcu, çok partili demokrasilerde, bir iktidar partisinin, üçüncü kez oylarını artırarak tek başına iktidar olması, takdir edilmesi gereken az görülebilen bir durumdur.
MHP ve bağımsızların da başarılı oldukları açık!
Bana göre, oylarını artırmasına karşın başarılı olamayan ve yenilgiye uğrayan parti CHP’dir.
Seçim Sonuçlarının Bize Yansıması
Kıbrıs Türk kamuoyunun 12 Haziran 2011 seçimlerinin sonuçlarını merakla beklediğini Mısır’daki Sağır Sultan bile biliyor.
12 Haziran’dan sonra buralarda çok şeyin değişeceği beklentisi olduğunu da biliyor Sağır Sultan!
Türkiye’de AKP güçlendi.
UBP ise tüm eleştirilere, iktidar olmanın bu dönemdeki dezavantajına ve DP’nin son anketine göre desteği azalmış olmasına karşın, alternatifsizliğini sürdürmekte ve bu durum onu güçlü kılmaktadır.
Ben, bu saptamalar çerçevesinde, bazı değerlendirmeler yapayım:
• UBP Hükümeti’nin yeni AKP Hükümeti ile uyum sorunu yaşamayacak, tam tersi daha da uyumlu ilişkiler geliştirecektir.
• UBP artık kendisini daha güçlü görecek ve can acıtacak adımları daha kolay atabilecektir.
• Öteden beri gündemde olan özelleştirme, yurttaşlıklar konusunda UBP daha seri ve kararlı icraatlara gidecektir.
• UBP – muhalefet ilişkileri gerginleşir, sivil toplum ayağa kalkar ama bunlar UBP’yi durduracak etkinlikte olmaz.
Ya Kıbrıs Sorununda?
Bizim kamuoyumuzda AKP’nin Kıbrıs’a bakış açısı konusunda iki zıt eğilim olduğunu da Mısır’daki Sağır Sultan’ın bildiğini söylemek mümkündür:
• Bir eğilim, “nasıl bir çözüm”den çok, “çözüm olsun da…” görüşündedir.
Erdoğan’ın “ödünler vererek” Kıbrıs’a çözüm getirmesi, bu görüşte olanların beklentisi ve en büyük dilekleridir.
• Diğer eğilim, AKP ve Erdoğan’dan kuşku durmakta, bizi gözden çıkarabileceği kaygısı ile yaşamaktadır.
Hristofyas ve adına “uluslararası camia” denenler de Erdoğan’ın “yumuşayacağı” beklentisi içinde olduğu da Sağır Sultan’ın kulağına gitmiş olmalı!
Kamuoyunun desteğini alıp yoluna daha güçlü devam etme vizesi alan AKP ve Erdoğan, bu iki eğilimden hangisine daha yakın duracak acaba?
Birine mi, diğerine mi?
Yoksa hiç birine mi?
Son Olarak
Bana göre, yaşananlar ve sürecin geldiği aşama, artık saplantılarla ideolojik yaklaşımlardan uzaklaşıp Ada gerçeklerine uygun yeni politikalar üretilmesini gerektiriyor, hatta dayatıyor.
Ödünlerle çözüm aramak boşuna çabadır bana göre!
Kimseyi bir sonuca götürmez.
AKP ve Erdoğan’ın, saplantılara ve de hele ideolojik yaklaşımlara girmesi, bu bağlamda edilgen politikalar uygulayarak ve ödünler vererek Kıbrıs sorununu çözmeye kalkışması hem mümkün değildir, hem de eşyanın doğasına terstir gibi geliyor bana!
Bakalım, göreceğiz.
- Edebiyat kimi kurtarır?
- Kıbrıs’taki yuvamız
- Petrol ile doğal gazın dayanılır/dayanılmaz ağırlığı
- Uluslararası hukuk denen şey
- Üzüm diyarının kitabı ve düşündürdükleri
- “Osmanlı Reform Sürecinde Kıbrıs”
- İşin özü egemenlik
- Siyaset ve ekonomi
- “Keşke”li bir bayram yazısı
- “Sağduyuya çağrı” nitelikli bir değerlendirme
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































