Advertisement

Advertisement

Quo vadis? (Nereye?)

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
08/03/2011


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


“Her kafadan bir ses” deyimini, daha önce de yazılarımda irdelemiş; “kaos,” “kargaşa” anlamını taşıdığı halde, demokratik anlayış bakımından bir “doğru”yu ifade ettiğini vurgulamıştım.
Bu görüşümde içten ve ısrarlıyım.
Gerçekten de demokrasiden söz edilen her yerde, herkes düşüncesini özgürce ifade edebilmeli (koşut olarak demokratik eylemler yapabilmeli), bu bağlamda başkasının düşüncelerini / eylemlerini hoşgörü ile karşılayabilmelidir.
Yalnız önemli bir konu var:
Bu “doğru,” başka bir “doğru”yu götürmemelidir.
Yani “her kafadan bir ses” demokrasinin gereğidir ama demokrasi yalnız bu değildir.
“Diyalog ve uzlaşma, “birlikte bir şeyler söyleyebilme” de demokrasinin erdemlerindendir.
Sırıtan Diyalogsuzluk / Çatışma Kültürü
Elbette ki herkes düşüncesini söyleyebilecek, eylem yapabilecek!
Söyleyebilmeli, eylem yapabilmeli!
Ancak, demokrasinin diğer doğruları olan “diyalog” ve “uzlaşma” da olabildiğince zorlanmalı, düşünce birliği sağlanmaya çalışılmalı, birlikte de bir şeyler söylenebilmelidir.
Son dönemde yaşadıklarımızı (din konusu, hükümetin uygulamaları, yapılan açıklamaları, yazılıp çizilenleri, eylemleri, grevleri), “yani her kafadan bir ses” çıkmasını; “kaos / kargaşa” değil, herkesin düşüncesini özgürce ifade edebildiği, demokratik eylem hakkını kullandığı, bu bağlamda başkalarının düşüncelerinin / eylemlerinin hoşgörü ile karşılandığı demokratik bir ortam mı saymak gerekir? Yoksa, ayrışma, ötekileşme, kaos mı söz konusu!
Elbette ki konu soyuttur. Elimizde kesin sonuç verecek fiziki bir ölçü aleti yoktur.
Buna karşın, “hoşgörüsüzlük ve ” “diyalogsuzluk,” bunun doğal sonucu olarak “uzlaşma” da olmadığı; inatlaşma / restleşme, basiretsizlik ve akıl tutulması söz konusu olduğu ayan beyan ortadadır.
Başka bir anlarımla, toplumda uzlaşma değil çatışma kültürü egemen görünüyor ve işin kötü yanı çatışma kültürü giderek yoğunlaşarak / şiddetlenerek ayrışma, ötekileşme ve kaosu besliyor.
Ulusal / Toplumsal Bellek Ve Bilincin Önemi
Yazdıklarımı izleyen okuyucularım, bir süredir, Kıbrıs Türk Halkı’nın, ciddi bir “toplumsal bellek” süreci yaşadığını dile getirdiğimi bilirler.
En hayati konularda bile halkımızda kafa karışıklığı, yorgunluk, ümitsizlik ve yılgınlık belirtileri görülmektedir.
Bir yanda yığın halindeki çözümsüz iç sorunlar; hantal, verimsiz ve kaynak tüketici kamu yönetimi; ekonomik sorunlar; yaşam ve demokrasi biçimi haline gelen popülizm; diğer yanda Varoluş Savaşımı’mızın geldiği kritik aşama söz konusudur.
Varoluş Savaşımı’mızın geldiği kritik aşama bağlamında, federal bir çözüm amaçlayan kapsamlı görüşmelerdeki Rum hedefinin (bir Rum Cumhuriyeti’ne dönüşen) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin münhasır meşruiyetini sürdürmek; anayasal değişiklik anlamına gelecek bir anlaşma ile, sözde iki-toplumlu federal bir yapılanma içinde Kıbrıs Rum egemenliğinin Kıbrıs Türk Halkı ve Kuzey Kıbrıs’a uzatılmasını sağlayarak süreç içinde Kıbrıs Türkleri’ni azınlık durumuna düşürmek; iki kesimliliği anlamsızlaştırarak Kıbrıslı Türkleri coğrafi zeminden yoksun bırakmak; 1960 Garanti Sistemi’ni ortadan kaldırarak hem Kıbrıslı Türkleri etkisiz hale getirmek, hem de Türkiye’yi Kıbrıs’tan uzaklaştırmak olduğu, yadsınamaz bir gerçektir.
Üstelik bütün veriler, Kıbrıs’a bulunabilecek olası bir çözümden sonra da Rum tarafının, Kıbrıs Türk Halkı’nı her yönden (statü, kimlik, ekonomi, kültür ve saire) eritme ve erozyona uğratma amacından sapmayacağını göstermektedir.
Ne yazık ki, (gerek iç sorunlarımız, gerekse Varoluş Savaşımı’mız bakımından) bu durumun, yaşamsal güvenlik ve siyasi çıkarlarımızla sosyo-ekonomik ve kültürel bünyemize yapacağı yok edici etkiler ya küçümsenmekte; ya küçük siyasal çıkarlara meze yapılmakta; ya da yıllar içinde oluşan şartlanmışlıklar veya paranoya dolayısı ile görmezlikten gelinmektedir.
Bu saptamalar, toplumsal varlığımız açısından ciddi bir sorunlardır.
Son Olarak
“Hoşgörüsüzlük” ve ” “diyalogsuzluğun,” bunun doğal sonucu olarak “uzlaşmazlık;” inatlaşma / restleşme, basiretsizlik ve akıl tutulmasının söz konusu olduğu bu günkü çatışma ortamı, aklı başında herkesi düşündürmelidir.
Yapılması gereken, toplumu saran ”toz dumanı” öncelikle dağıtmak; restleşme yerine hoşgörü, diyalog ve uzlaşma isteğini; çatışma kültürü yerine uzlaşma kültürünü; basiretsizlik yerine basireti; akıl tutulması yerine aklı koymaktır.
Kıbrıs Türk Halkı’nın en büyük gücü; ulusal / toplumsal belleği ve (hoşgörü, diyalog, uzlaşma ile perçinleşmiş ve demokratik toplum yapısı ile beslenen) demokratik birlikteliğini sağlayacak ulusal / toplumsal bilincidir.
Bu gücü, uzlaşma kültürün egemen olacağı çok partili yaşam, insan hakları, hukukun üstünlüğü ilkeleri ve demokratik çoğulculukla demokratik toplum yapısını zedelemeden kullanmak gerekir.
Bunu söylerken, ”toz duman içinde ferman okumanın” çok da kolay olmadığını biliyoruz.
Marifet, (hiçbir özrün başarının yerine geçemiyeceğini bilerek) kolayı değil, zoru başarabilmektir.
NOT: Yukarıdaki yazı 1 Eylül 2009 tarihinde ve bu sütunda, “AKIL TUTULMASI” başlığı ile yayımlandı. Geçen zaman pek bir şey değiştirmemiş. Yazıyı noktasına, virgülüne dokunmadan, yalnızca yeni bir başlıkla bir kez daha yayımlıyorum. İ. B.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.