Kendisi Gibi Olmayanı Ötekileştirenler ve O
29/12/2010
Sibel Siber
“Senin yemeğin nerede kızım?” dedi. Başımı kaldırdım. O; delici, keskin ve zeki bakışlarıyla bana bakıyordu. Bir anda ne diyeceğimi şaşırdım ve sadece “Acıkmadım hocam!..” diyebildim.
Hiç inandırıcı değildim; doğruyu söylemediğim her halimden belliydi. Yüzüme ateş bastığını, yanaklarımın kızardığını hissettim.
“Tüm arkadaşların yemeklerini yiyorlar… Lütfen kalk yemeğini al ve ye!”dedi. Otoriter bir tavırla söylemişti ama ben yine de son bir gayretle birşeyler mırıldanmaya çalıştım.
Bu kez beni yukarıdan aşağıya şöyle bir süzdükten sonra, gözlerini kısarak, etrafımdakilerin de duyabileceği bir ses tonuyla “Merak etme ! Bulaşmaz!.. “ dedi. İşte bu son sözler, insanın ruhunu delip geçen, keskin bir bıçak etkisi yaratmıştı bende.
Hani itiraf etmekten çekindiğiniz, biraz da mahcubiyet duyduğunuz bir sırrınızı, birileri öğrenmiş ve sizin de olduğunuz bir ortamda açıklamıştır; işte o anda ne hissederseniz, onu hissetmiştim. Çok utanmıştım; çünkü o, aklımdan geçenleri okumuştu. Yemek yemeyişimin esas nedeni acıkmamak değildi, bana hastalık bulaşacağından korkuyordum.
Tıp Fakültesinde öğrenciydim. Hastalıkları henüz yeni yeni öğreniyor, yeni yeni kliniklere gidiyorduk. Çoğu tıp öğrencisinin, fakültenin ilk yıllarında yakalandığı bir hastalıktan ben de muzdariptim. Öğrendiğim her hastalığın belirtilerini üzerimde arıyor ve nedense çoğu arkadaşım gibi o hastalığa kesinlikle yakalandığıma inanıyordum.
Kimimiz kalp hastasıydık, kimimiz romatizma…Adını yeni yeni öğrendiğimiz hastalıkların hastasıydık kısacası. Başımız ağrısa, beyin tümörüydük, ellerimiz titrese, parkinson olmuştuk; hergün kendimize koyduğumuz yeni bir teşhisle karamsarlığa kapılıyor, hocalarımızın kapılarında bekliyor, şikayetlerimizi anlatıyorduk; tecrübesizliğin ve eksik bilginin verdiği tüm sıkıntıları yaşıyorduk kısacası.
Bir gün hocamız, Lepra hastahenesine gideceğimizi söylediği zaman, aynı kuşkular ve korkular bir kez daha sarmıştı bizleri. Lepra yani Cüzzam… Korkunç bir hastalık olarak yerleşmişti belleklerimize. Filmlere, romanlara konu olan, insanların bulaşmamak için bucak bucak kaçtığı bir hastalık. Şimdi o hastaların yattığı kliniğe gidecek, hastaları görecek, muayene edecektik.
Hastahanenin kapısında bizi, kısa kesilmiş kızıl saçları, yüzüne çok yakışan çilleri ve ışıltı dolu bakışlarıyla Lepra hastahanesinin bayan doktoru karşılamıştı. Gülen gözleriyle hepimizin elini sıkmış ve hepimizle teker teker tanışmıştı. Daha sonra verdiği kısa seminerde, Lepra hastalığını ve bu hastalıkla yapılan mücadeleyi anlatmıştı.
Kendini bu hastalığa adamış, yüreği insan sevgisiyle dolu, bitmeyen sevgi ve enerjisini hastalarına cömertçe sunmaktan sakınmayan ve insani değerleri herzaman ön planda tutan bu değerli bilimkadınını hayranlıkla dinlemiştik.
Öğle yemeğinden önce bize kısa bir açıklamada bulunmuş; Lepra hastahanesinde gelenek olarak, tüm hastaların, hastahane personelinin ve doktorların aynı yemekhanede birlikte yemek yediklerini ve şimdi hastalarımızla birlikte yemeğe geçeceğimizi söylemişti.
O andan itibaren çoğu arkadaşım gibi ben de huzursuz olmuştum. Bulaşıcı bir hastalık taşıyan hastalarla aynı ortamda, onların da kullandığı çatal bıçakla yemek yemek…Ya iyi yıkamamışlarsa?…Ya bulaşırsak?… O an ben kararımı vermiştim. Yemek yemeyecektim.
İçinde bir dolu anlam barındıran “Merak etme!... Bulaşmaz!” sözcükleriyle bana unutamayacağım bir ders veren, yemeğimi yedikten sonra da yanıma gelerek şefkatle ”Aferin!” diyerek hoşgörüsünü gösteren bu değerli insan, Türkan Saylan’dan başkası değildi. Lepra hastalarının, kendilerini öteki hissetmemeleri için gösterdiği dikkat ve incelik, onun insana duyduğu sonsuz sevgi ve saygının ifadesiydi.
Bir taraftan kendinden farklı gördüğünü, kendi gibi düşünmeyeni ötekileştiren, düşman gören ve hatta şiddet uygulayanlar, bir taraftan da sonsuz hoşgörüyü, insana sevgi ve saygıyı herşeyin üstünde tutanlar… Hoşgörü ve sevginin galip gelmesi dileğiyle… Mutlu yıllar!…
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































