Zıtlaşma, restleşme çare değil
06/03/2011
İsmail Bozkurt
“Bir musibet (bela, felaket) bin nasihattan (öğütten) evladır (iyidir)” demiş atalarımız.
28 Ocak 2011 Mitingi’nden sonraki gelişmeleri bu atasözü açısından değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.
Tabii ki ortaya çıkan tablo gerçekçi olarak değerlendirilir ve ciddi adımlar atılırsa!
Başbakan İrsen Küçük’ün Ankara’ya gidip gelmesinden sonra, hiçbir şey olmamış gibi devam edileceği, temel sorunun derin dondurucuda tutulacağı izlenimini edinmiştim.
Peşinden gelen grev yasakları, yasaklara karşı yeni grevler; hoşgörü, diyalog, uzlaşma gibi çok partili demokrasinin temel unsurları ile sağduyu ve sağgörü gibi temel yöneticilik niteliklerinin rafa kaldırıldığını; zıtlaşma, restleşme, çatışma kültürünün yeğlendiğini gösteriyor.
Hükümet Adım Atmazsa…
Önce grevlerden, 2 Mart 2011’de planlanan yeni mitingten söz edelim.
Hükümet, hiçbir şey yok gibi davranıyor.
Devlet’in üç temel erkinden biri olan yargının felç olması, tapu hizmetlerinin durması, başka kamu hizmetlerinin verilememesi, mesai saatleri dışında gümrüklerin sormagir hanına benzemesi umurunda değil sanki! Miting ve grevlerin organizatörü Sendikal Platform, özellikle yargı için giderek yükselen ve daha da yükseleceği izlenimi veren eleştirilere kulağını tıkamış durumda!
Peki ama hükümet uzlaşma için adım atmazsa, etkili ve maddi açıdan sürdürülebilir sınırlı süresiz grev uygulayan Sendilal Platform’u grevlerin kalkması için nasıl ikna edecek?
Grev yasakları sorunun özünü ortadan kaldırmıyor ki!
Sürdürülemezlik Hat Boyutunda
Yukarıda bu günün güncel konularına değindik.
Kabul edilsin edilmesin, son gelişmelerin bir çok konuda “kıral çıplak” dedirttiğini; bu bağlamda, temel yapılanmaların neredeyse tümünde “sürdürülemezlik” belirtilerinin ortaya çıktığını gözlemlemekteyiz.
Gelin bir beyin fırtınası yapalım:
• Popülizmin sistem haline geldiği, çözüm üretemeyen, tersine kendisi sorun haline gelen siyaset kurumu ve bu kurumun üzerine oturduğu bu günkü siyasal sistemin / yapılanmanın sürdürülebilir olması mümkün mü?
• Politikaların popülizme ve bu bağlamda “kamuda istihdama” dayalı olduğu bir siyaset anlayışı ne kadar sürdürülebilirdir?
• Cevizcinin çuvalının artık olmayacağını varsayarsak; büyük, hantal, verimsiz ve kaynak tüketici kamu yönetimi sürdürülebilir midir?
• Yine cevizcinin çuvalının artık olmayacağını varsayımı ile, “batacak” bir kamu maliyesinden söz edilirken gerçekler dile getirilmekteyse ve söz konusu paket uygulanabilir niteliğini yitirmiş görünmekteyse, bu konuda sürdürülebilirlilik söz konusu olabilir mi?
• Popülizmin, sistemin kendisi haline geldiğini; kamu yönetiminin büyük, hantal, verimsiz, kaynak tüketici olduğunu ve kamu yönetiminde “sürdürülebilirliliğin” kuşkulu olduğunu varsayarsak, ekonomik dinamizm/büyüme ve sürdürülebilir bir ekonomi söz konusu olabilir mi?
• Çok tartışıldığı gibi, üretime dayanmayan bir ekonominin sürdürülebilir niteliği ne kadardır?
• KKTC – Türkiye ilişkilerinin, bu güne kadar süregelen biçimiyle sürdürülmesi mümkün ve (doğru) mu?
• Türkiye’nin anavatan ve garantör olarak KKTC’ye yaptığı yardımların bu günkü “Yardım Heyeti” yapılanmasıyla sürdürülebilirliliği düşünülebilir mi?
Daha da “sürdürülemezlikler” saymak mümkün! Amacımız ve önemli olan, bu konular üzerinde düşünmek ve sorunlara çözüm aramak olduğu için listeyi daha fazla uzatmayacağız.
Son Olarak
Ne siyaset kurumu, ne kamu yönetimi; ne kamu maliyesi; ne ekonomik yapı; ne de Anavatan – Yavruvatan ilişkisi içerik, biçim ve yönteminin sorularımıza çözüm bulamadığı, tersine sorunların yoğunlaştığı; uzun yıllardır Ada ve Dünya konjonktürünün gereklerine de yanıt veremediği açık seçik ortadadır.
Gelinen aşama, ortam ve koşullarda, ağırlaşan sorunların, sağduyu, sağgörü, hoşgörü, diyalog, ortak hareket, toplumsal uzlaşı ve dayanışma ile aşılabileceğini düşünüyoruz..
Sürdürülemezlikleri sürdürülebilirliğe dönüştürmek, karşılıklı suçlamalar, zıtlaşma ve restleşme ile değil; farklılıklara saygı ve ortak çıkarların öne çıkarılması becerisinin gelişmesiyle mümkün olabilir diye düşünüyoruz.
Kıbrıs Türk Halkı bunu başarabilir; başarmalıdır.
NOT: BU YAZI 1 Mart Günü Ekonominin Sesi Gazetesinde yayınlandı
- Edebiyat kimi kurtarır?
- Kıbrıs’taki yuvamız
- Petrol ile doğal gazın dayanılır/dayanılmaz ağırlığı
- Uluslararası hukuk denen şey
- Üzüm diyarının kitabı ve düşündürdükleri
- “Osmanlı Reform Sürecinde Kıbrıs”
- İşin özü egemenlik
- Siyaset ve ekonomi
- “Keşke”li bir bayram yazısı
- “Sağduyuya çağrı” nitelikli bir değerlendirme
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































