Advertisement

Advertisement

DOĞANIN İKİ GÖRKEMLİ ARMAĞANI: VAN GÖLÜ VE AĞRI DAĞI

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
23/07/2010


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


Doğu Anadolu, büyük oranda el değinilmemiş görkemli bir doğaya sahiptir.
Daha önce de yazdım: Rotamız üzerinde, aştığımız/gördüğümüz doğa harikalarının (dağlar, vadiler, yaylalar, ovalar, ırmaklar, göller, çağlayanlar ve benzeri) sayısını bir anda sayamam.
Bir de görmediklerimizi düşünün!
Bu doğa zenginliği içinde, bölgeye damgasını vuran, “dünya markası” niteliğindeki iki büyük ve görkemli doğa varlığını hemen belirtelim: Van Gölü ve Ağrı Dağı!
Başka bir yazıda değineceğimiz bölgenin tarih ve kültür zenginliğinin de doğa zenginliği ile yarıştığını söylemeliyim.
VAN GÖLÜ
Ansiklopedik bilgi verir havasına girmeden, yörede “deniz” olarak nitelendirilen Van Gölü için birkaç zorunlu bilgi verelim.
Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü'nün yüzölçümü 3713 kilometre karedir. Yani yuvarlak rakamla 3400 kilometre kare olan KKTC’den daha büyük bir alan kaplamakta olup çevresi karadan 430 km, ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise, 451 metredir.
Göl, deniz düzeyinden 1646 metre yükseklikte! (Mevsimine göre bu sayı düşüp kalkabiliyormuş.)Yani, KKTC örneğine bakarsak Van Gölü, KKTC’nin Beşparmakları’ndan, 1024 metrelik Selvitepe’den da epeyce yüksekte!
Gölün 451metre olan en derin yeri bile (1195 metre), 1024 metrelik Selvitepe’den daha yüksekte!
Göle, batıda Tatvan’da ulaşmıştık. Bir gece orada konakladık. Ertesi gün, gölün batısından kuzeyindeki Adilcevaz’a kadar gidip geri döndük ve bu kez güneyini dolaşarak doğusunda ilerledik. Arada mola verip Akdamar adasına tekne ile gidişimiz oldu. Oradan da gölün doğusunda Van’ın İskelesi Edremit’e ulaştık. Gece göl kıyısında güzel bir otelde konaklayıp günbatımını seyrettik. Üçüncü gün gölün doğusunda, kuzey ucuna kadar (ve ötesinde) yola devam ettik.
Diyeceğim, kuzeyindeki küçük bir bölüm dışında, Van Gölü’nün büyük kısmını görme olanağımız oldu.
Gölün çevresi çok güzel! Bir çok koyu var. Kuzeyde, düzlükler daha çok! Güney ise epeyce engebeli, dağlık tepelik! En çok “İhtiyar Şahap Dağları” adı hoşuma gitti. Aşağılara kadar inen bembeyaz kar tabakalarını görünce; “ihtiyar” sıfatının bembeyaz saçlı bir Şahap Dede’den mi kaynaklandığını düşünüp durdum hep!
Göl, yörenin çok şeyi! Coğrafyayı biçimlendiren, yöreyi “denizleştiren,” doğu ile batıyı birleştiren bir göl!
Türkiye ile İran’ı da bağlayan demiryolu, batıda Tatvan ile doğuda Van arasında yerini trenleri taşıyan feribotlara bırakır. Yani İstanbul-Tahran demiryolu hattını Van gölü bağlamaktadır.
Daha önce değindiğim gibi, rehberimize göre gölün sodalı suyu değerlendirilse Türkiye köşeyi döner(miş). Bu sodalı suda tek (uçan) balık türü olarak “İnci Kefali”nin yaşadığımdan geçen yazımda söz etmiştim.
Şu “Van Gölü Canavarı” söylencesine de bir bakalım: Yöre halkına göre gölde bir canavar yaşamaktadır. Konu bir ara medyaya da geniş biçime yansıdı. Söylentiyi çıkaranların amaçlarının bölgeye turist çekmek olduğu söylense de, söylentileri araştırmak amacıyla bölgede bir çok bilimsel çalışma yapılmış.
Van Gölü’nün doğu bölümünde, insan yaşamayan 4 ada var. Bunlar, Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir ve 1990 yılında “Arkeolojik Sit Alanı” ilan edilmişlerdir.
Adaların en büyüğü olan Akdamar (Ah Tamara/Öyküsünü başka bir yazıda anlatırım.) adası ile kilisesini da bünyesinde taşır. Ada’nın, daha doğrusu üzerindeki kilisenin, Ermeniler için ulusal/dinsel anlamı var. Son yıllarca yılda bir kez kilisede ayın yapılmasına izin veriliyor. Nitekim bu yıl da eylül ayında ibadete izin var. Haberlere göre, orada olduğumuz haziran başında bile ayine katılma başvurusunda bulunan binlerce Ermeni varmış. Gazete haberlerinde de okuduk. Konaklama olanakları sınırlı olduğu için binlerce Ermeni, evlerde konuk edilecekmiş.
Göl ve çevresi büyük turizm potansiyeline sahip! Gölün kendi zenginlikleri, çevresindeki doğal ve tarihsel/kültürel zenginlikler, yöreyi doğal bir turizm alanı durumuna getiriyor. Nitekim, gezdiğimiz yerlerde bolca turist kafilesine rastladık. Aralarında Japonlar da vardı.
Yine de eldeki tüm “un, şeker ve yağ”ın, henüz tam olarak “helva”ya dönüştürülemediğini de söylemeliyim. Gittiğim yerlerden broşür almayı severim. Ne yazık ki bu gezide, hiçbir müze, ören yeri veya başka tarihsel/kültürel noktada tek bir broşür bile bulamadım. Sorduğumda yanıt hep “daha gelmedi efendim” biçiminde oldu.
AĞRI DAĞI VE DAĞLAR… DAĞLAR…
“Ağrı Dağı” denince akla “Nuh Tufanı” ve “Nuh’un Gemisi” gelir ama benim aklıma bunlarla birlikte Yaşar Kemal’in “Ağrı Dağı Efsanesi” de gelir.
Yaşar Kemal, bir roman olan “Ağrı Dağı Efsanesi”nde, roman mekânını, cennet gibi anlatıyor. “Kuyu” denen, romanda anlatılan gölün dört tarafı kırmızı keskin kayalarla çevrili!. Yer yer çimenler var. Çiçeklerin renkleri alabildiğine parlak!
Az nemli açık havalarda, Azerbaycan, Nahçıvan, Ermenistan ve İran toprakları ile Van, Kars ve Bitlis yörelerinden, 200-250 kilometre uzaklıktan, görkemli bir görüntüsü olan Ağrı, Türkiye’nin en yüksek dağı olup 5137 metre yüksekliğindedir. Yani KKTC’nin en yüksek yeri Selvilitepe’nin 5 katından da yüksek! Kıbrıs adasının en yüksek yeri olan Trodos’un 2.5 katından fazla!
Elbette ki biz Ağrı dağına çıkmadık. Eteğinden geçtik, ama Van’dan Doğubayazıt’a, Doğubayazıt’tan Kars’a giderken, hatta Kars Erzurum yolunda ve Doğubayazıt’ta konakladığımız otelde, yani üç gün karşımızda idi Ağrı!
Doğduğum köy, bir vadi içindeydi. Ancak köy içinde, çevrenin dağlarla çevrili olduğunu sanırdınız. Köyün güneyinde, o dolayın en yüksek yeri olan, bizim “Piramittepe,” Rumların “Stefani” dedikleri bir tepe vardı.
Tam da piramit gibiydi o tepe! Bizim köy evimiz, güneşe, yani güneye açıldığı için, Piramittepe hep karşımızda ve gözümüzün önündeydi. Ve çocukluğumda o tepe bana görkemli/kocaman görülür ve ulaşılmaz, Tanrı benzeri bir şey gibi gelirdi.
Nedense Ağrı bana köyümün Piramittepe’sini anımsattı. Bizim küçücük dünyamızda oluşan hayal gücü elbette ki buralarda yaşayanlar için dev boyutta! Ağrı dağı, hayde hayde görkemli ve ulaşılmaz olacak!
Nitekim Ermeni efsanelerinde, Ağrı tanrı imiş. Ve ta Erivan’da, belirli yerlerde Ağrı’yı seyir yerleri varmış.
Ağrı Dağı’nın güneydoğusunda, 3896 metre yüksekliğindeki “Küçük Ağrı”yı da unutmamak gerekir. Küçük Ağrı, Ağrı dağının daha da görkemli görünmesine neden olmaktadır.
Bu yörenin de bir volkanik Nemrut Dağı, bu dağın eteğinde iki göl var. Yüksekten baktığınızda bir gölün suyu masmavi, diğerinki yemyeşil! Söylenceye göre, Van kedisi gözlerinin rengini bu iki gölden alırmış.
Ha! Van Gölü’nün, bu volkanik Nemrut dağının patlaması sonucu oluşan kraterde biriken sulardan oluştuğunun varsayıldığını; yani bir anlamda, gölün Nemrut’un ürünü olduğunu da söylemiş olayım.
Ağrı Dağı’nın tepesi, yılın 12 ayında bembeyaz!
Gezi sırasında gördüğümüz tüm dağların tepeleri de, (yukarıda sözünü ettiğim) “İhtiyar Şahap Dağları” gibi kardan bembeyazdı ve şarıl şarıl sular akardı her tarafta!
Karadeniz yöresine gidenler bilir. Orada her tarafta su ve orman var. Doğu Anadolu, Karadeniz kadar yeşil ve sulu değil! Yine de yabansı doğada, her an karşınıza şırıl şırıl akan bir su görebilirsiniz.
En azından bizim orada olduğumuz haziran başında öyleydi.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.