Advertisement

Advertisement

Mülkiyet rejimi ile oynamak

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
14/11/2010


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


Her ülkenin, kendi hukuk sistemi ile oluşturulmuş bir mülkiyet rejimi vardır.

Mülkiyet rejiminin konusu olan taşınmaz mal varlığı, hiç kuşkusuz o ülke ekonomisinin temel kaynaklarındandır. Bu kaynak; hukukî, yasal, malî, sosyolojik, psikolojik ve ekonomik ortamlara göre ekonomiye yansır.

KKTC sınırları içinde de, süreç içinde bir hukuk sistemi ve bu hukuk sistemine dayalı bir mülkiyet rejimi oluşmuştur.

KKTC’NİN ANAYASAL/YASAL VE FİİLİ MÜLKİYET REJİMİ

KKTC’nin mülkiyet rejimi, KKTC Anayasası ile düzenlenmiş, yasalarla ayrıntılandırılmıştır. Bu mülkiyet rejiminin bir sonucu olarak, KKTC Anayasası ve yasalarına göre, KKTC Devleti, kişilere (özel ya da tüzel kişilerin) mülk sahipliğini belgeleyen KKTC tapu koçanı vermektedir.

KKTC Devleti’nin verdiği tapu koçanlarının kanıtladığı mülk sahipliğinden dolayı, bazı hak ve yükümlülükler söz konusu olmaktadır.

KKTC’nin anayasal/yasal mülkiyet rejimi gereği, mülk sahipliğini belgeleyen tapu koçanlarının hepsi, aynı yasaya göre, aynı makam tarafından veriliyor. KKTC Devleti, mülk sahipliğinden dolayı aynı hakları tanıyor; tüm taşınmazlardan aynı yükümlülükleri (KDV, tapu harcı, stopaj, belediye vergisi v. s.) yüklüyor.

Anayasal/yasal mülkiyet rejimi dışında fiilî bir mülkiyet rejiminden de söz etmek mümkündür. Bu durum, medyadaki emlak reklamlarında çarpıcı biçimde görülebilir. Bu reklamlarda emlak tanımı yapılırken; “Türk koçanı,” “İngiliz koçanı” (bazan başlarına “orijinal” kavramını da yerleştirerek), “eşdeğer mal,” “şehit arsası” gibi tanımlamalar da yapılmakta ve bu tanımlama ile o emlakin farklı değeri olduğu anlatılmaktadır.

Nitekim aynı yerde, aynı yüzölçümünde, aynı imar mevzuatına bağlı, kısaca bir birlerinden hiç farkları olmayan iki emlakin değeri farklı olabiliyor.

Bu durum, serbest pazar ekonomisinin sonucu gibi nitelendirilebilir ama öyle değildir. İşin özünde ayrımcılık söz konusudur. Fiilî mülkiyet rejimi, bir kısım mülk sahipleri için ayrıcalıklı bir durum yaratmaktadır.

MÜLKİYET HAKKI DEVLET’İN GÜVENCESİNDEDİR

KKTC’nin mülkiyet rejiminde:

• Tapu koçanları, Devlet’in, Anayasa’nın ve yasaların kesin güvencesi altındadır. Devlet bu güveni fiilen de sağlamak durumundadır.

• Tapu koçanını Devlet verdiğine ve o koçan güvencesinde olduğuna göre Devlet, o koçanın sorun yaşamasına ve olağandışı/yasadışı yükümlülüklere bağlanmasına izin vermez, vermemelidir.

• Yurttaşlar/bireyler, mülkiyet rejiminden kaynaklanan hakların, çözüm olsa da olmasa da korunacağından emin olmalı, bu konuda devlete güvenmelidirler.

• Her ortam ve koşulda, Devlet’in verdiği koçanlarla ilgili “ayrımcılık” olamaz, bu bağlamda “Türk koçanı,” “İngiliz koçanı” gibi ayrımcı ve eşitliği bozan uygulamalar engellenmelidir.

• Kişilerin toplam taşınmaz mal varlığı, Devlet’in mal varlığı ile birlikte, KKTC ekonomisinin yaşamsal bir kaynağı olma işlevine sahiptir. Başka bir anlatımla, mülkiyete konu olan taşınmaz mallar, ekonomimiz için yaşamsal önem taşır. Yaşamak ve varlığımızı sürdürebilmek için güçlü bir ekonomiye ihtiyacımız olduğuna göre, mülkiyet rejimimizin sapasağlam, gerçek anlamıyla Devlet güvencesinde ve en önemlisi, yurttaşa güven verici nitelikte olmalıdır.

• Konunun hukukî, yasal ve ekonomik boyutu yanında; malî, sosyolojik ve psikolojik boyutu da olduğu göz ardı edilmemelidir.

MÜLKİYET REJİMİ İLE OYNAMANIN BEDELİ ÇOK AĞIR OLUR

“Mal Tazmin Komisyonu kararıyla ya da başka bir biçimde (hatta ve hatta olası bir çözümde), tazmin edilecek 1974 öncesi eski Rum mallarının bu günkü sahiplerinden, o taşınmaz için eski Rum sahibine verilecek tazminatın bir kısmını almak” biçimindeki tartışmaları, akıl ve mantık dışı, anlamsız ve ölü doğmuş öneriler/düşünceler/girişimler olara değerlendiriyorum. Bunun için bir çok neden gösterebilirim:

• Ne KKTC Anayasası, ne yasalar buna izin vermez.

• Böyle bir şey, KKTC’nin temellerini dinamitlemekten öte anlam taşımaz.

• Toplumlararası görüşmelerde şekillenen Türk önerilerinin tam tersi öneriler olarak, o önerileri sabote eder, anlamsızlaştırır.

• Mülkiyet rejiminin yasallığını ve Kuzey Kıbrıs’ta bunca yılda oluşan sosyo-ekonomik bünyeyi darmadağın eder.

• Öylesi ekonomik sorunlar yaratır ki feleğinizi şaşırırsınız.

• Kıbrıs Türk Halkı’nı topraklaştırma süreci başlar.

• Zaten saygınlığı dibe vuran siyaset kurumuna duyulan güvensizliği tırmandırarak Kıbrıs Türk Halkı’nın inanç ve direncini yitirme sürecini hızlandırır.

SON OLARAK

Çok açık ve net söylüyorum. Bunları düşünmek, ancak ve yalnız, “Kıbrıs Türk Halkı’nı cezalandırmayı” hedefleyen beyinlerden çıkabilir.

Elbette ki haksızca, alavere dalavere ile kazanılmış mülkler söz konusu olabilir; ancak bunlara, siyasal irade olmadığı için yasal çerçevede müdahale edilmemesi, mülkiyet rejimini erozyona uğratmamalı; Devlet’in böyle bir müdahalede bulunmaması/bulunamaması, bireyin hakkını yemek amacıyla kullanılmalıdır.

Kaldı ki tüm eski Rum mülklerinin ve bu arada “haksızca, alavere dalavere ile alınan mülkler”in önemli bir bölümü, Devlet güvencesinde ve Devlet politikası olan “serbest Pazar ekonomisi kuralları” içinde “serbest mülk pazarında” el değiştirmiştir ve bu el değiştiren mülklerin de önemli bir bölümü, Devlet’in izniyle yabancılara satılmıştır.

Yani siyasi irade, eğer bu sorunların peşine düşecekse, peşine düşülecek kişi taşımazı bugün elinde tutan değil, alavere dalavere yapandır.

Doğrudur: Devlet’in altyapıyı geliştirilmesinden ya da sağladığı sosyo-ekonomik gelişmelerden ortaya çıkan taşınmaz mal değer artışından vergi alınabilir. Ama o vergi alınırken eşitlik bozulamaz. Vergi genel olur. Yani fiili mülkiyet rejiminin sonucu olan “Türk koçanı,” İngiliz koçanı,” “eşdeğer koçanı” ve bunun gibi ayrımı yapmadan bir vergi alabilirsiniz.

Ve bir taşınmazdaki değer artışından kaynaklanan vergiyi, ancak o taşınmaz satılıp paraya çevrildiğinde talep edebilirsiniz. Yoksa adı “haraç” olur.

Sözün kısası, bedeli ödenerek kamulaştırma yapılmadan, mülkiyet rejiminin ürünü tapu koçanları ve mülkiyet hakkı ile oynamak, çizmeyi aşma anlamına gelir ve hem siyasal bedeli, hem Varoluş Savaşımı’na yapacağı olumsuz etkinin bedeli çok ağır olur.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.