Advertisement

Advertisement

Bu Çark Döndükçe…

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
30/06/2010


Sibel Siber Sibel Siber


Güzel bir sonbahar gününde, yabancılardan oluşan bir grup misafirimizle yemek yiyorduk. Bir ara konuklarımızdan biri, açık olan pencereye bakışlarını çevirdi ve küçük bir çığlık atarak balkona çıktı. Sonra diğerleri de onu takip etti.
Bir anda dışarıdan heyret, neşe, mutluluk nidaları yükselmeye başladı. Eşimle ben birbirimizin yüzüne baktık. Ne olduğunu anlayamamıştık. Onları bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu merak etmiştik doğrusu. Yavaş yavaş yerimizden kalkıp biz de balkona çıktık.
Hep birlikte gökyüzüne doğru bakıyorlardı. Başımızı çevirdiğimizde havada süzülen göçmen kuşları gördük. Dostlarımız hayranlıkla onları seyrediyorlardı. Yüzlerindeki tebessümden ve gözlerindeki ışıltıdan, bu olayın onlara çok büyük bir keyif verdiği belliydi.
Kuşlardan ziyade yabancı dostlarımızı incelemeye koyuldum ben. Ne kadar mutlu ve keyifliydiler. Yüzlerinde çocuksu bir neşe; ender görülen bir güzelliği seyrediyor gibiydiler.
Bu denli olağan bir olaydan, bu kadar büyük keyif alabilmek…Tek açıklaması vardı. Onlar keyif alabilmeyi biliyorlardı ya da bu onlara öğretilmişdi.
Bir de kendimizi düşündüm. Havadaki göçmen kuşların süzülüşünü, çıkardıkları sesleri izlemek kaçımızı bu denli mutlu ederdi acaba? Belki farkında değiliz ama yaşamın anlamı olan bu küçük mutluluklar çok yer tutmuyor yaşantımızda.
Bizler, bu küçük ada sakinleri, küçük mutlulukları öğrenmeye fırsat bulamadık. Çok ciddi uğraşlarımız vardı. Öyle uçan kuşun arkasından bakıp neşelenecek zamanımız olmadı. Hep daha önemli işlerin peşindeydik ve bu işleri halledeceğimizi zannediyorduk.
Uçan bir kelebeğin bir çiçeğin üzerine kondurduğu öpücüğü, kanatlarını açıp onu kucaklayışını göremedik. Acelemiz vardı; çünkü önemli görevlerin bizi beklediğine inanıyorduk ya da öyle inandırılmıştık.
Çok mesgüldük hep. Kıbrıs sorununu çözecektik, eğitimi, sağlığı düzeltecektik, trafiği çağdaş bir hale getirecektik, çevre sorunlarının üstesinden gelecektik. Vaktimiz olmadı bu yüzden küçük mutlulukların peşinde koşmaya…
Arabamızda gidereken güneşin batışının yaydığı kızıllığı, o olağanüstü güzelliği göremedik; çünkü o sırada biz ülkedeki çarpık düzeni konuşmaktaydık. Çocuklarımız arka koltuklarda bunları dinlerken, arabamızı bir köşeye çekip onlarla bu güzelliği paylaşmadık.
Kızıl güzelliği gördüğümüzde heyecan ve sevinç çığlıkları atmadık.. Küçük mutlulukları öğretemedik çocuklarımıza, çünkü bize de öğreten olmamıştı.
Bizden öncekiler de inandırılmışlardı bizler gibi daha önemli, daha ciddi işleri olduğuna. Teğet geçtiler bu yüzden güzellikleri.
Deniz kenarında oturmuş gözlerimi sonsuz maviliklere dikmiş, bunları düşünüyordum. Hayatın anlamını ve anlamsızlığını… Küçük mutlulukları öğrenememizin nedenlerini… Yaşadığımız adanın bir türlü sonu gelmeyen sorunlarını… Çözebileceğimizi zannettiğimiz sorunları ve elimizin altından kayıp giden güzellikleri…
Ne yapmalıydık? Hep sonu gelmez bir umudun arkasında mı sürüklenecektik böyle? Yoksa küçük mutlulukların arayışında mı olmalıydık bundan sonra?
Dalıp gitmişken bu düşüncelere, yanımda oturan küçük yeğenimin sesini duyuyorum, dönüp bakıyorum ;
”Denizin, gökyüzünün maviliği ne kadar güzel değil mi Yağmur?” diyorum gülümseyerek. O ise küçücük parmağıyla gökyüzünde uçmakta olan bir uçağı işaret ederek,
“Bizim artık uçaklarımız uçmayacakmış hala; doğru mu?” diye soruyor.
Gülümsemem dudaklarımda donuyor; öyle kalıyorum.
“Denizin mavisinin güzelliğine bak…Bu güzelliği farket!... Uçakları boşver !...” demek istiyorum, hiçbir şey diyemiyorum.
Yeğenim yüzüme bakıyor. Bakışlarımı kaçırıyorum ondan. Onu da bu çark pençesine almak üzere.. Küçük mutlulukları ezip geçen bu çarkı durdurmak lazım ama galiba izin vermeyecekler… Bu çarkı birileri hep döndürmeye devam edecek ; bizden sonra da…

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Sibel Siber

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.