Martı ve Biz
10/11/2010
Sibel Siber
Son bir kez daha can havliyle kanatlarını çırptı, ama başaramadı, yere yığıldı… Yaralı martı, acı dolu yalvaran gözleriyle bakıyordu etrafa. Hedef tahtası için fırlatılan ok, yanlışlıkla kanadına saplanmıştı.
“Ölmeyeceksin , biz seni yaşatacağız!”, dedi etraftakiler ve kucakladılar onu.
*****
“Bir aydan uzun süredir, tedavisini takip ettiğiniz, etrafında sevgi çemberi oluşturduğunuz martımız iyileşti ve şimdi onu, sonsuz maviliklere uçuruyoruz!”, dedi, şehrin belediye başkanı, parkta toplanan kalabalığa.
Binlerce kişinin sevgi çığlıkları ve alkışları arasında uçuruldu martı gökyüzüne. Yükselirken maviliklere, kanatlarını çırparak teşekkür etti şehrin sakinlerine, kendisini sevgiyle iyileştirip, yeniden özgürlüğe uçuranlara.
Şehirlerinin mavi semalarında uçan her kuş, yollarında yürüyen her canlı, onlardan bir parçaydı ve korunmalıydı. Bu bilinç ve bu kültür, yaşam felsefeleriydi; yaşama saygı, kendilerine saygı, bunu gerektiriyordu. Öyle görmüşler, öyle öğrenmişlerdi.
Uzun yıllardır Avusturalya'da yaşayan bir dostum anlattı, yaşadığı bu olayı. İnsanı anlamaya, analiz etmeye veya insan ve kültür arasındaki bağlantıyı irdelemeye çalışıyorduk birlikte, ülkemizle de kıyaslamalar yaparak.
O anlatırken, böyle bir anlayışın parçası olmak, böyle duygulara sahip bir toplumsal kültürün parçası olmak arzusu geçti içimden. İnsana verilen değerin öne çıktığı şehirleri ve ülkeleri kıskandım bir kez daha.
Ben bu düşünceler içindeyken, yan masadan hararetli tartışma sesleri geliyordu. Güneyde bıraktığı ve kuzeyde karşılığını alamadığı malının hesabını kimden soracağını, kendisini kimin tazmin edeceğini soruyordu bir göçmen.
O, birçoğu gibi, bir bırakıp on almayı beceremeyenlerdendi. Öfkeliydi. "Global takas, haksızlıktır, kabul edilemez!.. Bugüne kadar yapılan haksızlıkların üzerine sünger çekmek olur. Bu da kamu vicdanını yaralar… ",diyordu.
"Ben para vererek aldım bu eşdeğer arsayı… Bana devlet güvence verdi… Bir kuruş ödemem! Koçanım var!" diyordu konuşmaya katılan bir diğeri.
"Bile bile aldın ama, niye eski Türk koçanlı almadın?.. Ucuz olanı tercih ettin ve bir risk aldın…Niye sana bunu devlet ödesin ki?..” diyordu bu sefer öteki.
"Benim güneydeki malım, torunumun torununa rahat bir gelecek sağlayacak kadar değerlendi. Baf'ta, sahilde benim arazim. Eğer feragatname imzaladım gerekçesiyle, benim malımın karşılığında, başkalarının zengin olması planlanıyorsa, oldu bittiye getirilmeye çalışılırsa…“, diyerek, bir başkası söze girdi bu sefer.
“Sahi, Rumlara bugün kullanım kaybından doğan tazminat ödenirken, onlara, AHİM’e başvurma yolları gösterilmişken, bizim devletimiz niye insanımıza bunu önermedi. 1963’ den bugüne, kayıplarımızın hesabını Rum kesiminden sormamız için, niye göçmenlerimize çağrıda bulunulmadı?” diye sordu bir başkası öfkeyle.
“Devletimize sahip çıkmalıyız!” diyen, bir yetkilinin öfkeli sesi yükseldi aniden. Belli ki söyleyecek sözü yoktu ve bu tartışmalara son vermek istiyordu. O tarafa döndüm. Söylediği sözlerin anlamının, öneminin ve derinliğinin farkında olmadığı belliydi. Onun için bu klasik söz, eleştiriler karşısında kolay bir çıkış yolu veya karşısındakini susturma yoluydu belli ki.
“Devlet, insana hizmet içindir. Devlet yüceleştirilirken, insan unutulmamalıdır. Yurttaşına verdiği değer ölçüsünde, devlet yücelir ve korunur. Bunun için de devlet, yurttaşının refahı için üzerine düşeni, gereğinde ve zamanında adil bir şekilde yerine getirmekle sorumludur…,” dedi karşıda oturan orta yaşlı bey, sakin bir ses tonuyla.
Her gün, yeni bir gündemle uyanan ülkemin insanı, tartışmaya devam ediyordu. Öylesine hukuk dışılık uygulandı ki iskan politikasında, öylesine haksızlık yapıldı ki, sonuca varılması çok zor olan tartışmaların içinde buldu kendini yine halkımız.
Az önceki martı hikayesini anlatan dostuma döndüm ve sordum acı bir gülümsemeyle “ Niye biz yakalayamıyoruz mutluluğu iyileşen bir kuşun kanat çırpışında ve hep didişmeye mahkum ediliyoruz kendi çıkmaz sokağımızda?”
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































