Cenevre ve 28 Ocak
28/01/2011
İsmail Bozkurt
Olduydu, olacaktı derken Cenevre toplantısı da oldu ve bitti.
Toplantı sonunda BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, yazılı bir açıklama okurken, iki liderin ayrı ayrı yapacağı basın toplantıları iptal edildi.
Merakla bundan önceki New York zirvesi sonunda ne yazdığıma baktım:
“….açıkça söylenmese de yeni bir süreç söz konusu” dedikten sonra “BM Genel Sekreteri’nin açıklaması, bana göre ‘suya sabuna dokunduğunu’ hafiften, ama aslında ‘derinden’ hissettiren bir ‘suya sabuna dokunmama’ belgesidir. Yani metni okuduğunuzda, ilk anda ‘suya sabuna dokunmadığı’ hissine kapılabilirsiniz. Oysa işin derinliğine indiğinizde, ‘suya sabuna’ bayağı dokunulduğunu görürsünüz” demişim.
Ve açıklamayı, “ustaca kaleme alınmış bir diplomasi metni” olarak nitelemişim.
Cenevre açıklaması da, “ustaca kaleme alınmış bir diplomasi metni”dir, ama “suya sabuna dokunmayan,” “ne şiş yansın ne kebap” nitelikli bir belgedir.
“Aba altından soba gösterir “gibi de olmasa, tümüyle içeriksiz, göstermelik bir belge olacaktı.
“Olumlu yaklaşımlar sürerse, Şubat sonunda Güvenlik Konseyi’ olumlu rapor vereceğim” diyor ya BM genel Sekreteri, bunu tersine de çevirebilir, “olumsuz yaklaşımlar sürerse Güvenlik Konseyi’ne olumsuz rapor vereceğim” biçiminde algılayabilirsiniz.
“Aba altından sopa” dediğim bu! Aslında buna “sünnetçi korkusu” demek daha doğru olur ya!
Rum’un arkasında, ne yaparsa yapsın Güvenlik Konseyi kararlarını bloke eden Rusya ile Fransa olduktan sonra!
New York açıklamasının bizim yönümüzden çok sakıncalı yönü BM Genel Sekreteri’nin açıklamasında, “iki taraftaki halkın (among people on both sides),” ve “Kıbrıs halkı ile uluslararası toplum (the people of Cyprus and the international community)” ibareleri ile (açık ya da dolaylı) “tek halk vurgusu” yapmasıydı.
Cenevre açıklamasının bizim için belki de en olumlu yanı, bu vurguların yapılmaması; Türk tarafının önceden duyurulan uyarı ve duyarlılıklarına saygı gösterilmesidir.
Bundan sonrasına gelince!
New York, sanki BM Genel Sekreteri’nin etkili olacağı yeni bir sürecin başlangıcı izlenimini vermişti. Şimdi o da belirsiz! Açıklamada, “yardım isterseniz ben buradayım” anlamında bir şeyler var sadece! Buna ise Hristofyas kesin biçimde karşı! Demek ki böyle bir şey olma olasılığı yok gibi!
Elbette ki Cenevre sonrası için değerlendirme yapılırken daha doğru ve kesin yargıya varmak için görüşmede dile getirilenleri de bilmek gerekir. O aşamada gerekirse biz de değerlendirme yaparız.
28 Ocak
Tarihimizde bir “27 – 28 Ocak Olayı” vardır. Bunu “27 Ocak” ve “28” Ocak” olarak ikiye ayırabilirsiniz.
Ben Namık Kemal Lisesi son sınıf öğrencisi olarak “28 Ocak”ın içinde bulunan bir kişiyim.
Bunlar, Kıbrıs’taki Türk varlığını dünyaya duyuran; İngiliz Yönetimi’ni Türkleri de göz önünde bulundurmaya yönlendiren önemli olaylardır. Zürih Londra Andlaşmaları ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne eşit ortak olamazda bu olayların ortaya koyduğu Türk varlığının belirleyici olduğu açıktır.
Ve o olaylarda şehitlerimiz de vardır. Onları saygı ile anıyoruz.
Bu yazıyı okuduğunuz bu gün, yani başka bir 28 Ocak’ta bir miting yapılacaktır.
Geniş bir taban desteği olduğu izlenimi veren mitinge halkın desteği ne olacaktır, bilemem. Ama her halde miting, tarihimizde birincisinden değişik nitelikte ikinci “28 Ocak” olayı olarak yer alacaktır.
Dileğim mitingin barış içinde gerçekleşmesi, hoş olmayan olayların görülmemesidir.
- Edebiyat kimi kurtarır?
- Kıbrıs’taki yuvamız
- Petrol ile doğal gazın dayanılır/dayanılmaz ağırlığı
- Uluslararası hukuk denen şey
- Üzüm diyarının kitabı ve düşündürdükleri
- “Osmanlı Reform Sürecinde Kıbrıs”
- İşin özü egemenlik
- Siyaset ve ekonomi
- “Keşke”li bir bayram yazısı
- “Sağduyuya çağrı” nitelikli bir değerlendirme
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































