Advertisement

Advertisement

Nasıl bir devlet sistemi

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
01/05/2011


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


Devlet sistemimiz, giderek yoğunlaşan bir biçimde tartışılıyor. Bu tartışmada, benim edindiğim izlenimlere göre, ağırlıklı olarak daha çok başkalık sistemine geçiş yönünde öneriler var.
Bu konuda benim de yazılarım çıktı. Bana, “hangi ya da nasıl bir sistem” sorusuna açık yanıt vermediğimi söyleyenler var. Oysa benim bu konudaki tavrım açıktır.
Şunu söylüyorum: Esas olan, sistemin sorunları çözebilecek bir siyaset kurumu yaratabilmesidir. Bu iş, kötü bir anayasanın iyi uygulayıcıların elinde iyi; iyi bir anayasanın kötü uygulayıcılarının elinde kötü bir sistem yaratmasına benzer.
Eğer kendi bünyenize, koşullarınıza uygun bir sistem yaratmazsanız, iyiyi hedeflerken kötüye gidebilirsiniz.
Demokrasinin En Büyük Hastalığı:
Popülizm/Halk Dalkavukluğu
İnsan unsurunun olduğu yerde “mükemmellik” yoktur. Demokrasi de bilinen en iyi yönetim biçimidir ama mükemmel bir yönetim biçimi değildir. Popülizm (halk dalkavukluğu), demokrasinin en büyük hastalığıdır.
Bizde siyaset kurumu, demokrasinin bu en büyük hastalığı ile muzdariptir. Yani temel sorunumuz popülizmin ta kendisidir.
O kadar ki popülizm sistemin kendisi durumuna gelmiş, bu sistemde oy uğruna rant dağıtma, “vaka-i adiye/sıradan olay” durumuna gelmiştir.
Popülizm, üçlü kararname sistemiyle kamu yönetiminin üst düzey yöneticilerini de politikacının “rant” aracı durumuna getirmiştir. Buna, seçim kazananın, tüm kamu görevlerini ganimet gibi algılayarak yandaşlarına dağıtma esasına dayalı, bilimde “ganimet/spoils sistemi” olarak adlandırılan bir sistem de diyebiliriz.
Özü, savaşı kazananın ganimetleme/yağmalama hakkına benzer. Eskiden savaş galipleri, yenilenlerin her şeylerine nasıl el koyuyorlardı.
Bizim üçlü kararname rezaleti ile de her hükümet olan tüm üst makamlara el koyup onları ganimet gibi dağıtıyor.
Popülizmle Mücadele Nasıl Olur?
Demokrasi ve seçim olan yerde, popülizm tam olarak ortadan kalkmaz. Önemli olan popülizmin etkisini azaltabilmektir.
Peki ama nasıl?
1) Her şeyden önce, bizim gibi küçücük bir ülkede, seçim bölgelerini çoğaltmak, popülizme prim vermek anlamındadır.
Bazan savlandığı gibi, KKTC gibi küçük ve az nüfuslu bir ülkede tek kişinin seçileceği dar bölge esasına geçmek kadar yanlış bir şey olamaz.
KKTC Anayasası Kurucu Meclis’te yapılırken komitede, milletvekili seçimleri için tüm ülke tek seçim bölgesi olarak öngörülmüştü. Genel Kurulda bu öngörü bertaraf edildi. Üstelik o dönemde üç olan ilçe sayısı daha sonra beşe çıkarıldı.
Sonuç ortada! Bana göre ilk yapılması gereken işlerden biri tek seçim bölgesine geçmektir.
2) Elli milletvekili olan bir Meclis’te iktidar en az 26 kişi ile sağlanabilir. Eğer bu 26 kişinin 11’i hükümet üyesi olursa, popülizmin bu denli etkili olduğu bir yerde elbette ki “bakanlık” kavgaları verilecek.
Sonuçta son günlerde bir kez daha gördüğümüz gibi iş ayağa düşer. Bunun çaresi, milletvekili – bakam ayırımını yapacak bir sistemdir.
3) Yağma/ganimet sisteminin ta kendisi olan “üçlü kararname” uygulaması kalkmalıdır.
4) Somut koşullarımızda kamuya istihdam, popülist uygulamaların başında gelir. Bu gün kamu kadroları aşırıysa, bunun nedeni seçim önceleri ve sonralarında yapılan toplu istihdamlardır. Demek ki bu popülist uygulamayı bertaraf etmek için bir yöntem bulunmalıdır.
Bunun için istihdama gereksinim olup olmadığı akılcı yöntem ve düzeneklerle saptanmalı; kitle halinde, gereksiz, hesapsız kitapsız istihdam kararları üretilmesinin önüne geçilmeli; kamuya istihdam gerekip gerekmediği yetkisi siyaset kurumundan bağımsızlaştırılmalı; bu amaçla tarafsız, yansız ve bağımsız karar üretebilen, üyeleri yargıç statüsünde tam bağımsız düzenek(ler) oluşturulmalı; gerekliliği bu düzenek(ler) tarafından saptanmadan kesinlikle istihdam yapılamamalıdır.
5) Siyaset, rant dağıtır pozisyonundan arındırılmalıdır. Bunun çaresi, siyasetin “takdir yetkisi”ni sınırlayıp minimize eden ve popülist baskılardan olabildiğince arındıran ayrıntılı düzenlemeler ve özerkleştirmeler yapmak; siyaset kurumunun, kamu yönetimi ile ilişkisini kurumsal ve kuramsal temele indirgemek, bu bağlamda parti örgütlerinin popülist baskısına olanak vermeyecek düzenlemeler yapmaktır.
Son Olarak
Peki ama bunları nasıl bir devlet sistemiyle gerçekleştirebiliriz?
Bana göre bünyemizi, koşullarımızı, güçlü popülizm eğilimlerini hesaba katarak kendinize özgü (parlamenter, başkanlık, yarı başkanlık, meclis hükümeti, ya da başka) bir sistem bulabiliriz.
Yeter ki sistemin şimdiki zafiyetlerini taşımayacak bir sistem olsun!
Yeter ki sistem, “ilk seçimi düşünerek politika üreten politikacı” değil, “gelecek kuşakları düşünerek politika üreten devlet adamı” üretsin!
Sorun da burada! Çünkü bu konuda belirleyici olan, bu durumun ayırımında olmayan ya da değişik siyasal çıkar ve rant hesapları dolayısıyla gelinen noktayı görmeyen ya da görmezlikten gelen siyaset kurunudur.
Yukarıda saydıklarımızdan, yalnız bakan – milletvekili ayırımı yapma konusu anayasal değişiklik gerektirir. Diğerlerini (tek seçim bölgesine gitmeyi bile) Meclis çoğunluğu yapabilir.
Yani şimdiki UBP iktidarı yapabilir. Geçmişte CTP, DP, UBP ağırlıklı iktidarlar da yapabilirdi.
Ama yapmadılar.
Geçmişte bu işi yapmayanlar şimdi yapar mı?
Sheakspeare’nin dediği gibi: “İşte bütün mesele bu!”

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.