Çağlayangil’in saptama ve öngörüleri
10/12/2010
İsmail Bozkurt
Geçenlerde elime İhsan Sabri Çağlayangil’in “Anılarım” kitabı (İhsan Sabri ÇAĞLAYANGİL, Anılarım, Genişletilmiş 2. Baskı, Yılmaz Yayınları, İstanbul, Haziran 1990) geçti.
Kitabın son bölümünde Kıbrıs var. O bölümü bir çırpıda okudum.
Kıbrıs bölümünün sonuna “Şimdi ne yapmalı?” diye bir kısım da ekleyerek düşüncelerini/saptamalarını de ile getirmiş rahmeti Çağlayangil!
Katıldığım ve katılmadığım yönleri var bu düşüncelerin/saptamaların!
Rahmetli Çağlayangil 1974 Baharı’nda Kıbrıs’ı ziyaret ettiğinde epeyce sohbetlerimiz olmuştu. Nitekim bazı anılarımı geçmişte bu sütunlarda (Anılarımda 20 Temmuz – 22 Temmuz 2008) sizinle paylaşmıştım.
Bu bakımdan kitaptaki görüşlerini de sizinle paylaşmak istedim. Ama bu köşede tüm Kıbrıs bölümünü alıntılamak olanaksız olduğu için bana ilginç gelen bazı bölümlerini ele alabileceğim.
NEREDEN NEREYE
Gelin kitaptaki şu satırları birlikte okuyalım:
“……
“Bu sorunla yıllardır beraber yaşıyoruz. 1960 yılında Londra ve Zürich antlaşmaları yapıldı. Ada’nın dış sunmasını, İngiliz, Türk ve Yunan devletleri üstlendiler. Çıkacak problemler önlenemedi.
“Makarios zorladı. Kanlı Noeller’e, soykırımlarına girişti. Ne salam politikası işe yaradı, ne çevrilen dalavereler!..
“Grivas’ın atakları da boşa gitti.
“Yunanistan’ın Ada’ya antlaşmalar dışı soktuğu on beş bin kişilik ordu bir iş göremedi.
“1967 bunalımı bile kâr etmedi.
“27 Mayıs’lar, birçok defalar girişilen ama gerçekleştirilemeyen darbe girişimleri, 12 Eylül’lerden yararlanmak istedilerse de başarılı olamadılar.
“Yunanistan, Birleşmiş Milletler’i kullanmak istedi. Türlü oyunlara başvurdu. Oldubittiler yaratmaya çalıştı. Olmadı.
“Türkiye, konuya barışçı yollarla yaklaştı.
“Türk ve Yunan dışişleri bakanları arasında, çeşitli yerlerde, değişik tarihlerde görüşmeler yapıldı. Başbakan Sayın Demirel, Keşan ve Dedeağaç’ta Kolyas’la Brüksel’de Karamanlis’le buluştu. Sonuç alamadılar.” (Sayfa 396)
KIBRIS TÜRKLERİ KENDİ CESARET, SABIR VE ÖZVERİLERİ
SAYESİNDE KURTULDULAR
Çağlayangil, Kıbrıs sorununun özünü de dile getirmekte ve konuyu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşuna getirip bağlamakta, bu arada Kıbrıs Türklerine övgüler düzmektedir. Gelin birlikte okuyalım (Sayfa 398):
“Sonunda Kıbrıs Cumhuriyeti doğdu, ama antlaşmaların bu devlete hayat veren maddelerinden başka hiçbir kuralından eser kalmadı. Garanti Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin zoruyla ayakta kaldı. Rumlar, Zürich’te kurulan düzeni yıktılar. Kendilerini dengeleyen yabancı Yüksek Mahkeme’yi, Türk milletvekillerini, memurları kovdular. Türklerin asil olduklarını ilan ettiler. Bu davranışlarıyla anlaşmazlığın içinden sıyrılacağını, ENOSİS’i kuvvet yoluyla gerçekleştireceklerini sandılar.
“Kıbrıs Türkleri oldubittilerden ve bu badirelerden başta kendi cesaret, sabır ve özverileri sayesinde kurtulabilmişlerdir. Eğer bugün ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ diye fiili bir varlık mevcutsa, Ada Türkleri ayakta durabiliyorlarsa bunu her şeyden evvel kendi dayanma güçlerine borçludurlar. Evet, Türkiye her zaman arkalarındaydı. Muhtaç oldukları desteği anında eksik etmiyordu. Yalnız Kıbrıs Türkleri gerektiğinde dayanmasını bildiler, her şeyi göze aldılar, varlıklarını korudular. Özverilerini önemle ve takdirle belirtmek isterim.”
KIBRIS’IN GELECEĞİ
Çağlayangil’in, Kıbrıs’ın geleceği konusunda öngörüleri de vardır. Bu bağlamda Yunanlıların uzlaşmaz tutumlarında ısrar etmeleri durumunda olabilecekleri (Sayfa 399) sayıyor. Şöyle ki:
* “Yunanlıların orada (Kıbrıs’ta) yerleşmesine ve sınırlarının bu kadar yakınında yeni bir hava üssü kurulmasına Türkiye’nin razı olması söz konusu değildir.”
* “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kemikleşecek.”
* “Çifte ENOSİS ister istemez gerçekleşecek.” “O zaman, Ada Türklerinin -Hatay örneği gibi- Türk topraklarına katılmasının mukadder olur.”
* “Bu itibarla Kıbrıs’ın geleceği ‘ya çifte Enosis ya da federatif bir devlet biçiminden başka çözüme ulaşamaz.”
* “Hiçbir siyasi iktidar Türk ulusunun isteğine aykırı olarak Kıbrıs üzerinden ödün vermeye ve yılan hikâyesine dönen bu sorunu herçebadabat (ne olursa olsun) çözmeye kalkışamaz.”
* “Kıbrıs anlaşmazlığı ne Washington’da ne de New York’ta çözülemez. Kıbrıs sorununun barışa ulaşacağı yer Lefkoşa-Ankara-Atina’dır.”
* “Konu gerçek yönüyle bir Türk-Yunan sorunudur. Kıbrıs Cumhuriyeti, istediği kadar Birleşmiş Milletler’e üye ve bağımsız bir devlet olsun Ada’da yaşayanlar Türk ve Yunan halkının uzantısından ibarettir.” (NOT: O zaman AB üyeliği yoktu.)
Bu arada Ada’da kanlı bir geçmiş olduğunu, Kıbrıslı Rumların her fırsatta yok etmek amacıyla Türklere saldırdığını ve bu yüzden sabıkalı olduklarını; geçmişin kanlı olayları dolayısıyla Ada’da yaşayanların bir arada değil, yan yana yaşayabileceğini de söylüyor. (Sayfa 399-400)
SON OLARAK
Başta da yazdım: Rahmetli Çağlayangil’in katılmadığım bazı düşünceleri/saptamaları vardır.
Kitap 1990’da, yani “Soğuk Savaş” henüz bitmişken yazıldığı için o dönemden yansımaları olmasını doğal karşılamak gerekir.
Yine de kitabın aradan 20 yılı aşan bir süre geçmiş olmasına karşın, Kıbrıs sorununda değişen pek bir şey olmadığını açıkça görmek mümkün!
- Edebiyat kimi kurtarır?
- Kıbrıs’taki yuvamız
- Petrol ile doğal gazın dayanılır/dayanılmaz ağırlığı
- Uluslararası hukuk denen şey
- Üzüm diyarının kitabı ve düşündürdükleri
- “Osmanlı Reform Sürecinde Kıbrıs”
- İşin özü egemenlik
- Siyaset ve ekonomi
- “Keşke”li bir bayram yazısı
- “Sağduyuya çağrı” nitelikli bir değerlendirme
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































