Öyle bir tüketim ekonomisi ki
31/07/2011
İsmail Bozkurt
Beğensek de beğenmesek de serbest pazar ekonomisin artık çağımızın gerçeklerinden biri olduğu ortadadır.
Bunu yadsıyacak kişiler kaldı mı acaba dünyada?
Ya da bizde?
Pek sanmıyorum.
Hele tek partili komünist rejimi sürdüren Çin bile serbest pazar ekonomisine geçtikten sonra!
Tüketimi Teşvik “Hovardalığı/Mirasyediliği” Teşvik Mi?
Elbette ki serbest pazar ekonomisinin doğal sonucu, tüketime dayalı ekonomidir. Tüketilecek ki üretim sürdürülsün ve girişimcilere iş alanı yaratılsın!
Tüketim ekonomisinin, ülke ekonomisi için kaynakların “hovardaca” ya da “mirasyedice” harcanması demek olup olmadığını varsın ekonomistler tartışadursunlar. Kişi olarak benim görüşüm açık ve nettir:
Çılgınlığa varan tüketim alışkanlıkları kem kişinin kendi cebine zarardır, hem ülkenin ekonomik kaynaklarını kemirir.
Nitekim ekonomik bunalım söz konusu olduğunda ilk akla gelen önlem, “tasarrufu” teşvik etmek olmuyor mu?
Özellikle aşırı tüketimin kaynak israfı olduğunu kanıtlayan daha iyi bir örnek olamaz her halde!
Her Şeyin “Atılmalık” Olduğu Bir Tüketim Modeli
Geçmiş günlerde, ABD’ye bir ziyaretim oldu. Tümüyle akademik bir konferansa katıldım, bu arada ülkeyi tanımağa çalıştım.
İlginç saptamalarım ve izlenimlerim oldu. Bu bağlamda Washington’da kaldığım otelden bazı izlenimlerimi sizinle paylaşacağım.
Marka olmuş, tüm dünyaya yayılmış bir zincir içinde iyi bir oteldir sözünü ettiğim!
Bu otelin lokanta, bar, kafe ve benzeri birimleri yok.
“Niçin yok” sorusunun yanıtı tipik kapitalist düşünceyi yansıtıyor: “Kârlı değil!”
Buna karşın otel konuklarına, Cumartesi ve Pazar günleri dışında sabah kahvaltısı veriliyordu. Hem de “ücretsiz” olarak!
(Tabii ki ücret, otel fiatları içine yedirilerek!)
Bayağı zengin bir açık büfe biçiminde veriliyordu kahvaltı! Çeşitlilik ve bolluk vardı.
Buna karşın her şey “atılmalıktı.” Tabak, bardak, çatal bıçak, kısaca akla gelen her şey!
Kullandıktan sonra atacaksınız.
Çeşitler arasında tahıllar, tek kişik kağıt kutular biçimindeydi.
“Bunu sütle karıştıracağım kap yok mu” diye sormak cahilliğinde bulundum ilk gün!
“Sütü kutuya dök ve öyle ye” dedi görevli. Öyle yaptım.
Sözün kısası her gün birçok kişi kahvaltı yapıyor ve geriye yıkanmalık bırakmadan her şey çöpe atılıyordu.
Haklı mıyım bilmem ama nedense bu kahvaltı olayı bana tüketim ekonomisinin çarpıcı ve minik örneği gibi geldi.
Son Olarak
Küçücük ülkemizde resmen ve söylem olarak serbest pazar ekonomisi var ama benim o konuda ciddi kuşkularım var. “Tekelleşme” ya da ona yakın bir ekonomik yapılanma söz konusudur bizdeki!
Buna karşın, Kıbrıs Türk Halkı’nın tüketim ekonomisi ile çok fazla “aşna fişne” olduğunu söyleyebilirim. Yani, ciddi bir kaynak israfı var.
Serbest pazar ekonomisinin bir ayağı (tekelleşme olmaması ya da anti tekellik) eksik ama diğer ayağı (tüketim) fazlasıyla var.
Bunda bir terslik var gibi geliyor bana!
ABD’den, İngiltere’den, Avustralya’dan gelen dostlar, KKTC’nin bu ülkelerden daha pahalı olduğunu söylerler.
ABD’nin gerçekten öyle olduğunu rahatça söyleyebilirim. İngiltere’nin de öyle olduğunu biliyorum. Avustralya için konuşamam ama orada da öyle olduğundan eminim.
Peki ama nasıl oluyor bu iş?
“Tekelleşmiş” ya da ona yakın bir ekonomik yapılanma söz konusudur olmasından kaynaklanmış olamaz mı bu durum?
- Edebiyat kimi kurtarır?
- Kıbrıs’taki yuvamız
- Petrol ile doğal gazın dayanılır/dayanılmaz ağırlığı
- Uluslararası hukuk denen şey
- Üzüm diyarının kitabı ve düşündürdükleri
- “Osmanlı Reform Sürecinde Kıbrıs”
- İşin özü egemenlik
- Siyaset ve ekonomi
- “Keşke”li bir bayram yazısı
- “Sağduyuya çağrı” nitelikli bir değerlendirme
- TÜM YAZILARI için tıklayınız














































































































































