Advertisement

Advertisement

Devlet düzenimizi tartışırken…

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
10/11/2010


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


KKTC’nin devlet düzeni, geçmişte de çok tartışıldı. Bu günlerde tartışma giderek yoğunluk kazanıyor.

Bunun böyle olması çok doğal! Siyasete olan güven dibe vurduğuna göre!
Konu bir süredir benin beynimi de yoruyor.

20 Ağustos 2010’da, bu sütunda konuyu “Parlamenter Sistem Yargılanmalı” başlığı altında irdelemiştim.

Ondan önce de, 17 Ağustos 2019’da “Maurice Duvenger’in Siyasal Partileri Ve Bizimkiler”başlıklı yazım yayımlanmıştı.
(Bu yazılarım Vatan’ın internet sayfası ile “kibrispostasi.com” internet adresinde de görülebilir.)

DAHA ÖNCE DİLE GETİRİLENLER
Yukarıda sözünü ettiği yazıda:

• Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğum ve “ABD, SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği), İngiltere, Fransa, Almanya ve Çin devlet sistemlerinin karşılaştırmalı olarak ele alındığı “Mukayeseli (Karşılaştırmalı) Devlet İdaresi” dersinden;

• Bizde 1960’dan beri uygulanan sistemlerden;

• Var olan biçimiyle parlamenter sistemimizin iyice sorgulanması gereğinden;

• Bir ülkenin devlet sisteminin, bizde yapıldığı gibi “başkanlık – parlamenter” gibi basit bir ayrımla anlatılamayacağından;

• Devlet sistemlerinin kesin çizgilerle bir birine benzemediğinden; tek tip parlamenter ya da tek tip başkanlık sistemi olmadığından; her ulusun kendi sistemini yarattığından
söz etmiştim.

Birkaç gece önce katıldığım bir televizyon programının konularından biri de buydu. Orada da benzer düşünceleri dile getirdim.

“YA O, YA BU” YAKLAŞIMI

İzlediğim kadarıyla konu tartışılırken “parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi” saplantısı yaşanıyor.

Sanki yalnız her yönü ile belirlenmiş kurum ve kuralları olan iki sistem söz konusuymuş gibi!

Oysa ki bir devletin sistemi, ille de “başkanlık ya da parlamenter” olmaz.

Her şeyden önce devlet sistemleri, kesin çizgilerle bir birine benzemez. Konu başkanlık – parlamenter tartışması olsa bile, tek tip parlamenter ya da tek tip başkanlık sistemi yoktur.

Örnek olarak, ABD’deki başkanlık sistemiyle Rum kesimindeki başkanlık sistemleri çok büyük farklılıklar gösterir. Başkanlık sisteminde ağırlıklı yeri olan “check & balance (Türkçe’de bazı yazarlar bunu “fren ve denge” olarak kullanırlar)” konusu çok farklı biçimde çözülmüştür.

İngiltere’deki parlamenter sistem ile Almanya’daki parlamenter sistem büyük farklılıklar gösterir. İsrail de kendine özgü bir parlamenter sistem yaratmıştır. Başka örnekler de var.

Kaldı ki başkanlık ve parlamenter sistemler dışında, İsviçre’deki “meclis hükümeti,” ya da Fransa’daki “yarı başkanlık” gibi sistemler de var.

Avrupa ülkeleri dışındaki, tam anlamıyla çok partililik niteliği taşımayan ülkelerden söz bile etmiyorum.

BİZDE YAPILMASI GEREKEN

Bu günkü parlamenter sistemle yol kesemediğimiz ve kesemeyeceğimiz ayan beyan ortada olduğuna göre, sistemin sorgulanmasını doğal, hatta zorunlu kabul etmek gerekir.

Bunu yaparken, ille de başka bir sistemi “reçete” olarak göstermenin mantığı yoktur. Bir çok ulus, kendi özgün sistemini yaratmıştır. Bizim de kendimize özgü, kendi koşullarımıza uygun bir sistem arayışı içinde olmamız gerekir.

Bizim sistemin en büyük hastalığı, popülizmin sistemleşmesi ve sistemin kendisi haline gelmesidir. Bu durumu olabildiğince ortadan kaldırmazsanız, ne yaparsanız yapınız, çabanız boşunadır.

Elbette ki seçim olan yerde popülizmi tümüyle yok edemezsiniz. Ama etkisini azaltabilirsiniz.

Kurucu Meclis’te bu günkü Anayasa yapılırken komite aşamasında “tüm KKTC topraklarının milletvekili seçiminde tek bölge olması” öngörülmüş, ancak Meclis Genel Kurulu’nda bu kural değiştirilmişti. Bu ülkede popülizmi besleyen önemli etkenlerden biri budur. Kaldı ki var olan seçim bölgeleri daha da çoğaltılarak popülizme daha da prim verilmiştir.

Özellikle başkanlık sistemini savunanlar, “dar bölge” sistemini de savunurlar. Oysa bizim gibi coğrafi bakımdan küçük, nüfusu az bir ülkede “dar bölge,” popülizmi “resmen” devlet de sistemi yapar.

Dolayısıyla devlet düzeni ister parlamenter sistem olarak süregitsin; ister başkanlık, yarı başkanlık, hatta meclis hükümeti sistemine geçilsin, tüm KKTC’yi tek seçim bölgesi yapmak en başta düşünülecek önlemlerden biridir.

SON OLARAK

Bir köşe yazısında konuyu her yönüyle irdelemek mümkün olmadığı gibi, konuyu “Fenerbahçe – Galatasaray” rekabeti gibi algılayıp “parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi” tartışmasına indirgemek, akıl işi değildir.

Bir ülkenin seçim sisteminin siyasal parti sistemini; siyasal parti sisteminin parlamentonun oluşumunu (ve çalışma düzenini), parlamentonun oluşumunun devlet sistemini nitelemede belirleyici unsurlardan olduğunu göz ardı etmeden yaklaşmak gerekir konuya!

Amaç, saplantıları göz ardı ederek bize özgü ve çalışan bir sistem tartışarak bulmak olmalıdır.

Bunu yaparken, hazır “reçete”lere itibar etmemeli; konunun başkanlık – parlamenter gibi basit bir ayrımla anlatılamayacağını, devlet sistemlerinin kesin çizgilerle bir birine benzemediğini, tek tip parlamenter ya da tek tip başkanlık sistemi olmadığını bilmemiz gerekir.

Yukarıda sözünü ettiğim yazıda da vurguladığım gibi, bu konuda sağlıklı bir tartışma ortamı başlaması dileğimdir.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.