Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
18/07/2011
Sibel Siber
Geçtiğimiz günlerde değerli gazeteci Aysu Basri ile yaptığı bir söyleşide, Sayın Yaşar Yakış, çok önemli açıklamalarda bulundu ve “Kuzey’deki Rum tapulu mülkiyetin parasını, kullanıcının kendisi ödemeli… Herkes ödemeli, Türkiye’den gelen de, İngiliz de, Kıbrıslı Türk de…” Güney’den gelenler için ise, Sayın Yakış, “Güney’deki malının tapusu zaten yine kendisine ait, bu durumda Kuzey’de elinde tuttuğu malın bedelini ödemeli…” dedi.
Özetle, şu anda Kuzey’deki Rum’a ait mülkiyet; uluslararası tapuya dönmediği takdirde, malın gerçek sahibi değil “kullanıcısı” durumundayız. Bedeli ödenip mal sahibinin onayı alındıktan sonra ise mallar, uluslarası tapuya kavuşarak, değeri çok artacak ve hem kişisel hem de toplumsal ekonomik bir kazanım getirecek. Bu ekonomik kazanımın da bir bedeli olacak şüphesiz ve bunu bir şekilde ödememiz gerekecek. İşte tam da burada çok dikkatli olunmalı ve “Kazanan, kazanımının bedelini, kazandığı oranda ödemeli” prensibine dayalı bir yöntem uygulanmasına dikkat edilmelidir.
Toplum bütünlüğünü ve birçok değer yargısını zedeleyen, emeğin değerinin hiçe sayıldığı geçmiş ganimet dönemleri gibi yeni bir ganimet dönemi daha yaşamak istemiyorsak, vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkesine dayalı bir çözüm üretmeliyiz.
Ayrıca, hem iki kesimliliği korumak, hem de Rum tapulu mülkiyet için ödenen tazminatı hafifletmek için Takas’ı bir an önce devreye sokmamız gerekiyor. Bunun için de, Taşınmaz Mal Komisyonu’nu bünyesinde onun yapısına dokunmadan bir alt komisyon kurulabilir ve Kıbrıslı Türklerin takas başvuruları kabul edilebilir.(*)
Bugün maalesef Güney’de bıraktığı değerli arazilerine rağmen Kuzey’de hiçbir şey alamamış veya bıraktığının çok azını almış insanlarımız var. Uzun zamandan beridir de oldukça sessiz bir bekleyiş içindedirler.
Özellikle bu durumdaki insanlarımıza, Kuzey’de kimsenin mülkiyetinde olmayan araziler, takas yapma şartı ile verilebilir. Bu şekilde, Güney’de değerli Türk arazileri ile bir takas gerçekleştirilirse, hem tazminat ödeme yükü hafifletilecek, hem iki bölgelilik korunacak, hem de karşılıklı mal sahiplerinin de onayı alınacağından belki de yılların haksızlığının önüne geçilmiş olacak.
Bu yapılmadığı takdirde özellikle Kuzey’de mal alamamış veya çok az almış kişiler, Güney’deki mallarını satmak yoluna gidecektir. (Nitekim bu şekilde duyumlar almaktayız) Çünkü kendi Devletinden en ufak bir ümit ışığı görmez ve tam tersi, “Kuzey’de size verilecek mal kalmamıştır” denirse ve bir taraftan da el altından ya yatırım adı altında, ya da kırsal kesim arasası adı altında arazi dağıtıltığını görürse, kendi çözümünü kendi yaratmak yoluna gidecektir. Bu kaçınılmazdır.
Anayasa, “Eşdeğer sorunu halledilmeden, başkalarına mal verilemez” dediği halde bu göz ardı edilmekte ve yasalara aykırı davranılmaktadır. Son yaşanan örnekte ise, 23 Haziran 2011’de alınan bir kararla, Eşdeğer kaynağı olan Zeyko arazisi, yine yasa dışı olarak, İskan Topraklandıma ve Eşdeğer Mal yasası kapsamından çıkarılmış ve Bakanlar Kurulu kararıyla 49 yıllığına yatırım adı altında kiralanmıştır.
Eşdeğer arazilerinin Bakanlar Kurulu kararıyla kiralanması veya satılmasının yasak olduğuna dair savcılık görüşü mevcut olduğu halde… Nitekim 13 Temmuz 2011’deki Bakanlar Kurulu kararı ile bu yanlış karardan dönülmüştür.
Burada sorulması gereken bir başka soru daha var. Yaklaşık otuz beş yıldır ellerinde eşdeğer puanları bekleyen eşdeğercilerin, bu geçen sürede kullanamadığı, değerlendiremediği, gelir elde edemediği malının “kullanım kaybını” kim ödeyecek? Devlet, bu insanlarla sözleşme imzalamış, tapularını ipotek olarak almış ve karşılığında mal vereceği sözünü vermiş ama yerine getirmemiştir. Vatandaşlar arasında ayırımcılık yapılmıştır. Şimdi bu insanlarımızın eşdeğerini alamadığı mallarının yanında, bir de kullanım kaybından doğan haklarının tazmini gerekmektedir.
Eğer bu konuya duyarsızlık devam ederse, Güney’deki Türk mallarının satışının önüne geçemeyeceğiz. Güney’deki Türk topraklarının satılması demek, Kıbrıslı Türklerin tapulu toprağının azalması demektir. Bir an önce, bir Devlet yetkilisinin, bu konuda açıklama yapması gerekiyor. Yoksa polisiye tedbirlerle Güney’deki Türk mallarının satışını önleyebileceğimizi düşünmek, hataya hata katmaktır. Uluslararası hukukun ve kendi Devletimizin de kabul ettiği tapulu malını sattı diye kişi cezalandırılamaz. Böyle bir yola gidilirse, bu defa AHİM’de kendi aleyhimize yeni davaların önünü açmış olacağız.
İleride topraksız kalmamızı önleyecek önlemleri bir an önce almak, çözümler üretmek elimizde…Yeter ki, birçok konuda olduğu gibi yine geç kalmayalım ve kendi çözümümüzü kendimiz üretelim.
(*) Hukuki görüş: Taşınmaz Mal Komisyonu yasasının 8. Maddesinin 5. Paragrafında “takas için öncelikle, .. (Kuzey’deki) taşınmazın malikinin ya da kullanım hakkı sahibinin (yani Türk’ün) Güney’de bırakmak zorunda kaldığı taşınmazlar değerlendirilecektir” ibaresi yer almaktadır. Buradan şunu anlıyoruz: Yasa, Güney’de mal bırakan Türk’ün takas işlemine dahil olmasına elverişlidir.
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- Tremeşe ve Köklerimiz
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































