Advertisement

Advertisement

Deprem ve Kıbrıs’taki Görüşmeler

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
16/03/2011


Sibel Siber Sibel Siber


Çok ciddi ve önemli bir konu tartışıyorduk… Taban tabana zıttı görüşlerimiz… Öylesine kaptırmıştık ki kendimizi tartışmaya, ses tonumuzu bile ayarlayamıyorduk. Bizi duyan, kavga ediyoruz sanabilirdi; oysa biz, çok önemli zannettiğimiz bir konuyu çözme gayretindeydik… Bir taraftan da, birbirimize kendi haklılığımızı ispatlama yarışındaydık.Tartıştığımız konuyla ilgili haber kanallarında çıkan haberleri yorumluyor, kendi düşüncelerimizle de sentezleyerek sonuç üretmeye çalışıyorduk…

Tartışma sürerken, su içmek için yerimden kalkmaya çalıştım, kalkar kalkmaz sendeledim, bir an başım dönüyor zannettim, masaya tutunmaya çalıştım; fakat, tutunmaya çalıştığım masa da sallanıyordu… O sırada, “Çabuk dışarıya çıkalım…Deprem oluyor!...” diye, arkadaşımın panikle bağırdığını işittim ve dışarıya attım kendimi. Bütün mahalle sakinleri dışarıdaydı… Binaların önündeki tabelalar sağa sola sallanıyordu… Sarsıntı durmak bilmiyordu… Birkaç dakika süren o sarsıntı, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelmişti bize. İşte o an, insanoğlunun aslında ne kadar çaresiz ve güçsüz olduğunu bir kez daha anladım…

Az önce tartışırken, çözüm bulamadığımız bazı noktalarda, kendimizi çaresiz hissediyorduk; oysa, gerçek çaresizlik doğanın gücü karşısındaydı. İki üç dakika önceki heyecanlarımızın, öfkelerimizin, kızgınlıklarımızın hiçbir önemi kalmamıştı… Her şey nasıl bir “hiç” olabiliyordu bir anda… Oysa, o odada tartışırken, ne kadar da kendimizden emindik, fikirlerimizi savunurken ne kadar da özgüvenliydik; oysa şimdi, yüzünde korku ifadesi olan şaşkın, çaresiz birer canlıdan öte değildik… Depremin yaşattığı korku ile birlikte farklı bir boyuta geçmiştik…

Doğal afetleri veya felaketleri hiç aklımıza getirmiyoruz günlük hay huy içinde… Böylesi belki daha iyi ama, acaba zaman zaman hatırlasak doğanın gücünü ve kendi güçsüzlüğümüzü, güzel şeyler başarmak için, daha bir kucaklayıcı olur muyuz, daha bir el ele verir miyiz acaba? Ya da iyiye, güzele ulaşmak için çok vaktimiz olmadığını düşünsek, daha hızlı atar mıyız adımlarımızı?

Japonya’daki o büyük felaketi, depremi izlerken, insanoğlunun aslında ne kadar güçsüz olduğunu düşündüm bir kez daha… Dünyanın depreme en hazırlıklı ülkesinde, tüm teknolojik önlemlere rağmen yaşanan trajediyi gördük… Mavi denizlerin, bir canavara dönüşüp, şehirleri nasıl acımasızca yok edebildiğini gördükçe; insanoğlunun doğanın karşısındaki acizliğini bir kez daha anlıyor insan… Depremden geriye kalan ise, büyük bir çaresizlik, yenilgi, sonsuz bir acı ve keder…

Geçmişte, kendi ülkemizde o küçücük sarsıntlarda bile hissettiğimiz korku ve endişeyi düşününce… Yok oluş korkusunu!... İnsanın, hiç beklemediği bir anda yaşadığı o büyük şoku!.. Arkadaşımla yapmakta olduğumuz o heyecanlı tartışmanın hemen arkasından gelen, bizleri korku ve paniğe sevkeden o sarsıntı, doğanın uyarısı mıydı acaba diye düşünmüştüm. “Sonsuza kadar zamanınınz yok” mu demek istemişti bize?... Mutlu olmak için, refaha ve güzelliklere ulaşmak için, somut şeyler yapmamız gerektiğini, oysa, üretken olmayan tartışmaların ancak zaman kaybına neden olabileceğinin altını mı çizmek istemişti?...

İster istemez, aklıma ülkemdeki sonu gelmez “Toplumlararası Görüşmeler” takıldı bu sefer… Görüşme tutanaklarını okuyorum… İki taraf da ne kadar emin kendinden… İkisi de, karşısındakine kendi haklılığını ispatlama yarışında… O belge, şu belge, sen onu demiştin, ben bunu demiştim, bir sürü sözcük.. Ve yeni bir toplantı, yeni tartışmalar, heyecansız, ruhsuz… Sonuca ulaşmak için hiçbir acele yok, hiçbir gayret yok… Birleşmiş Milletler takvim vermesin, süre kısıtlaması koymasın diye adeta ödü kopuyor Rum Liderin… Zaman kısıtlaması istemiyor. Peki, doğa sonsuza kadar zaman verecek mi size ya da bize?...
Sahi… Kıbrıs, kaç kere batmıştı?...

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Sibel Siber

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.