Advertisement

Advertisement

Ekonomi ve hukuk

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
08/02/2011


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


Ekonominin çağdaş devlet ve toplum yaşamındaki önemi ve yaşamsallığı yadsınamaz.


Dengeli devlet bütçesinden sosyal devlete, uluslararası güç ve saygınlıktan caydırıcı askeri güce, toplumsal refahtan refah toplumu olmaya kadar her şey; güçlü, dengeli, sağlıklı ve istikrarlı ekonomi ile mümkündür.
Bir devletin altyapı, kamu yönetimi, yerel yönetim, sağlık, eğitim, kültür, çevre, sosyal güvenlik, iç ve dış güvenlik, kamu düzeni, iletişim, ulaşım ve daha nice hizmetlerinin nitelik ve niceliği de ekonomisi ile bağlantılı ve doğru orantılıdır.
Sözün kısası, çağdaş yaşam bir anlamda ekonomi demektir.
Hem Ekonomi, Hem Hukuk Yaşamsaldır
Ekonomi – hukuk bağlamında üç temel saptama yapılabilir diye düşünüyorum:
• Anayasal sistem, hukukun üstünlüğü ilkesi ve hukuk devleti niteliği olmadan, çoğulcu demokratik yaşam sürdürülemez.
• Anayasal sistem, hukukun üstünlüğü ilkesi ve hukuk devleti olmadan, sosyal devlet olunmaz.
• Çoğulcu demokratik yaşamın istikrarlı ve kesintisiz sürdürülebilirliği; güçlü, dengeli, sağlıklı ve istikrarlı ekonomi ile doğru orantılıdır.
• Çağdaş devlet yönetiminde ekonomi, hukukun yerine geçemez.
Bütün bu söylediklerimizin anlamı şudur: Güçlü, istikrarlı ve dengeli ekonomi için, ne anayasal sistemden, ne hukukun üstünlüğü ilkesinden, ne de hukuk devleti niteliğinden vazgeçilmesi düşünülemez bile!
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Anayasa Mahkemesi’nin emeklilerden vergi alınması ile ilgili yasayı iptal etmesi kadar olağan ve doğru karar olamaz.
Bir Hukukî Kararın Devleti Batıracağını Varsaymak
Bakıyoruz da Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra, KKTC’nin mali/ekonomik yönden batacağı kehanetleri gırla gidiyor.
O kadar ki, belki açıkça değil ama anlam olarak, “ekonomi için hukukun feda edilmesini” önerenler ve savunanlar oluyor.
Akıl alır gibi değil ama maalesef öyle!
Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin kararı, yıllardır sürdürülegelen sistemi yalnız dört ay aradan sonra yeniden geri getirmiştir. Yani Anayasa Mahkemesi iptal ettiği için yeniden yürürlüğe giren hukuk kuralları, dört ay öncesine kadar yürürlükteydi ve ekonomiyi batırmamıştı.
Bunca yıldır sürdürülen bu sistem ekonomiyi batırmadı da, Anayasa Mahkemesi sistem devam edecek dediği için mi ekonomi batacak?
Ya bu soruların yanıtlarına ne demeli:
• Yasaları kim yaptı?
• Popülizmle devletin sırtına kambur üstüne kamburu kim attı?
• Politik rant ve günü kurtarmak adına popülist politikaları kim uyguladı?
• Emeklilik haklarını kim verdi?
Emekliler darbe ile yönetime el koyup kendi çıkarları için yasalar yapmadılar ya!
Emekli hakları gökten zembille inmedi ya!
Siyasal Erk Sınırsız Değildir
Hukuk devletinde siyasal erk, yapmak istediğini anayasal sistem ve hukukun üstünlüğü ilkesi içinde kalarak yapmak zorundadır, yetkisi sınırsız değildir.
Bir siyasal erk eğer ekonomik gerek olduğuna, geçmişte aşırı haklar verildiğine ya da hata yapıldığına inanırsa, önce hukukunu yaratır, sonra gereğini yerine getirir.
Bizim somut emeklilerden vergi alınması örneğimizde, gücü yeterse önce anayasayı uygun hale getirecek, emeklilik haklarını sonra budamaya kalkışacaktı! Hukuku çiğneyerek ya da göz ardı ederek değil!
Son Anayasa Mahkemesi kararı, Berlin’de olduğu gibi “Lefkoşa’da da yargıçlar olduğunu gösterdiğine” göre, (Rumların uyduruk “zaruret hukuku” zırvaları ile 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın kurallarını yok saymaları örneği) anayasal sistemimiz ve anayasal kurallar yok sayılarak, “zaruretten” aldatmacası ardına sığınılarak politikalar yürütülemez.
Son Olarak
Sözün kısası, hiçbir ekonomik gerek ya da gerekçe, anayasanın ve hukukun önüne geçemez.
Kaldı ki önlemler ekonomik değil, tam tersi ekonomiyi daraltan, durgunluğu daha da artıran, tüketimin azalma eğilimini kamçılayan, bütçe açığını kapatma amaçlı mali önlemlerdi.
Ve de (en azından bazı) Hükümet mensupları bunun böyle olacağını, yani “yanlış hesabın Bağdat’tan geri döneceğini” biliyordu.
Üstelik ve maalesef, dava açıldıktan sonra kullanılan söylem, en basit anlatımla yargıyı baskı altına alma eğilimini yansıttı ki bu da bir hukuk devletinde kabul edilemez bir davranıştır.
Bütün bunlardan dolayı Anayasa Mahkemesi kararı “lup” diye yerine oturmuş, üstelik siyasetin dibe vurmuş olan saygınlığını göreceli olarak kurtarmıştır diye düşünüyorum. Dileriz bir daha benzeri bir hata yapılmaz.
Son olarak şunu söyleyeyim:
Anayasa Mahkemesi’nin, KKTC Anayasası’nın (160’ıncı maddesi ile ilgili yorumu bir yana) birinci maddesi ile ilgili yorumu derin ve anlamlıdır.
Siyasal erk bunu iyi, hem de çok iyi okumalıdır.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.