Bakkal ve Supermarket Psikolojisi
25/08/2010
Sibel Siber
Yıllar önce İstanbul’da Ferhan Şensoy’un bir oyununu izlemiştim. Oyunun adı, “Kahraman Bakkal, Supermarkete Karşı” idi. Komedi tarzında olan bu oyun, sanatçının güldüren, güldürürken düşündüren, düşündürürken hüzünlendiren, zekice yazılmış oyunlarından biriydi.
O zamanlar, Türkiye’de supermarket dediğimiz büyük alışveriş yerlerinin yeni yeni açıldığı dönemlerdi. Oyunda, mahalle bakkalı ile supermarket’in toplum yaşamındaki yerinin, sosyal ve psikolojik yönlerden karşılaştırması yapılıyordu. Sonuçda kimin galip geleceği belli olan bu mücadelede bakkalın, çaresiz ama azimli direnişi espirili bir şekilde anlatılıyordu.
Mahalle bakkalının, kendi aleyhine olan her türlü olumsuz koşullar ve haksız rekabete rağmen ayakta kalmak için verdiği mücadele, nedense çok ekilemişti beni.
Bakkal, o mahallenin bir parçasıydı, orayla özdeşleşmişti , mahalle sakinleriyle arasında duygusal bağlar vardı, çok şeyi paylaşmışlardı birlikte. Supermarket ise yabancıydı, yeniydi, bölge insanıyla hiçbir duygusal bağı yoktu, sonradan gelerek bakkala karşı haksız bir rekabet ortamı yaratmıştı.
Hem psikolojik hem de sosyal yönü olan bu mücadelede, bakkal ve supermarket birer simgeydiler aslında; yaşamda birçok alanı temsil eden simgeler… Bakkal küçük ve yerli olanı temsil ediyordu, supermarket ise büyüğü ve yabancıyı… Küçüklerin ve büyüklerin rekabeti de diyebiliriz.
Gerek ülke içinde, gerekse ülkeler arasında ve yaşamın daha birçok alanındaki ilişkilerde de, bir “ Bakkal- supermarket” ilişkisini gözlemlemiyor muyuz aslında?
Kendi ülkemizi düşünecek olursak; şu anda içinde bulunduğumuz durumu yansıtmıyor mu bu ilişki? Şüphesiz, bu mücadelede bakkal olan biziz.
Çocukluğumda iki bakkal vardı köyümüzde. Biri bakkal Mina, diğeri Sunay Abi. Karma bir köy olan köyümüzde, komşumuz olan bakkal Mina Rum’du ama Türkçe’yi çok güzel konuşurdu. Hatta bir bayram günü, küçük kardeşim komşularımızı bayramlamaya gitmişti, kimleri ziyaret edip bayramladığını anlatırken , Mina Amca’nın adını da saymıştı. Ben ondan daha büyük olmanın verdiği bilmişlikle, kahkahalarla gülerek
“Ama o Rum, Rumların bayramda eli öpülmez ki!...” demiştim gülerek. Hatta o kadar çok gülmüştüm ki, henüz beş yaşında olan kardeşim ağlamaya başlamış,
“Hayır o Türk! Türkçe konuşuyor…” diye isyan etmişti.
Bakkallarımız, sadece kuru kuruya alışveriş yaptığımız yerler değildiler kısacası, onlar dostlarımızdılar… Onlarla ilgili hepimizin anıları vardır… Sonraları, yavaş yavaş azaldılar ve kaybolmaya doğru gittiler.
Hayatımıza supermarketler girdi… Klimalı mekanlarda ürünlerin sergilendiği, her türlü ihtiyaca hizmet veren marketler aldı bakkaların yerini. İçeriye girdiğinizde size ,
“Hoş geldiniz. Nasılsınız? Kaç zamandır sizleri göremedim… Bir tatsızlık yoktur inşallah !“ diyen yok.
Ürünlerin sergilendiği sıra sıra raflar,” Beni de al, beni de al!..” diyen ürünler var. Çıkışta da, aldıklarınızı hızla barkottan geçirmeye çalışan, bir “Merhaba!” bile demeye veya yüzünüze bakmaya dahi fırsatı olmayan meşgül kasiyerler var.
Kısacası herşey hızlı, herşey kolay, herşey daha modern ama sıcaklık yok, yalnızlık ve yabancılık duygusu veren bir ruhsuzluk var. Bu ruhsuzluk ve kendini yabancı hissetme hali, bakkaldan supermarkete geçtikçe git gide sarıyor bizi ve içimiz sıkılıyor farkında olmadan…
Kendimizin olanları kaybediyoruz… Kaybettikçe yalnızlaşıyoruz ve böyle olunca da korkularımız artıyor.
Üniversitelerimiz çok zor durumda, birçok kurum ve sektör iflasın eşiğinde diyoruz ve korkuyoruz. Belki farkındayız, belki farkında değiliz ama aslında korkumuzun temelinde “Bakkal -supermarket” psikolojisi yatıyor.
Bu psikolojiyi toplum olarak en son KTHY olayında yaşadık. Bu tatsız olaylar zincirinde, toplumu en çok yaralayan, kendine ait hissetiği, kendisiyle ortak bağları olan, kısacası kendinden olanı kaybetme duygusudur.
Kapı eşiğinde bekleyen supermarket ve ona karşı direnmeye çalışan bakkal psikolojisindeyiz şimdi.
Sonucun ne olacağını hepimizin bildiği ama kendi kendimize itiraf etmekten bile çekindiğimiz bir yerdeyiz kısacası.
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































