O Masum Gözler ve Radyasyon
23/03/2011
Sibel Siber
Büyüklerinin kendisine, istemeden de olsa nasıl korkunç bir gelecek hazırladıklarından habersizdi o masum yavru… En doğal hakkı olan yaşama hakkı, belki de elinden alınmak üzereydi…
Daha modern, daha zengin, daha konforlu, daha teknolojik bir dünya yaratma hayalleri için, insanlığın kendini ne gibi tehlikelere sürüklediğinden de habersizdi. O, etrafında dolaşan kanser bulutunun, gelecekte kendisine nasıl bir kader hazırladığını da bilmiyordu… Sadece çocuk saflığıyla etrafa bakınıyor, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu… Büyüklerinin yanlışları sonucu, yaşamları tehdit altında olan dünyadaki tüm diğer çocuklar gibiydi…
Japonya’daki depremin ardından, nükleer santraldan yayılan radyasyonun yaydığı tehlikenin boyutlarını irdeliyordu bir televizyon kanalı. Santralin civarında yaşayan halkın vücudundaki radyasyon miktarını ölçmeye çalışan görevlilerin görüntüleri vardı ekranda. Bir taraftan da insanlara uyarı yapılmaktaydı: “Evlerinizden çıkmayın!” “Evlerinize hava girmesine engel olacak şekilde tedbir alın… Kapı altlarına kum torbaları yerleştirin…” Tiroid kanseri olmasınlar diye iyotlu tuz dağıtılıyordu bir yandan…
Çaresizliğin boyutu, alınması gereken önlemleri düşündükçe daha iyi anlaşılıyordu. Bu acizane tedbirleri alması için çağrıda bulunulan halk ise, trajikomik belki ama, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birinde yaşıyordu…
Kansere yol açtığı kesinlikle ispatlanmış olan radyasyon, doğal afetten kurtulmuş insanların çevresinde kol geziyordu şimdi… Üstelik bu afet, doğal afet değildi; insan elinin yol açtığı bir felaketti…
İlk kez, Yirminci yüzyılın başında, Çernobil faciasıyla yüz yüze gelince, nükleer santrallerin aslında insanlar için ne büyük bir tehlike arz ettiğini gördük. En ufak bir sızıntının, o civarda yaşayan insanlarda, kansere yakalanma yüzdesinde büyük artış yaptığına dair yüzlerce bilimsel makale yayınlandı. Türk Tabibler Birliği, Çernobil faciasından sonra Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’ndeki Hopa’da, ölümlerin %47.9 unun kansere bağlı olduğunu açıkladı.
Nükleer santrallerdeki sızıntının yarattığı tehlike, çok büyüktür. Tiroid kanserine lösemiye (kan kanseri) akciğer ve kemik kanserlerine, çocukluk çağı kanserlerine sebep olmaktadır. Hamilelerde; sakat doğumlara, erken doğumlara ve düşüklere sebebiyet vermektedir.
Uzmanlara göre, santrallerin yol açtığı tehlike için, sadece deprem olması gerekmiyor; ufak tefek arızaların dahi sızıntıya sebep olabileceği ifade edilmektir. Nükleer reaktörlerin, kaza olmadığı durumlarda dahi, düşük miktarda radyasyon yaydığı ispatlanmıştır.
Almanya’da, nükleer reaktörler civarında yaşayan çocuklarda kanser görülme sıklığı araştırılmış ve santralin 15 km yarıçapı içerisindeki bölgelerde, beş yaşın altındaki çocuklarda, ileri derece lösemi ve lenf kanseri vakası saptanmıştır. Bir diğer araştırma da ABD’de yapılmış ve sonuçlar benzer çıkmıştır.
İnsanoğlunun enerjiye olan ihtiyacı gün geçtikçe ve enerjiyi arsızca tükettikçe artmakta… Bu durumda, yeni enerji kaynaklarına ihtiyacımız olduğu kesin. Bir zamanlar, çevreye uyumlu olduğu düşünülen nükleer enerji santrallerinin, aslında ne kadar tehlikeli olabileceğini son yıllarda gördük ve yaşadık.
Yapılması gereken yaşamı tehdit etmeyecek enerji kaynaklarına yönelmek… Bir taraftan, sağlıklı yaşam hakkını gözeten enerji kaynaklarına ulaşabilmenin yollarını ararken, diğer taraftan da daha az tüketmeyi öğrenmeliyiz… Yoksa, o masum gözler, bizleri hep sorgulayacak ve hep yüreğimizi acıtacak…
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































