Yasımızı Tutalım Ama…
03/11/2010
Sibel Siber
“Artık hiç ümidim kalmadı benim…” dedi. “Çocuklarıma tenbihledim… Gidin okuyun ve yerleşin oralara… Bir daha da dönmeyin!”
Umutsuzluğunun nedenini sordum.
“Görmüyor musun?” dedi, “Gelecek yok bu ülkede artık…”
Onaylamadım ama, onu bu düşüncelere sevk eden nedenleri de sorgulamaktan kendimi alamadım.
Düşünecek olursak geçmişi, gettolarda yaşadığımız dönemleri ve kıyaslayacak olursak günümüzle; o günlerde, toplumun maddi olanaklarının daha az, fakat manevi gücünün daha fazla olduğunu göreceğiz.
Sevgi, saygı ve güvene dayalı, büyük bir dayanışmanın var olduğu zamanlardı o zamanlar... Engellerle dolu, zor bir yaşamı dayanılır kılan, toplumu birbirine kenetleyen ve umudu canlı tutan hep bu duygulardı.
Göç yine vardı ama, vatanını terk etmemesi gerektiğinin manevi baskısını da hissediyordu herkes içinde. Gidenler de, mutlaka bir gün dönmek üzere gidiyorlardı.
“Git oralara yerleş , bir daha dönme! “ diyen yoktu çocuklarına. Peki ne oldu bize de, geçen yıllarda bu kadar umutsuzluğa sürüklendik?
Bir yakın tarihimize gözatacak olursak, yetmiş dört sonrasında, ilk kez kendi kendini yönetme şansını yakalayan bu halkın, ilk hayal kırıklıklarını yaşamaya başladığını da göreceğiz.
Güneyden büyük umutlarla gelen göçmenler, kamu vicdanını yaralayan, toplumda öfke patlamalarına neden olan, haksız bir iskan politikası ile karşılaştı.
Birilerinin hak etmeden, emek vermeden hızla zenginleştiğini gördü. İktidarla yakın ilişki içine girenlerin kolayca sınıf atlaması, onu öfkelendirdi. Birisine, hayal bile edemeyeceği zenginlikler sunulurken, diğerinin hakkı yendi.
Haksız kazançlara karşı , tepki vermek istedi, sesini duyurmak istedi, kimse onu duymadı. Böylelikle çalışma motivasyonunu ve güvenini yitirdi.
Sürekli milli duyguları okşayan sözler söyleyenlerin, kısacası daha vatansever olduğunu ispatlamak isteyenlerin, çoğunun samimi olmadığını, birilerine yaranmak ve çıkar elde etmek için bu yollara başvurduğunu gördü. Milli duyguların, iktidar hırsına alet edildiğini gördü.
”Kim vatansever, kim değil?”, sorularını sordu kendi kendine… “Bu haksız düzeni eleştirenler, sistemi sorgulayanlar mı vatansever, yoksa bu düzenin savunuculuğunu yapanlar mı?” sorularının yanıtını aradı… Kime güveneceğini, kime inanacağını bilemedi… Güveni iyice sarsıldı.
Küçük yerde yaşadığından dolayı, her türlü yolsuzluk, popülizm, partizanlık, adam kayırma, işe alımlardaki haksızlıklar, gözünün önünde gerçekleşti.
Çok iyi eğitimler alarak, büyük başarılara imza atarak, elinde kalın özgeçmişleriyle işe başvuranlar, geri çevrildi. Yerine, o iş için gerekli vasıfları olmayanlar tercih edildi. Elindeki dosyasını koltuğunun altına sıkıştırıp, uzakların yolunu tutmak kaldı ona.
Gururla yetiştirdiği gençlerini uzaklara gönderirken , “Bir gün dönecekler”diyerek, umudunu korumaya çalıştı ama izlenen yanlış politikalar, beyin göçüne çanak tutmaya devam etti. Çocuklarının geri gelmeyeceği düşüncesi onu mutsuz etti, tepki olarak da “Oralarda kalın! Geri gelmeyin!” dedi, sevdiklerine.
Toplumun yaşam kalitesini artıracak projeler üretmek yerine, kapı, kapı gezilerek kişisel vaatlerde bulunuldu. Büyük beklentiler aşağılara çekilerek, kişisel menfaatlerin peşinde koşulması sağlandı ve böylelikle, otuz beş yılda yeni bir halk yaratıldı.
Şimdi, adalet duygusu zedelenmiş, güvenini yitirmiş, motivasyonunu kaybetmiş, büyük toplumsal beklentilerden ümidini kesmiş, gününü kurtarma gailesinde olan, yaşam kalitesi düşmüş bir halk var.
Artık halk o eski halk değil. Sayın hocamız, Vamık Volkan’ın dediği gibi, o eski halk artık geri gelmeyecek , bunu kabul edelim ve yasımızı tutalım, ama sonra da geleceğe bakalım.. Umutla!.. Umudu yitirme gibi bir lüksümüz olmadığının bilincinde olarak… Çünkü umutlar yitirilirse… Düşüncesi bile ağır geliyor!
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































