Advertisement

Advertisement

Şu marka çağı ve son DAÜ olayı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
26/06/2011


İsmail Bozkurt İsmail Bozkurt


Geçen gün arabada giderken, bir tv kanalında, DAÜ üniversite öncesi kurumlarını kiralayacak kurumun sorumlusu ile yapılan bir söyleşiyi dinliyordum.
“Niye Kıbrıs” diye bir soru soruldu sorumluya!
“Uluslararası marka olmak istiyoruz. Türkiye’nin en iyisiyiz ama dışa da açılmalıyız” anlamında bir şeyler söyledi sorumlu! “Kıbrıs uluslararası alanda markalaşmamızın yolunu açacak!”
Ayrıca Türkiye’de bir çok özel okulun kendi istekleriyle bünyelerine katıldıklarını, çok talep olduğu için talepleri sıraya koyduklarını da söyledi.
Ve de DAÜ’ye kendilerinin talip olmadıklarını, isteğin DAÜ’den geldiğini söyledi.
Bir tuhaf oldum.
Eziklik duydum.
DAÜ, bütün kurumlarıyla marka olmuş. En azından bu alanda epeyce yol almış.
Ama ne yazık ki biz, “markalaşan” ya da en azından “markalaşma” yolunda çok yol almış bir kurumumuzun bazı birimlerini elden çıkarmaya kendimiz talip olurken, birileri markalaşmak için o kurumumuzu adeta “lütfen” alıyor.

BODRUM’UN GÜNBATIMI BİLE “MARKA”

“Marka” olmanın tılsımını birkaç yıl önce, bir edebiyat etkinliği için gittiğim, “Türkiye’nin turizm markası Bodrum”da anlamıştım.
O günlerde, İstanbul’un önde gelen gazetelerinin birinde, çok ünlü bir yazar, günbatımının en iyi, Bodrum’un “falan yerindeki falan kafede” seyredilebileceğini yazmıştı.
Doğrusu, içimden “kısmet olsa da o yerde günbatımını seyretsem” düşüncesi geçmedi değil!
Ve Bodruma gittiğimde sözü edilen kafede günbatımını seyretme olanağı buldum.
Denize bakan bir sırt düşünün! Yöre sit alanı olduğu için, derme çatma, ama pahalı bir kafe kondurulmuş o sırta!
Kafede, özellikle günbatımına yaklaşırken, önceden rezervasyon yapmadıysanız, yer bulmanız olanaklı değil!
Zar zor yer bulabildik. Bu arada, beş yıldızlı otel fiatının üstesinde paralar ödeyerek bir şeyler içtik.
Günbatımına doğru yerler doldu.
Gelenler, ünlülerle sanatçılardı.
Bu falan, şu filan, şu bilmem hangi dizinin oyuncusu diye fısıldaşmalar oldu.
Ve Bodrum’un günbatımını orada, o ünlü kafede seyrettim.
Düş kırıklığına uğramadım dersem, yalan söylemiş olurum.
Bana göre günbatımı her yerde güzel!
Ve çok rahatça söyleyebilirim. Bizim buralarda, örnek olarak Kantara’da, Esentepe’de, Mesarya’da ve daha çok yerde, günbatımı çok daha güzeldir.
Ama Bodrum’un kendisi gibi günbatımı da “marka” yapıldığı için insanlar oraya koşuyor günbatımını izlemek için!
Kantara’ya, Esentepe’ye, Mesarya’ya değil!

MARKALAŞMA= KÜRESELLEŞME (MİDİR?)

Bu vesile ile kafama bir soru takıldı: Çağımızda bütün mesele markalaşmak (mıdır?)!
Ve markalaşma küreselleşme midir?
Biraz tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan sorusuna benzedi.
Yine de markalaşmanın, küreselleşmenin doğal bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Hatta markalaşma, küreselleşmenin somut, elle tutulur kanıtıdır da diyebiliriz.
Sonuçta bu küreselleşme çağında, tam bir markalaşma söz konusu olduğunu kabul etmek kaçınılmaz.
Ve biz de marka yaratmada pek de başarılı sayılmayız.
Başarılı olmak bir yana, olanı da eden çıkarmayı marifet sayıyoruz.
Bir şeyimizi, örnek olarak her hangi bir yerimizi, kültürel varlığımızı, zenginliğimizi, özelliğimizi, niteliğimizi, yazarımızı (örnek olarak iki kez NOBEL’e aday gösterilen Osman Türkay’ımızı), (Rüya Taner dışında) sanatçımızı markalaştırabildik mi?
Markalaştırmadık.
Tam tersi, bu yolda en büyük zenginliğimiz olan üniversitelerimizden birini çocukça işlerle tartışır duruma getirerek markalaşmanın önünü de tıkıyoruz.

Son Olarak

Yinelemek ve vurgulamak isterim:
• “Markalaşan” ya da en azından “markalaşma” yolunda olan DAÜ’nün üniversite öncesi birimlerini elden çıkarmak akıl mantık işi değildir. Ekonomik gereklilik hiç değildir.
• Sakın ola ki birileri bunu özelleştirme olarak niteler. İlgisi bile yok! Her şeyden öne bu özelleştirme değil! Değil, çünkü kamu malıdır ama devlet üniversitesi/okulu değil!
Yani DAÜ zaten “özel okuldur.” Ve özelin özelleştirilmesi olamaz.
• Ekonomik gereklilik olmaması bir yana, konu siyasal tarihimizin en çok iz bırakan hatalarından biri olmaya adaydır.
• Elden çıkarma gerekçeleri inandırıcı değildir. Daha çok ünlü Osmanlı vezirinin “bu okullar olmasaydı maarifi ne güzel yönetirdim” mantığının yansıması söz konusudur. Etik olduğuna da inanmıyorum.
• Belki hepsinden de önemlisi, halk psikolojisi açısından hata söz konusudur. Psikolojisi bozulan bir halkın ekonomisinin de olumsuz yönde etkilenmemesi düşünülemez bile!
• Olay, “her şeyimizi bir bir elimizden alıyorlar” algısını güçlendirecek ve kamu vijdanını ciddi biçimde rahatsız edecek nitelik, içerik ve boyuttadır.
• Bu arada toplumsal/ulusal değerler, giderilmesi zor bir erozyona uğruyor.
• Gerekçeler, bana göre kesinlikle ekonomik gerekliliğe dayanmaz, amma ve lâkin ekonomik gereklilik olsa bile, toplumsal/ulusal değerleri erozyona uğratmaya değer mi?
Ben değmemeli diye düşünüyorum.
Bu yazıyı yazarken, Gazimağusa Belediyesi ile bir grup Gazimağusalı başarılı iş insanı da, elden çıkarılacak DAÜ birimlerine talip oldu.
Hem de ihale yöntemiyle!
Buna “ipliğin pazara çıkması” derler Türkçe’de! Bunu yapanları gönülden kutlarım.
Her halde siz bu yazıyı yazarken sonuç belli olacak!
Dilerim hatadan dönülür.
Yoksa bu işin “cılkı” çıkacak!

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK İsmail Bozkurt

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.