Advertisement

Advertisement

DAÜ’den Batı Nil Virüsüne Karşı Bilinçli Korunma Çağrısı

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
25/09/2026

DAÜ’den Batı Nil Virüsüne Karşı Bilinçli Korunma Çağrısı

 

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi ve Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tevhide Ziver Sarp, “Bir Sivrisinek Isırığından Fazlası: Batı Nil Virüsü ve KKTC” başlıklı bir açıklama gerçekleştirdi. Doç. Dr. Sarp açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Batı Nil Virüsü (West Nile Virus) vakalarının saptanması, hastalıkla ilgili bazı soru ve endişeleri de beraberinde getirmiştir. Sivrisinekler aracılığıyla bulaşan Batı Nil Virüsü, yeni ortaya çıkmış bir enfeksiyon olmayıp uzun yıllardır bilinen ve özellikle sivrisineklerin aktif olduğu dönemlerde Avrupa ve Akdeniz bölgelerinde görülebilen bir enfeksiyon etkenidir. Bu nedenle paniğe kapılmadan, Batı Nil Virüsü hakkında doğru bilgi sahibi olmak ve hastalıktan korunmak için alınabilecek önlemleri bilmek önemlidir.

Batı Nil Virüsü Nedir? Nasıl Bulaşır?

Batı Nil Virüsü, Flaviviridae ailesinde yer alan, Culex cinsi sivrisineklerin ısırması ile insanlara bulaşan bir RNA virüsüdür. Virüsün doğadaki temel döngüsünde kuşlar ve sivrisinekler önemli rol oynamaktadır. Özellikle Culex cinsi sivrisinekler, enfekte kuşlardan kan emerken aldıkları virüsü daha sonra insanlara bulaştırabilir. İnsanlar ise virüsün doğal döngüsünün devamında etkili olmadıkları için genellikle ‘son konak’ olarak kabul edilirler. Virüs bulaşmış bir insanın kanındaki virüs miktarı, kendisini ısıran başka bir sivrisineğe hastalığı aktaracak düzeyde değildir. Bu nedenle Batı Nil Virüsü, hasta bir insandan sivrisineğe ve ardından başka bir insana uzanan bir bulaş zinciri oluşturmamaktadır. Ayrıca virüs; solunum yoluyla, tokalaşma, sarılma veya aynı ortamda bulunma gibi günlük temaslarla da kişiden kişiye bulaşmamaktadır.

Enfeksiyon Belirtileri Nedir?

Virüsle enfekte kişilerin yaklaşık %80’inde enfeksiyon herhangi bir belirti vermeden seyrederken, bazı kişilerde 3–10 gün sürebilen ateş, baş ağrısı, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, bulantı veya deri döküntüsü gibi şikâyetler görülebilmektedir. Virüsle enfekte kişilerin %1’inden daha azında ise enfeksiyon merkezi sinir sistemini etkileyerek menenjit, ensefalit veya felç gibi ciddi nörolojik tablolara yol açabilir. Bu nedenle Batı Nil Virüsü, çoğu zaman sessiz seyretmesine rağmen özellikle ileri yaş ve bağışıklığı baskılanmış bireylerde dikkatle izlenmesi gereken önemli bir vektör kaynaklı enfeksiyondur. Her sivrisinek ısırığı tek başına hastalık anlamına gelmemekle birlikte, özellikle risk grubundaki kişilerin olası belirtiler konusunda dikkatli olması ve şüpheli bir durumda sağlık kuruluşuna başvurması önemlidir.

Kıbrıs’ta Görülmesi Neden Önemli?

KKTC’de saptanan Batı Nil Virüsü vakaları, Avrupa ve Akdeniz bölgelerinde devam eden mevsimsel virüs dolaşımı ile birlikte değerlendirilmelidir. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verileri, 2026 yılında birçok Avrupa ülkesinde vakaların bildirilmeye devam ettiğini ve Kıbrıs’ın da Batı Nil Virüsü enfeksiyonlarının görüldüğü bölgeler arasında yer aldığını göstermektedir. ECDC’ye göre virüsün yayılımında sıcaklık ve çevresel koşulların yanı sıra sivrisineklerin varlığı ve yoğunluğu ile kuş hareketleri de önemli rol oynamaktadır. Bu açıdan bakıldığında Kıbrıs’ın Akdeniz iklimi, uzun süren sıcak dönemleri ve kuş göç yolları üzerindeki coğrafi konumu, Batı Nil Virüsü açısından dikkate alınması gereken özelliklerdir. Bu nedenle ülkemizde saptanan vakaların yakından takip edilmesi; sürveyans çalışmalarının, sivrisinekle mücadelenin ve kişisel korunma önlemlerinin etkin bir şekilde sürdürülmesi önemlidir.

Batı Nil Virüsü’nden Nasıl Korunabiliriz?

Batı Nil Virüsü’ne karşı günümüzde insanlarda kullanılmak üzere onaylanmış bir aşı veya virüse özgü bir tedavi bulunmadığından, korunmada temel yaklaşım sivrisinek ısırıklarını önlemek ve sivrisinek popülasyonunu kontrol altında tutmaktır. Özellikle sivrisineklerin daha aktif olduğu akşam ve gece saatlerinde, vücudu mümkün olduğunca örten açık renkli giysilerin tercih edilmesi ve sivrisinek kovucu ürünlerin kullanılması ısırılma riskini azaltabilir. Pencere ve kapılarda sineklik kullanılması da sivrisineklerin yaşam alanlarına girişini önlemeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra, ev ve çevresindeki saksı altlıkları, kovalar, su kapları ve açık depolar gibi sivrisineklerin üreyebileceği durgun su kaynaklarının ortadan kaldırılması, sivrisineklerle mücadelenin önemli bir parçasıdır.

Ancak Batı Nil Virüsü ile mücadele yalnızca bireysel önlemlerle sınırlı değildir. Sağlık otoriteleri, belediyeler ve ilgili kurumların koordinasyon içinde hareket ederek sivrisinek popülasyonlarını ve virüs dolaşımını düzenli olarak izlemesi, üreme alanlarını kontrol altına alması ve bilimsel verilere dayalı, planlı ve sürdürülebilir vektör mücadele programları yürütmesi, toplum düzeyinde korunmanın en önemli basamaklarından biridir.

Korku Değil, Bilinçli Korunma

Sonuç olarak Batı Nil Virüsü karşısında korkuya değil, doğru bilgiye ve bilinçli korunmaya ihtiyacımız vardır. Bireysel önlemlerin yanı sıra sivrisineklerin düzenli olarak izlenmesi ve etkili mücadele çalışmalarının sürdürülmesi hem bugün görülen vakaların kontrolü hem de gelecekte ortaya çıkabilecek benzer enfeksiyonların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.”

 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.