İçinde Hüzün Olmayan Yazı
08/06/2011
Sibel Siber
Bu haftaki yazım, içinde hüzün olmayan bir yazı olmalı… Öfke de olmasın, kırgınlık da, umutsuzluk da; hele hele gözyaşı hiç olmasın… Ya da gözyaşı aksa bile, sevinç damlacıkları olsun süzülen…
Güzelliklerden bahsetmeliyim bu yazımda!… Ne kadar çok ihtiyacımız var içimizi ısıtan bir tebessüme, huzura, küçük mutluluklara veya anlık sevinç dalgalanmalarına… Yaşamı bize hisssettiren beş duyumuza haksızlık ediyoruz çoğu kez… Onlar, hep olumsuzlukları, çirkinlikleri, tatsızlıkları, kötü kokuları, hayal kırıklıklarını algılamak için yaratılmamıştır… Sadece olumsuzlukları algılarsak, sağlıklı bir ruh halinden söz edemeyiz… Sağlıklı düşünemeyen, yaşama sevincini yitirmiş, her şeyden, herkesten şüphe duyan, gelecekten korkan sağlıksız canlılara döneriz… Depresyon deniyor tıpta adına, diğer bir adı da çöküntü hali, içe kapanıklık ya da derin bir mutsuzluk…
“Üç maymunu” oynamak değil amacım ama hep gözyaşı, hep öfke, hep kırgınlık da değildir yaşamın anlamı... “Son yazdığınız yazıdaki o küçük kız, çok üzdü, ağlattı bizi…” dedi birçok okurum. Yazılarıma başlarken, üzmek değil, tam tersine güzel paylaşımlardı hedefim..
“Hergün bombardıman altında kaldığımız onca olumsuzluk varken bir de ben yer almak istemiyorum karamsar yazılarımla aranızda…” demiştim; ama her çalan telefondan bir şikayet yükseliyorsa, bazen çığlığa dönüşüyorsa öfkesi insanımızın, bazen bir anne ağlıyorsa evladına, işsiz çocuklarına, ya da bir baba sessizleşiyorsa “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sorduğumda… Ya da bir yaşlı emekli derin düşüncelere dalıyorsa, gazetesini elinden bıraktığında, dalıp dalıp gidiyorsa geçmişe, sonra pırıltısını yitirmiş gözlerini gözlerime dikerek:
“Biz böyle miydik…? Ne oldu bize…? Hırsızlık, bıçaklama, şiddetin her türlüsü, trafik anarşisi… Bu biz miyiz? Burası bizim memleketimiz mi? Sonsuz özgürlük hayal ederken, kimler cezalandırdı bizleri? Paranın ve gücün kimde olduğu belli olmayan bu düzeni kimler yarattı…?” diyorsa dalgın ve düşünceli…
Hayır kararlıyım!... Bunlar değil bugünkü yazımın konusu… Düşüncelerim beni farklı yöne sürüklese bile, beni üzen değil, keyiflendiren bir olayı paylaşmak istiyorum sizlerle.
***
Geçen gün eşimle birlikte çok sevdiğimiz dostlarımız Dt.Gülten ve İlkay Diren çiftinin ziyaretine gittik. Evden neşeli kahkahalar yükseliyordu… Bahçe kapısından içeriye girdiğimizde, ocakta kaynayan kocaman tencerelerin önünde, çiftin büyük bir keyifle bir şeyler pişirdiklerini gördük. İlk önce ne olduğunu anlayamadık, fakat sonradan öğrendik ki, bir tencerde “hellim” diğerinde ise “herse” pişiyormuş…
Keyiflerine ortak ettiler bizi de… Hellimin yapılışını en ince ayrıntısına kadar anlatırken yüzlerindeki mutluluğu görmeliydiniz… Her gün sabah kahvaltısında soframızın değişmez katığı hellimi evde pişirmek, sonra da sıcak sıcak kalın bir dilim keserek ekmek arasında yemek... Hiçbir hellimde bulamayacağınız o olağanüstü tadı tatmak… Sadece süt ve maya ile değil kendi emeğinizi, el becerinizi de kattığınız hellimin tadı bir başka oluyor şüphesiz… Emeğin karıştığı her şeyin tadının çok daha farklı, çok daha güzel olduğu gibi…
“Nereden aklınıza geldi hellim yapmak?” diye sordum.
“Geleneklerimize kültürümüze sahip çıkma içgüdüsü diyebilirsin adına… Bilmiyorum, ama sanki bir şeyler elimizin altından kayıp gidiyor… Biz geçen yaz “sucuk” da yaptık üzümden... Anne babalarımızın belki de nenelerimizin yaptığı şeyleri yapmak, yaşatmak arzusu bu… Öyle, içimizden gelen… Hem biliyor musun birçok arkadaşımız var bizim gibi evinde hellim yapmaya başlayan…” diye anlatırlarken, ben yine karışık bir duygu seline sürüklendim…
Kaybolmakta olan bir kültürün ucundan yakalamaya mı çalışıyoruz içgüdüsel olarak…? “Sıkı sıkı tutalım, geçmişimizi kaybetmeyelim!...” düşüncesi mi bunun adı; ya da tarifi olmayan başka bir şey mi?
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































