“Bana hiçkimse, bey demedi!..” ya da “Zehirleniyoruz!..”
01/09/2010
Sibel Siber
Kapıyı tıklatarak yavaşça başını içeriye uzattı.
“Buyurun!.. “ dedim.
İçeriye girip girmemekte tereddütlüydü. Ellerini önünde kavuşturmuş, başını önüne iğmiş, iki büklüm vaziyette usulca yaklaştı.
Kılık kıyafetinden, oldukça zor koşullarda bir yaşam sürdüğü belliydi. Yüzündeki çizgilerden, kaç yaşında olduğunu kestiremedim. Avurtları içine çökmüştü. Yaşamın ağır yükünün ifadesi olan derin izler vardı yüzünde. Özellikle her iki dudak kenarından çenesine doğru inen kıvrımlar, tıp literatüründe gülmeyi unutan insanı tarif eden ,“Omega ağzı” tanımına uymaktaydı.
“Buyurun oturun!” dedim.
Oldukça çekingen bir ifadeyle önümdeki koltuğun kenarına ilişti. Hala başı öne iğikti.
” Rahatsız mısınız?...,” diye sormamla yerinden fırlaması bir oldu. Her iki bacağını birbirine yaklaştırdı ve ellerini hazır ol vaziyetine getirerek,
“Evet komutanım!” dedi. Sonra telaşla, hemen özür dileyerek, komutanım ifadesini düzeltti.
Muayeneye gelmişti… Adının Ahmet olduğunu öğrenmiştim.
“Buyurun, muayene odasına geçin Ahmet bey… “ dedim ama beni duymamış gibi öylece oturmaya devam etti.
“Ahmet bey size seslendim!..” dedim. Bir anda yüzü kıpkırmızı oldu. Şöyle bir etrafına bakındı,
” Affedersiniz doktor hanım!..Bana bugüne kadar hiç kimse, Ahmet bey…, yani, bey demediği için, bir anda bana seslendiğinizi anlayamadım, özür dilerim!...”, dedi.
O gittikten sonra düşündüm. Bana kimse “Bey” demedi deyişinin altında çok şey yatıyordu aslında. Hiç kimseden saygı görmediğini, kimsenin kendisini insan yerine koymadığını ifade etmeye çaılşmıştı.
Belki de o aşırı saygılı hali bundandı. Hep beklediği, kimseden görmediği o saygı açlığını gidermeye çalışıyordu; kimbilir?
Herkes, hangi konumda olursa olsun, hangi işte çalışırsa çalışsın , eğitim düzeyi ne olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun kendisine değer verilmesini ister. Yani insan yerine konmak ister. Gerçi dilimizde bunu “Adam yerine konma!” şeklinde yanlış ifade ediyoruz ama anlatılmak istenen insandır.
Yurt dışındayken, küçük bir lokantaya gitmiştim. Oturduğum masanın hemen yanına genç bir anne ve üç, dört yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kızı geldiler. Annesi küçük kızı masaya oturtarak, yemek sırasına girdi. Sıra oldukça uzundu.
Küçük kız, oturduğu masada annesini epeyce beklemişti. Sonunda anne, masaya geldiğinde, ilk iş olarak kızından, onu çok bekletmek zorunda kaldığı için özür diledi. Küçük kız ise oldukça olgun bir tavırla, sıranın uzunluğunun farkında olduğunu ifade ederek, annesine teşekkür etti.
Masada sanki küçük bir kız çocuğuyla annesi değil de, iki olgun insan veya iki arkadaş konuşuyordu. İkisi de birbirlerine karşı son derece saygılıydı.
Saygıda küçük, büyük farkı olamaz. Küçüğün, büyüğe duyduğu saygıyı, büyük de küçüğe duymalı ve bu, tüm ilişkilerde, devletlerarası ilişkilerde de geçerli olmalıdır.
Devlet, vatandaş ilişkilerinde de aynı durum söz konusu. Devletin, vatandaşına saygısı, ona verdiği değerle ölçülür. Devlet, bireylere, kaliteli yaşam sunmakla sorumludur ve bu sorumluluğunu yerine getirmesi için gösterdiği uğraştır aslında bu saygının ifadesi.
Eğer bir ülkede yaşam kalitesi düşüyorsa, o ülke bireylerinin, devletleri tarafından saygın görülüp görülmediği tartışılır.
Devlet, herşeyden önce vatandaşının sağlıklı yaşama hakkına saygı duyar. Ülkemizdeki sağlıklı yaşam hakkına duyulan saygı ne düzeydedir acaba? Aşağıdaki vatandaş feryatları, sanırım bu sorunun yanıtı.
Teknecik Elektirik Santralinden etrafa yayılan zehir ve
“Hepimiz kanser olacağız!.. Bir önlem lütfen!...,” diye feryat eden çevre sakinleri….
Dikmen çöplüğünden yayılan zehir ve
”Zehirleniyoruz!...” diye yükselen feryatlar.
Bunlar sadece iki örnek…
En doğal, en temel hak, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır!...Devletin en birinci görevi de bu hakka saygı duymaktır.
Bir devletin saygınlığının ölçüsü, herşeyden önce kendi yurttaşlarına verdiği değer ve gösterdiği saygı ölçüsündedir. Bunu unutmayalım!...
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































