Sevda ve Barış var Orada Şimdi…
24/11/2010
Sibel Siber
Saraybosna, ya da kendi halkının değişiyle Sarajevo…Hüzün, acı ve gözyaşı…Bu güzel ve tarihi şehir, ne yazık ki öyle yerleşti belleklerimize…
Ateş topları uçuşurken Saraybosna semalarında, can pazarı yaşanırken, ve sevdiklerinin kolları yerine, ölüm kucaklarken onları, isyan etmiştim, herkes gibi… İnsanın, tarih boyunca insana yaptığı kötülüğün, zülmün ve vahşetin, bir gün sonunun gelip gelmeyeceğini sorgulayarak, gözyaşı dökmüştüm.
Londra’da, hayvanat bahçesini gezerken gördüğüm bir yazıda, ”Dünyadaki en yıkıcı, en vahşi hayvan, insandır!”, yazıyordu. İlk anda çok anlamlı gelmese de, yaşanan her savaşla birlikte, bu sözün ne kadar gerçekçi olduğunu, bir kez daha hatırlıyoruz ne yazık ki.
Yakın tarihimizin, benzer acılarla dolu olmasının da etkisiyle belki, bu acılı, hüzünlü, ve sevdalı şehir hep merak uyandırmıştı bende. Avrupa’nın ortasındaki, bu Osmanlı şehrini görmek, sokaklarında dolaşmak arzusu duymuştum hep içimde.
Uçak, yavaş yavaş alçalmaya başladığında Saraybosna üzerinde, yaşanan acının büyüklüğü, gözler önüne seriliyor. Önce mezarlıkları görüyorsunuz… Gökyüzünden görünen on binlerce mezar… Henüz ölüme hazır olmayan, ama yaşamları birileri tarafından çalınmış gençlerin, kadınların, çocukların, annelerin, babaların mezarları…
Eskiden top koşturdukları, maçlar yaptıkları, tribünlerinden tezahürat seslerinin yükseldiği büyük bir futbol sahasına gömmüşler sevdiklerini; sığmamış, dağları, tepeleri mezarlık yapmışlar… Trajedinin büyüklüğünü, yakından görünce daha iyi anlıyor insan.
Saraybosna, düz bir alanda kurulmuş bir şehir. Etrafı dağlarla çevrili. İşte o dağların eteklerine mevzilenmiş Sırp askerleri, ölüm saçmışlar şehre.
”Şu gördüğünüz yolda, işlerine giden insanlara, karşıdaki tepelerden ateş açıyorlardı… Yiyecek almak için evlerinden çıkanlar, yollarda öldürülüyorlardı…En uzun süre kuşatma altında kalan şehirdir, bizim şehrimiz… ” diyor rehberimiz, dokunaklı sesiyle.
Ateş çemberinden kurtulmak için kazılan tüneli gösteriyor. Bir evin bahçesinden kazılmaya başlanmış tünel. Şimdi o ev müze şekline getirilmiş; savaş günlerinde yaşananları gösteren bir de sinevizyon gösterisi var evin bahçesinde.
Öyle insanlık dışı şeyler yaşanmış ki, bir anda beynim ve ruhum reddediyor anlatılanları… İnsanın, insana böyle şeyler yapabileceğini kabul etmek istemiyor hafızam ve hemen silmek istiyor işittiklerimi.
Herşeye rağmen, acılarını sarıyor artık Bosna halkı. Bunu hisssedebiliyorsunuz her adımda. Gençler, şehrin meydanında el ele, göz göze… Küçük bir çocuk, meydanda yanan, ve hiç sönmeyen anıt ateşin etrafında, yanık bir sevdalinka söylüyor, sonra bize bakıyor gülümseyen masmavi gözleriyle, takdir bekliyor.
Osmanlı eserleriyle çevrili, çok iyi korunmuş şehrin meydanında, Başçarşı’da, sıra sıra dükkanları gezerken hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Çarşının orta yerinde gürül gürül akan Osmanlı mimarisi çeşme, meydana ayrı bir güzellik katıyor.
Böreği ile meşhur Bosna. Patatesli, kıymalı, ıspanaklı böreklerini tatmadan gitmek olmaz. Börek ve çay sipariş ediyorsunuz oturduğunuz çayevi’nde, kendi dilinizde. Farkediyorsunuz sonra ne kadar çok ortak sözcükleriniz olduğunu, ve bir de yemek kültürünün benzerliğini.
Konuştukları dile Boşnakça diyorlar ama , Sırplar ve Hırvatlar da aynı dili kullanıyormuş. Sadece lehçe farkı varmış aralarında.
Slav ırkının tüm özelliklerini taşıyan, uzun boylu, sarışın, güzel Bosna’lılar, tüm dünyadaki müslümanlar gibi Kurban Bayramı’nı kutluyorlardı, biz oradayken. Sokaklarına astıkları “Kurban Bayramınız Mübarek Olsun” yazısı dikkatimizi çekti. İlk anda, sanki orayı ziyaret eden Türkler için yazılmış hissi uyandırdı bizde. Halbuki bu sözcüklerle kutluyorlarmış bayramlarını.
Yemyeşil doğal parkları, gürül gürül akan nehirleri, tarihi ve doğal güzellikleri, sakin, huzurlu yapısı ve yanık Sevdalinka türküleriyle, bir sevda şehri Saraybosna… Karışık duygularla ayrılırken bu güzel şehirden, sonsuza kadar barış diliyorum Bosna’lılara ve aynı dilekleri tekrarlıyorum tüm insanlığa ve güzel ülkeme.
- Tarihi bir Kulüp İle Geçmişe Uzanmak 3
- Doğru Adımlar Bizi Ürkütmesin!…
- Bir Dava ve Yapılması Gerekenler
- Bakan Olmanın Dayanılmaz Cazibesi!...
- Değişen Dünya, Bakü ve Enerji
- Şu Pasaport Meselesi!...
- Biri Sizi Dinliyor (mu?)
- Kullanıcı mı? Mal Sahibi mi?
- Bir Süre Ara Veriyorum… Sevgiyle Kalın!...
- O’nu Yazmak Zor!
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
















































































































































