Meme Kanseri ve Beslenme: Değiştirebileceğimiz Risklere Odaklanmak
20/10/2026
Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Yrd. Doç. Dr. Gözde Okburan, meme kanseri ve beslenme konusunda açıklamalarda bulundu. Yrd. Doç. Dr. Okburan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık tanı alan kanser türü olmayı sürdürüyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) verilerine göre 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 2,3 milyon kadına meme kanseri tanısı konuldu. KKTC Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2019 ve 2020 yıllarında ülkede bildirilen kanser vakaları içinde meme kanseri kadınlarda ilk sırada yer alıyor.
Hastalığın gelişiminde yaş, genetik yatkınlık ve hormonal özellikler gibi değiştiremeyeceğimiz pek çok faktör rol oynuyor. Bunun yanında vücut ağırlığı ve beslenme gibi yaşam tarzıyla ilişkili faktörler de meme kanseri riskini etkiliyor. Bu nedenle günlük yaşamda değiştirebileceğimiz alışkanlıklara odaklanmak, korunma açısından önem taşıyor. Beslenme de bu noktada önemli bir yer tutuyor; ancak mesele tek tek besinlerden çok, genel beslenme düzenine bakmayı gerektiriyor.
Obezite ve meme kanseri ilişkisi
Fazla vücut ağırlığı ile meme kanseri arasındaki ilişki, özellikle menopoz sonrası dönemde daha güçlü biçimde ortaya çıkıyor. Menopoz sonrasında yağ dokusu, östrojen üretiminin önemli kaynaklarından biri hâline geliyor. Vücut yağındaki artış, hormonal ve metabolik dengede değişikliklere yol açarken kronik inflamasyonu da artırabiliyor. Bu değişikliklerin meme kanseri riskini etkileyebileceği düşünülüyor.
Bu nedenle sağlıklı vücut ağırlığını korumak, meme kanserinden korunma açısından üzerinde durulması gereken değiştirilebilir faktörlerden biri. Burada hedef yalnızca vücut ağırlığı kaybı değil, sağlıklı vücut ağırlığını uzun yıllar boyunca koruyabilmek olmalı.
Meme kanserinde beslenmenin rolü
Meme kanseri ve beslenme ilişkisini değerlendirirken ‘Hangi besin kanseri önler?’ sorusundan önce ‘Genel olarak nasıl besleniyorum?’ sorusunu sormak gerekiyor. Çünkü beslenmenin sağlık üzerindeki etkisini tek bir besin değil; toplam enerji alımı, besin çeşitliliği, posa tüketimi ve besinlerin işlenme düzeyi gibi birçok unsur birlikte belirliyor.
Bu açıdan Akdeniz tipi beslenme, meme kanserinden korunma açısından üzerinde durulan beslenme modellerinden biri olarak öne çıkıyor. Sebze ve meyvelerin, tam tahılların, kuru baklagillerin, kuruyemişlerin ve zeytinyağının ağırlıklı olduğu; balık gibi protein kaynaklarına yer verilen, kırmızı et ve aşırı işlenmiş besinlerin ise daha sınırlı tüketildiği bu beslenme örüntüsünün meme kanseri riskini azaltabileceğine ilişkin bilimsel kanıtlar bulunuyor.
Bu konuda dikkat çekici sonuçlardan biri, 2017 yılında International Journal of Cancer dergisinde yayımlanan bir çalışmadan geldi. Hollanda’da 55-69 yaş arasındaki 62 binden fazla kadının yaklaşık 20 yıl boyunca izlendiği araştırmada, Akdeniz tipi beslenmeye daha yüksek düzeyde uyum gösteren menopoz sonrası kadınlarda östrojen reseptörü negatif (ER-negatif) meme kanseri riskinin yaklaşık yüzde 40 daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırmada toplam meme kanseri ve ER-pozitif meme kanseri açısından aynı düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Bu sonuç, beslenme örüntüsünün neden tek tek besinlerden daha geniş bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Brokoli, zerdeçal, yeşil çay veya başka bir besini ‘kanserden koruyan mucize besin’ olarak görmek, mevcut bilimsel kanıtların ötesine geçiyor. Asıl mesele, farklı besinleri dengeli biçimde bir araya getiren ve uzun vadede sürdürülebilen bir beslenme düzeni oluşturmak
Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun (WCRF) 2025 yılında yayımladığı kapsamlı değerlendirme de bu yaklaşımı destekliyor. Sağlıklı vücut ağırlığının korunması, fiziksel aktivitenin artırılması, sebze, meyve ve posa açısından zengin beslenme, kırmızı ve işlenmiş et ile şekerli içeceklerin sınırlandırılması gibi alışkanlıkların bir bütün olarak uygulanmasının meme kanseri riskini azaltabileceğine ilişkin güçlü kanıtlar bulunuyor.
Kısacası, meme kanserinden korunma açısından sofraya tek bir ‘koruyucu’ besin eklemekten çok, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bütününü oluşturmak ve bu alışkanlıkları uzun yıllar sürdürebilmek önem taşıyor.
Sonuç: Tek bir besin değil, sürdürülebilir alışkanlıklar
Meme kanseri çok faktörlü bir hastalıktır ve hiçbir besin ya da beslenme modeli hastalığı tamamen engelleyemez. Ancak sağlıklı vücut ağırlığını korumak, dengeli beslenmek, Akdeniz tipi beslenmenin temel özelliklerini benimsemek, alkol tüketimini sınırlandırmak ve düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası hâline getirmek, değiştirilebilir risk faktörlerini azaltmaya yardımcı olabilir.
Mesele sofraya tek bir ‘koruyucu’ besin eklemek değil, sağlıklı seçimleri günlük yaşamın doğal bir parçası hâline getirmektir. Çünkü sağlıklı bir yaşam, tek bir doğru seçimden değil, her gün tekrarlanan doğru seçimlerin birikiminden oluşur.
Doğru beslen, sağlıklı yaşa.”



























































































































































































