Töre: İş Yapmadan Maaş Alıyorlar
09/05/2013
Starkıbrıs-Yurdagül BEYOĞLU
Son dönemlerde başarılı performansıyla olduğu kadar sözleşme olayıyla da gündeme gelen tiyatro sanatçısı Tuygun Töre, devlet tiyatrolarında yaşanan olumsuzlukları anlattı. Devlet Tiyatrosundan bazı oyuncuların iş yapmadan maaş aldıklarını ve oyunlarda rol almamak için çeşitli mazeretler sunduklarını vurgulayan Töre, kendisinin bu kişiler tarafından “alaylı” olduğu gerekçesiyle küçümsendiğini ve ötekileştirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Soru: Son dönemlerde oyunlarınız kadar sözleşmenizin yenilenmemesi konuşuluyor. Nedir bu olayın aslı?
En baştan başlayalım; 2011 yılının Kasım ayında devlet tiyatrolarında erkek oyuncu açığı olmasından dolayı çağrıldım. Esasen turizm-otelcilik mezunuyum ancak çocukluğumdan beri tiyatro oyunlarında, müsamerelerde yer alıyordum. “Bizimle çalışır mısınız” dediler. Sözleşme yapacaklarını söylediler, kabul ettim. Çalışmaya Kasım’da başlamama rağmen sözleşmeyi de üç buçuk ay sonra yaptılar. Önce Hakan Yozcu’nun yönettiği “Karanlık İşler” oyununda, ardından “ayının fendi avcıyı yendi” adlı çocuk oyununda görev aldım. Son olarak ta “Katil” adlı psikolojik drama da başrol oynadım.
Şunu söyleyeyim, turizm otelcilik mezunuydum ama oyunculuk benim içimde hep vardı. Okulu bitirdikten sonra İstanbul’da Plato Film okuluna gidip Ayla Algan’dan oyunculuk eğitimi aldım. Adaya döndükten sonra belli başlı projelerde yer aldıktan sonra devlet tiyatrosundan davet geldi.
“SEN ZORLU TÖRE’NİN OĞLUSUN, GEL DİYE ÇAĞIRMADILAR”
Yani beni “sen Zorlu Töre’nin oğlusun, hop hadi gel buraya’ demediler. Bir şeyler gördüler ki çağırdılar. Dolayısıyla “alaylı” eleştirilerine katılmadığımı söylemeliyim.
“BİRÇOK OLAYA ŞAHİT OLDUM”
Bulunduğum süre içinde devlet tiyatrosu içinde yaşanmaması gereken birçok olaya şahit oldum. Ayrıntılarına şu an itibarıyla girmeyeceğim ancak genel itibarıyla anlatayım; Tiyatronun belli başlı kuralları vardır. En önemlisi de disiplin. “9’da prova var” dendiyse saat 9’da orada olacaksınız. Bazı arkadaşlar bu konuda uyumsuzluk gösteriyordu. Onun ardından da oyunda görev almayan arkadaşlarla ilgili dedikodular başlıyordu. Provamız böyle ilerledi ve Hakan Bey bunun önlemini almadı. “Karanlık İşler” dönemi bittikten sonra biz turneye gittik. Hakan Bey memleketi olan Adana’da turne düzenledi. Kadirli ve Ceyhan ilçelerinde oyunumuzu sergileyecektik.
Bazı arkadaşlar bu turneye gitmek istemedi çünkü her yurtdışı gezisinde verilen harcırahın bu gezide verilmeyeceği söylenmişti. Ben Hakan Bey’e yardımcı olanlar arasındaydım. “Hakan Bey’in memleketidir, kendi memleketinde de sergilensin” diyerek harcırah almadan gitmeye onay verdim. Neyse, orada da bazı hoş olmayan olaylar yaşanmasına rağmen Hakan Bey buna da ses çıkarmadı.
“AZERBAYCANLI BİR YÖNETMEN ANLAŞMA GEREĞİ OYUNUMUZU YÖNETTİ”
Döndükten sonra çocuk oyununa başladık, kazasız belasız bitti. O oyunda yönetmenim Özlem Karalım’dı. Daha sonra Katil oyunu için Azerbaycan Devlet Tiyatrosu ile KKTC Devlet Tiyatrosu arasında protokol imzalandı. Oradan yönetmen gelecek, burada oyun çıkaracaktı. Azerbaycan’da 2012 yılının en iyi yönetmeni seçilen MehribanElekberzadebu anlaşma uyarınca KKTC’ye geldi. Esas niyeti Othello’yu sergilemekti ancak bu oyun fazla bütçe gerektirdiğinden sergileyemeyeceğini anladı ve Katil adlı oyunda karar kılındı. Biz oyunun provalarına başladık. Devlet Tiyatrosunun kısıtlı oyuncu sayısından ötürü oyuncu bulamadık. Kadrolu oyuncular yönetime yardımcı olmadılar, rol kabul etmediler.
Soru: Tiyatronun aşkla yapıldığı söylenir. Oyuncuların rol kabul etmeme lüksü var mı? Ya da niçin rol kabul etmiyorlar?
Çünkü birçokları memur zihniyetiyle çalışıyor. Yönetmen seçtiği takdirde oyuncu oynamak zorundadır. Aksi halde disiplin soruşturması açılması gerekir. Ancak yönetmen, “ben gönüllü insanlarla çalışmak istiyorum” deyince sıkıntı olmadı. Benim partnerim Oya Akın da dışardan bulundu. Erkek oyuncu seçimi sonunda da yönetmen bende karar kıldı. Prova sürecinde de birçok olumsuz olaylar yaşadık. Zaten sahnemiz yok, teknik ekip yok, bize yardımcı olacak anlayış yok, sorunları çözecek irade yok. Dolayısıyla zaman zaman kötü diyaloglar yaşandı.
****
“ROL KABUL ETMEYENLER ‘DEVLET TİYATROSU ALAYLILARA KALDI’ DİYE LAF ETTİLER”
Beni burada en çok üzen de rol kabul etmeyen ve her prova sürecinde fazla oyun oynamaktan şikayetçi olan arkadaşların bu kez ‘devlet tiyatrosu alaylılara mı kaldı’ diye yorumlar yapmaları oldu. Orada Oya Akın, ben, YılsayÖzbudak, Bilen Kılıç alaylıyız ama eğer bu isimler görev aldıysa devlet tiyatrosundaki kadrolu arkadaşların düşünmesi gerekir. Bu dedikodular bizi olumsuz etkiledi.
“YÖNETMEN, ‘BEN GÖNÜLSÜZ BİRİYLE ÇALIŞMAK İSTEMEM’ DEDİ”
Yönetmen “ben gönülsüz biriyle çalışmak istemem” dedi. Profesyonel kurumlarda olması gereken, oyun çıktığında oyuncuların ekip olarak o oyunda yer almalarıdır. Bizde onların yanında yer almalıyız. Biz ne oyunda oynamayan arkadaşlardan, ne de yönetimden bu desteği gördük. 18 Ocak’ta Katil oyununu sergilemeye başladık. Oyun sonra çok ilgi gördü, 8 Şubat’ta da galamız oldu. Bakanımız, müsteşarımız, Bakanlık görevlileri galamıza geldi. Bakan Ünal Üstel oyundan sonra yaptığı konuşmada sanatçının yanında olduğunu, sanatın, tiyatronun gelişmesi için elinden geleni yapacağını söyledi. Daha sonra da Mehriban hanıma plaket verdi.
Soru: Sizin sözleşmeniz ne zaman bitti?
Benim sözleşmem 16 Şubat’ta bitti. Ben 11 Şubat’ta müsteşar Şahap Aşıkoğlu’nun yanına giderek sözleşmemin akıbetini sordum. Bana verdiği cevap “24 Şubat’tan sonra gel!” 24 Şubat kurultay tarihi! Devlet tiyatrosunda beş sözleşmeli çalışan vardı. Dört oyuncu, bir yazar. Sadece benim sözleşmem imzalanmadı. Sordum, niye yapılmadı diye… Üç oyunda görevi olan tek kişi benim. Bana 24’ünden sonra tamam dedi. 5 Mart’ta Bakanlık Müdürü Mustafa Erişmen’in yanına gittim. Kendisi “biz bakanlık olarak görevimizi yaptık. Başbakan ne zaman uygun görürse imzalanacak” dedi, ayrıldım. O hafta kadına şiddete hayır haftasıydı bazı gazetelerden muhabir arkadaşlar aradı, bende o bağlamda bir muhabirle görüşme yaptım. Bu konuya da değinerek, “sözleşme yapmazlarsa oyuna çıkmam” dedim. Yenidüzen gazetesi “sözleşmesiz sahneye çıktı”, Kıbrıs gazetesinde, “sahneye son anda çıktı”, Volkan gazetesinde de “bu ne kin, bu ne öfke sayın Başbakan” haberleri çıktı sözleşmenin yapılmamasıyla ilgili…
“TUYGUN, SENİ GÖRMEK İSTEMİYORUM”
Bu haberler çıktıktan sonra ertesi gün Hakan Bey’in odasına gittiğimde “Tuygun seni görmek istemiyorum” dedi. Öyle deyince bende odadan çıktım. Hem mağdur hem suçlu oldum. Burada Hakan Beye yönelik bir şey yoktu ama üstüne alınmıştı, odadan çıkmamı istedi. Bu oyun 8 Nisan’a kadar devam etti. O tarihe kadar maaş almadan oynadık. 12 Nisan’da Mağusa’da oyunumuz vardı ama sebep göstermeden oyunu iptal ettiler.
“TİYATRONUN AMACI SAHNEYE OYUN KOYMAKTIR, OYUN KALDIRMAK DEĞİL…”
Özel olsun, devlet tiyatrosu olsun tüm tiyatroların amacı sahneye oyun koymaktır, sahnedeki oyunu kaldırmak değil… Bu süreç içinde orada bulunan kadrolu arkadaşlar beni yıpratma çalışması içine girdiler. Bu oyunu kaldırınca biz duyuru yaptık, “oyunumuz iptal edildi, sebebi açıklanmadı” dedik. Bazı sanatsever arkadaşlar benim sosyal medyadaki sayfamda bazı kınama yazıları paylaştılar. Bundan 7 saat öncede ben birine yönelik olarak bir şey paylaşmıştım. Devlet tiyatrosundan bir arkadaşım benim bu paylaşımımla, diğer kınama yazılarını birbirine ekleyip Hakan Bey’e ve Bakana götürmüş. Ben o gün işlemediğim bir suçun hesabını vermek zorunda kaldım. Beni töhmet altında ve zor durumda bırakmaya çalıştılar.
***
“TUYGUN UZATMA DEDİ”
Hakan Bey, bu yazıyı getiren kişi hakkında soruşturma başlatmak yerine bana “kim getirdi bilmiyorum” dedi. Bende “kameralara bakın” deyince, “Tuygun uzatma” dedi. Buradan 27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününde Bakan Ünal Üstel’in sözlerini hatırlatmak istiyorum. Ünal Üstel “her zaman sanatçıların yanında olacağını, kültüre ve sanata büyük önem verdiğini söylemişti. Bakanımızın bu sözünün arkasında durmasını bekliyorum. Bu sadece benim sözleşmem için değil, tüm sanatçılar için geçerli. Ben sözleşmemin bittiği 16 Şubat’tan beri maaşımı alamıyorum. Anladım ki dosyam sümenaltı ediliyor ve sözleşmem yenilenmemeye doğru sürükleniyor.
“KURULTAYA KURBAN GİTTİM”
Kurultay kavgasının içinde kaldım. Ben kurultaya kurban gittim diyorum. LTB Tiyatrosunu 4 kişi kurdu. Bunlar Yaşar Ersoy, Erol Refikoğlu, Işın Refikoğlu ve Osman Alkaş’tı. Bunların ikisi okullu, ikisi alaylıydı. Bunların arasında hiç okullu-alaylı ayrımı olmadı. Hala daha birliktelikleri devam etmektedir.
“VAZGEÇMEYECEĞİM!”
Ama şunu söyleyeyim ki ben hiçbir zaman tiyatrodan vazgeçmeyeceğim. Ben tiyatroya gönül vermiş bir insanım. Bu gibi olumsuzluklar beni sanattan ve tiyatrodan koparamaz. Burada şunu da hatırlatmam gerekir ki ben CTP döneminde çıkarılan bir yasanın sıkıntısını da çekiyorum. Bu yasaya göre sözleşmeli personelin sözleşmesinin yenileneceği zaman kadrolu sanatçıların üçte 2’sinin imzası gerekiyor. Devlet tiyatrolarında imza hakkı olan kişi sayısı 7’dir. Bana 4 imza gerekmekte. Üç imzayı aldım. İmza verenler Ertaç Hazer, YılsayÖzbudak ve Hakan Yozcu. Vermeyenler ise Özlem Özkaram, İbrahim Altıok, Nergül Tuncay ve Hüseyin Özinal’dır. Bu imza vermeyen arkadaşların çeşitli sebepleri vardı. Özkaram benim alaylı olduğumu, kriterlere uymadığımı, yaz döneminde oyuncu almaya gerek olmadığını çeşitli yerlerde söylemiş. Hüseyin Özinal’da buna benzer gerekçeler gösterdi. Nergül Tuncay ise benim uyumsuz olduğumu söyledi ve okulu bitirenler var, onları alalım dedi. Soruyorum; CTP’nin çıkardığı yasa KKTC gibi bir ülkede ne kadar sağlıklı bir yasadır? Maalesef ülkede öyle bir felsefe var ki, kimse komşusunun kendisinden iyi olmasını istemez. Bir çalışan kendisine rakip göreceği bir kişiye neden onay versin? Ya da herhangi bir şeyimi beğenmeyip bana oy vermeyebilir?
***
“MADEM KRİTERLERE UYMUYORDUM, NİYE OYUN İÇİN BENİ SEÇTİ”
Ben şunu sormak istiyorum; Madem kriterlere uymuyordum, neden Özlem Özkaramneden kendi yönettiği oyuna beni seçti? Alaylıyım diye istemeyen Hüseyin Özinal resim öğretmenidir ama dekoratör olarak görev yapar. Nergül Tuncay ise sırf imza yetkisi vardır diye, kendi düşüncelerine ters düştüğüm için beni onaylamadı. Kendileriyle zıt düşmememi düşünüyorlardı. İbrahim Altıok ise aramızda merhabalaşma dahi olmayan bir kişiydi. Ben bunları yaşarken, hem kişiliğime, hem oyunculuğuma mesnetsiz saldırılar yapılırken, benim bunlara tepki vermem Yozcu tarafından “tartışma istemiyorum, konuyu kapat” sözleriyle karşılandı. Ben ne yapabilirdim? Bugün gelinen noktada görüyorum ki bu sorun, parti içindeki ötekileştirme politikasının bir ürünü. Ben bundan çok rahatsızım. Partili olduğum için değil, hakkım olanı almak için uğraşıyorum.
“BU OYUN PROTOKOL GEREĞİ AZERBAYCAN’A GİTMEK ZORUNDA…”
Bu oyun yapılan protokol gereği Azerbaycan’a gidecek Beni Azerbaycan’a hangi statüde gönderecekler? Pozisyonum ne olacak? Biz kadın sığınma evi yararına, SOS yararına ve Kanser Araştırma Vakfı yararına geceler düzenledik. Bu geceleri organize eden Oya Akın ve ben olduk. Biz bu organizasyonlarla devlet tiyatrolarının sosyal konularda da ne kadar duyarlı olduğunu göstermeye çalıştık.
“PANKART DAHİ ASTIM”
Benim tiyatro adına birçok girişimim olmuştur. Tiyatroya gönül vermiş bir insanım. Tiyatronun etik değerlerine önem veren bir kişiyim ve bu çerçevede hareket etmekteyim. Ancak kendime yapılan yakışıksız davranışlara muhatap bulamamak beni üzüyor. Ben görevim olmadığı halde oynadığım oyunların pankartını bile asmışımdır ama değer bilinmiyor ne yazık ki… Yine de ben vazgeçmeyeceğim…





























































































































































































