“15 Kasım’da sivil darbe yapıldı”
KKTC’nin ilanında olumlu oy kullanan TKP’nin başkanı olan İsmail Bozkurt, kurucu meclis ve yeni Anayasa ile ilgili “Sivil darbe yapıldı” nitelemesinde bulundu
07/12/2011
KKTC’nin ilanında olumlu oy kullanan TKP’nin başkanı olan İsmail Bozkurt, kurucu meclis ve yeni Anayasa ile ilgili “Sivil darbe yapıldı” nitelemesinde bulundu:
“1981 seçimlerinde Denktaş Bey seçimi yüzde 50 ile kazandı. Ve hemen bu ilan edildi. Hiç beklemeden! Ziya Rızkı’nın oradaki oy oranı yüzde 32-33’tü. Kazanması mümkün değildi. Oradaki olay ikinci tura kalma olayıydı. Ama Ziya Bey kazandıydı da bertaraf ettiler diye bir şey yoktu”
“1983 bağımsızlık ilanından sonra Anayasa darbesi yapıldı. Elçilik bize bu konuda verdiği sözü tutmadı. Büyükelçi Batu bağımsızlık ilanından sonra tüm partilere giderek, “Türkiye’nin bu konuda dahili olduğunu lütfen söylemeyin” dedi. Bize de Anayasa’nın değişmeyeceği konusunda söz verdi. Ama İnal Batu verdiği sözü tutmadı. Sözünü tutmayan Elçi’yi sert bir şekilde protesto ettim. ‘Bu yaptıkları bir TC Büyükelçisi’ne hiç yakışmaz’ dedim”
“Keşke Meclis heyeti olarak gidip görüştüğümüz Kenan Evren ‘Askerimi çekerim de görürsünüz’ dediğinde ona ‘Çek de görelim’ deseydim”
KKTC ilan edildiğinde Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı olan KKTC’nin ilanına olumlu oy veren İsmail Bozkurt, dönemin Büyükelçisi İnal Batu bize verdiği sözü tutmadı ve KKTC’nin ilanı sivil darbeye dönüştü” dedi.
Tarihi günleri Havadis’e anlatan İsmail Bozkurt dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile gergin bir görüşme gerçekleştirdiklerini Evren’in kendilerine “Askerimi çekeyim de siz görürsünüz” dediğini belirtti.
Bozkurt sorulara şu yanıtları verdi:
Mete TÜMERKAN: 1983 yılı geldi ve KKTC’nin ilanı… Ne oldu? TKP içinde neler yaşandı? TKP’nin federasyon kararı vardı. TKP KKTC ilanına nasıl evet dedi? Bu konuda farklı farklı iddialar var?
İsmail BOZKURT: TKP’nin programında federasyon vardı. Ama self determinasyon hakkı da vurgulanıyordu. Mayıs 1983’te Rum tarafı BM’ye gitti ve bir karar çıkarttı. Bu karara tepkiler oluştu. Ondan sonra TKP Parti Meclisi’nde bu konu tartışıldı ve politika değişikliği orada gündeme geldi. Bir politika değiştirelim ve bağımsızlığı destekleyelim diye. Hatırladığım kadarıyla eşit oyla şimdilik böyle bir değişikliğe gerek olmadığı kararı verildi. Haziran 1983’te egemenlik kararı gündeme geldi. Biz ona oy verdik. CTP oy vermedi. Bu süreç içerisinde Denktaş’la zaman zaman görüşmelerimiz oldu. Ve zaman zaman Denktaş bu konuyu gündeme getirdi. Bu konu hep tartışılıyordu. Denktaş bu konuyu bize birkaç kez söyledi. Bizim ciddi endişelerimiz vardı. 1981’de TKP’nin çıkışından sonra Denktaş’ın talihsiz bir açıklaması vardı, “Sol güçlendi tedbir alacağız” diye… Bizde hep o fobi vardı. Biz bağımsızlık ilanını da daha çok Anayasa’ya bağlıyorduk. Yani hedefi Anayasa’yı bertaraf etme yönünde bir adım atılacağına ilişkin bir endişemiz vardı. Bu bakımdan Denktaş’la yaptığımız bir görüşmede bu konuyu gündeme getirdik. Biz dedik ki kendisine, “KTFD olarak tanınma isteyelim biz. Ama değişik bir şey yapmayalım. Amaç tanınmaysa Kıbrıs Türk Federe Devleti ile bunu yapalım.” “Olur mu?” dedi. Örnek verdik kendisine, Mustafa Kemal ilk olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ni kurdu ve bu devlet olarak tanındı dedik. Orada şunu dile getirdik. Amaç tanınmaysa buna biz varız destek veriyorduk TKP olarak. Bunu kendisine söyledik. Bazı arkadaşlar bugün bunu farklı yansıtmaya çalışıyorlar ama belgeler ortadadır. TKP tanınmaya hiçbir zaman karşı çıkmadı. Alpay Durduran da buna dahil. Biz Kıbrıs Türk devletinin tanınmasının Kıbrıs’ta çözümü kolaylaştıracağını her zaman iddia ettik. Böyle bir görüşümüz vardır. Onun da ötesinde ben kendim için söyleyeyim federasyonu elbette ki destekliyorduk ama ben bir gün bağımsızlık ilanının gündeme gelebileceğini de biliyordum. Benim her zaman söylediğim bir şey vardı. Biz TKP olarak bağımsızlık bir gün gündeme gelirse buna karşı çıkamayız diye… TKP gibi bir parti buna karşı çıkamaz. Ve ben bunu birçok arkadaşla da konuşmuştum.
“İnal Batu bize Anayasa’nın bağımsızlık ilanından sonra değişmeyeceği ve Türkiye’nin bunun garantörü olduğu sözünü verdi”
Mete TÜMERKAN: 15 Kasım bağımsızlık ilanı öncesinde Cumhurbaşkanlığı’nda bir yemek yendi, sonra neler oldu, neler yaşandı?
İsmail BOZKURT: 6 Kasım’da kurultayımızda konuyu tartıştık ama bir karar almadık. Federasyon kararımız vardı. 13 Kasım’da İsmet Kotak beni aradı ve benimle bir kahve içmek için geleceğini söyledi. Beraberinde Ahmet Atamsoy ile geldi. “Bağımsızlık ilan edeceğiz, desteğini istiyoruz” dedi. “Kişi olarak da parti olarak da desteğini istiyoruz” dedi. Tarih filan vermedi. Bizim bu tartışma sürecinde en büyük endişelerimizden biri hatta bunu Alpay Durduran çok açık ve net bir şekilde o zaman bir gazetede bunu dile getirmişti. Altyapımızdaki sıkıntılar… İlan ettik elektriğimiz, suyumuz kesilirse ne olacak? Yani bunları yapmadan bağımsızlık düşünmenin doğru olmayacağı… Bunlar tartışılan konulardı. Bunları Kotak’a da söyledim. Onlar sorun değil çok süratle bu konuların halledileceğini söyledi. Hatta 6-7 ülkenin tanıyacağından da bahsetti. Bana ne yapacağımı sordu. Kendisine, “Bak İsmet ben yeni başkan oldum kendi görüşümü hemen söyleyebilirim ama sorun orada değil. Ben arkadaşlarımla konuşacağım ve tavrımızı ortaya koyacağız” dedim. Aynı günden çıktım ilk Mağusa’da Çetin Veziroğlu’nu buldum, Angolemli yoktu o gün. Mehmet Altınay’ı buldum. Üçümüz oturduk ve ilk andan üçümüz birden, “Biz buna karşı çıkamayız” dedik. Tamam federasyonu destekliyorduk ama gündeme böyle bir şey geldiğinde de değerlendirmek hakkımızdı. Neticede ertesi 14 Kasım Pazartesi günü Lefkoşa’da partide toplantımız vardı. Toplantıda arkadaşlara biraz ben durumu anlattım. Tam toplantı devam ederken Denktaş’ın yemek daveti geldi. Yemek daveti gelince ben bağlantı kurdum. Bu arada İsmet Kotak beni tekrar aradı ve “Elçi ile görüştün mü?” diye sordu ve gidip bir görüşme yapmamda fayda olacağını söyledi. “Git bir kahve iç” dedi. Tabii ben anladım. Aptal değiliz ya… Gittik İnal Batu’ya… Biz dedik ki “Böyle böyle duyumlarımız var ne oluyor?” diye sorduk. Bir şey söylemedi. “Kendi liderinizle toplantınız var gidin görüşün siz karar verin ama toplantıdan sonra eğer benimle görüşmek isterseniz sabaha kadar burada olacağım” dedi. Bu da bir mesajdı. Başka bir şey söylemedi. Yemekte de gece yarısına doğru Denktaş çıktı geldi bir konuşma yaptı ve “Yarın ilan ediyoruz” dedi. Ve orada söylediği bir söz hep bir şekilde gündeme geldi. Benim aklımda kalan Denktaş’ın, “Böyle bir harekete karşı çıkanların bunun içinde yeri yoktur” gibi bir şey söylediğidir. Ben şahsen onu ahlaki bir baskı olarak aldım. Tehdit değil. Naci Talat kalktı bir şeyler söyledi. Ben orada konuşmadım. Denktaş sonra yanıma geldi. Elini omzuma koydu. “İsmail” dedi, “Yarın 15 Kasım’dır farkındasın değil mi?” Ben de “Sayın Denktaş tabii ki farkındayım 15 Kasım bizim Geçitkale Direnişi’nin yıl dönümü” dedim. O da bana, “Herhalde anlamlı olur bu iki şeyi bağdaştırmak. Şehitlerimizin ruhu şad olacak” gibi bir şeyler söyledi bana. “Herhalde Sayın Denktaş” diye karşılık verdim. Ama başka bir şey konuşmadık. Bana parti olarak ne yapacağımızı filan sormadı. Ama bu şekilde bir manevi telkin gibi bana mesajını verdi. Yemekten çıktıktan sonra Elçiliğe gittim. Yalnız gitmemek için yanıma birini de aldım. Tesadüfen Ali Volkan yanımdaydı. Gittik. İnal Batu bizi bekliyordu. Meğer Özker Özgür de gitmiş. Benim bundan hiç haberim yoktu. Elçi “Ne oldu?” diye sordu. Anlattık. Kendisine, “Türkiye’nin bu konuda tutumu nedir?” diye sordum. Bana dedi ki, “Türkiye Cumhuriyeti bağımsız devletinizi ilk tanıyan ve derhal tanıyan devlet olacak.” Söylediği bu oldu. Ben, “Tamam Sayın Büyükelçi ben mesajı aldım. Ama benim sizden bir istirhamım var” dedim. “Nedir o dedi?” “Bizim ciddi bir endişemiz vardır. Bu hareketin iç siyasete dönüşmesi ve Anayasamızın ortadan kaldırılması tehlikesini görüyoruz. Böyle bir risk vardır. Türkiye Cumhuriyeti garantörümüz olarak Anayasamızın da garantörü müdür? Bu konuda bizi güvence verebilir misiniz?” Büyükelçi Batu, bana, “Evet” dedi, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasanızın da garantörüdür.” Ben kendisine teşekkür ettim. Çıktık oradan. Gittik partiye. Meclis grubu ve toplanabilenler geldi. Tabii ki şimdi beni parti meclisini toplantıya çağırmadığım gerekçesiyle eleştirirler. Aklıma gelmedi gece yarısı ve kimse de önermedi parti meclisini toplayalım diye. Bu bir hataysa hatadır. Belki gündüzden düşünmek gerekirdi. Bakın CTP gündüzden düşünüp tedbir almış. Oradaki toplantımızda tartışılan şu oldu. O toplantıda kesin olarak hiç kimse KKTC’nin ilanına karşı çıkalım demedi. Durduran dahil. Ben şahsi görüşümü söyledim desteklediğimi bunun parti olarak yapılmasının uygun olacağını belirttim ama gerekirse bu çok hayati konuda serbest bırakabileceğimizi ve böylece herkesin serbest hareket edebileceğini söyledim. Bunun üzerine Durduran dedi ki, “Hayır karar vereceksek hep beraber karar vereceğiz.” Hiç kimse de açıkça karşı çıkmadı. Ama o endişemiz de o toplantıda hep dile getirildi. Bu hareketin iç politikaya dönük kullanılması ve Anayasamızın değiştirilmesi…
“Denktaş kürsüde teşekkür konuşması yaparken kurucu meclis deyince benim jetonum düştü. Bu bir darbeydi”
Mete TÜMERKAN: Anayasa gitti ama sonra?
İsmail BOZKURT: Gitti ve esas kavga orada oldu. Bu pek yansımıyor ama esas kavga da ondan sonra oldu. Neticede o gece biz karar da vermedik. Karar verdik oy vereceğiz ama sabah bağımsızlık bildirgesini de görelim orada ne yazar bir bakalım ve öyle imzalayalım dedik. Sabah ben Meclis’e gittim okudum baktım endişe edecek bir şey yok attım imzayı. Gelen arkadaşlar da attı o şekilde. CTP ile ne bir bağlantı kuruldu ne de konuşuldu. Bazıları sanki beraber karar verdik gibi şeyler söyler. İlan edildi. Ve Sayın Denktaş kürsüye çıktı ve teşekkür konuşmasında orada bir laf etti: “Şu andan itibaren sizi yeni ve bağımsız cumhuriyetin kurucu meclisinin üyeleri olarak selamlıyorum” dediği anda jeton düştü. İlan edildi, bitti çıktı ve bunu söyledi.
Büyükelçi Batu bağımsızlık ilanından sonra tüm partilere giderek Türkiye’nin bu konuda dahili olduğunu lütfen söylemeyin” dedi.
“Bize verdiği sözü tutmayan Elçi’yi sert bir şekilde protesto ettim. Bu yaptıkları bir TC Büyükelçisi’ne hiç yakışmaz dedim”
Mete TÜMERKAN: Denktaş’ın böyle bir şey söyleme yetkisi var mıydı bu Meclis’e karşı bir darbe değil miydi?
İsmail BOZKURT: Böyle bir yetkisi yoktu. Ben o gün hemen ayağa kalktım Başbakan’la, bakanlarla UBP ile görüştüm. Onlara bunun olamayacağını söyledim. “Kurucu meclis ne demek? Böyle bir şey olacaksa bunun karar merci Meclis’tir” dedim. Bizim bundan sonra yapacağımız tek şeyin alınan bağımsızlık kararını süratle referanduma götürmek, devletin adını değiştirmek olduğunun altını çizdim. Herkes benimle mutabıktı. Bu gelişmeden sonra Denktaş ile de görüşme talebinde bulundum ama görüşemedim. Yurt dışına çıkmıştı, New York’a gitmişti. Ama Denktaş Amerika’ya giderken tekrar bir açıklama yaptı ve kurucu meclis oluşturulacağını ve mevcutlarla birlikte dıştan atamalar da yapılacağını 1975’te olduğu gibi bir şeyler söyledi. Ben daha çok ateşlendim. Hemen Elçi’den bir randevu istedim. Randevu talebimden önce Elçi sıra ile partileri gezdi ilk defa ve bize de geldi. Ve bize şunu söyledi: “Sizden bir ricam var. Bu konuda Türkiye’nin dahili olduğunu lütfen söylemeyin.” Dedim ki, “Tamam Sayın Büyükelçi size söz ama ben de sizden bir söz isterim.” “Nedir?” diye sordu. Dedim ki “Hatırlarsınız o gece geldiğimde bana Anayasamızın garantörü olduğunuzu söylediniz.” “Evet doğrudur” dedi. “Şimdi tekrar o sözü verir misiniz?” “Evet veririm” dedi. Tokalaştık. Arkadaşlarımızla da el sıkıştı ve ayrıldı. Denktaş’ın New York yolundaki beyanatı bu sözün arkasından çıktı. Bunun üzerinden ben kendisinden randevu talep ettim ve hemen Denktaş’ın açıklamasına karşı çok sert bir beyanat verdim. Beyanatım çıktıktan sonra beni Büyükelçilik’ten aradılar dediler ki “Sayın Büyükelçi randevunuzu iptal etti.” Sebebini sordum. “Sebep göstermedi” dediler. Ben de “Lütfen kendisine söyleyin Sayın Büyükelçi’yi şiddetle protesto ediyorum. Bize verdiği sözü tutmadı. Bu yaptığı Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi’ne yakışmaz” dedim. Aynen bu lafları söyledim. Bilmem bu söylediklerimi kayıtlarına koydularsa… Ondan sonra gelişmeler devam etti. Bu arada biz Meclis’ten bir heyetle birlikte Türkiye’ye gittik. Bülent Ulusu o zaman Başbakan. Tabii ki Türkiye’de de seçimler olmuştu. Bizim ziyaretimiz Özal göreve gelmeden gerçekleşti. Arkadaşlar benim parti başkanı olarak gitmemi ve bu konuları görüşmemi istediler. Gittik oraya… Bülent Ulusu ile görüştük. Ona endişelerimizi anlattım ve Anayasa’nın değişmesine karşı olduğumuzu anlattım. Yapılan doğru değildi. Bağımsızlığı ilan eden kim? Meclis… Halktan yetki alan halkın temsilcisi olan bir Meclis kendi kendini feshetmeden başkaları gelecek ve bir kararla feshedecek. Olmaz. Olacak iş değildi bu. Ulusu’ya bunu anlattım. Sadece yüzüme baktı ve “Not edildi” dedi bana… Dışişleri yetkililerine de aynı endişelerimizi anlattık. Onlar bize bunun siyasal konular olduğunu ve bakana bunu aktaracaklarını söylediler.
“Kenan Evren’e, ‘Anayasamızı değiştiremezsiniz’ dedim bize, ‘Ben sizi bilirim, askerimi çekeyim de görürsünüz ne olacak’ dedi”
En son Kenan Evren bizi kabul etti Çankaya’da. Önce bize bir güzel nutuklar verdi. Sonra bize söyleyecek bir şeyiniz var mı diye sordu. Dedim ki söyleyecek bir şeyler var. “Nedir?” dedi. Ben başladım anlatmaya. Beraberimdeki arkadaşlar dört göz açtılar böyle. Nasıl olur da ben öyle konuşurum diye. Biz “dangur dungur” girdik. “Bizim Anayasamızı bu şekilde değiştirmenize karşıyız” dedim. “Bağımsızlığa hep beraber oy verdik, orada bir sorun yok ama şimdi yapılmak istenen tamam değil. Bu ayrışma getirir ve getirecek” dedim. Söyledim söyledim dinledi. Ben bitirince, “Bilirim ben sizi bilirim. Askerimi çekeyim de görürsünüz ne olacak” dedi. Herkes öyle bakakaldı. Ne demek ister bu adam diye. Benim hocam var Bahri Savcı. Ona yıllar sonra Evren’in bu söylediklerini sordum. Yorumlamasını istedim. “Yorumu morumu boş ver” dedi. “Sen ona şunu diyecektin, ‘Çek de göreyim.’”
“Keşke Kenan Evren’e askerini çek de göreyim deseydim. Bu içimde kaldı”
Mete TÜMERKAN: Pişman oldunuz mu böyle bir yanıt vermediğinize Kenan Evren’e?
İsmail BOZKURT: Keşke söyleseydim. “Çek de göreyim” deseydim. Çekemen anlamında. Orada ben anladım. Evren ile konuşuncaya kadar ümitliydim. Ben onu darbe olarak nitelediydim o zaman. Anayasamızın değiştirilmesi darbeydi. Zaten Denktaş da daha sonra, “Darbe ise darbedir” diye bir laf etti. Bu bir darbeydi. Bağımsızlık ilanı tamamlanmış bir karardı. Bunu o Meclis referanduma götürmeliydi. Ben bunu Kurucu Meclis oluşurken tutanaklara da yazdırıp kayda geçirdim. Anayasa Mahkemesi’ne de gittik. Değiştiremedik. Ama ondan sonra yıllar sonra bunları söylemek acıdır ama artık söyleyelim, Anayasa Mahkemesi yargıçlarından bir tanesi “İsmail Bey bilsen o kararı nasıl verdik” dedi. Adını deşifre etmeyeyim şimdi doğru değil. Hukuki bir karar değildi. Mümkün değildi zaten hukuki bir karar verilsin.
“Kurucu Meclis bir darbeydi ve Anayasa Mahkemesi baskı altına alınarak hukuki bir karar veremedi”
Mete TÜMERKAN: O zaman KKTC’nin ilanından sonra yaşanan süreç hukuki bir süreç olmadı mı?
İsmail BOZKURT: Aslında değildi. Ta ki referandum yapılıp yeni Anayasa kabul edilene kadar hukuki bir süreç yaşanmadı. Ama halk referanduma evet dedikten sonra bitti. Halk kabul etti bitti ama o güne kadar inanılmaz tartışmalar yaşandı. Karar verme KKTC’nin ilan süreci hep gündeme getirilir ama ondan sonraki süreç hiç konuşulmaz. Sanki öyle bir şey olmamış gibi. Halbuki esas olan odur. Ya da en az onun kadar önemli olan odur.

























































































































































































