Yusuf Kanlı yazdı: Hristodulides’in barış süreci: Güzel söz çok, risk yüklenmek yok
18/08/2026
Kıbrıs Rum yönetimi diyalogdan, güven yaratmaktan ve müzakere masasına dönmekten yana olduğunu söylüyor. Ancak yeni bir hazırlık görüşmeleri turu başlarken, diplomatların Türk Kıbrıs tarafının kendi görüşlerini anlatacağı bir toplantıya katılmamaları için telkinde bulunulduğu bildiriliyor. Ortaya çıkan çelişki giderek daha rahatsız edici bir soruyu gündeme taşıyor: Nikos Hristodulides Kıbrıs’ı çözüme mi hazırlıyor, yoksa kendisini 2028’de yeniden seçilmeye mi?
Yusuf Kanlı
Müzakerelere, insanların karşı tarafın ne söylediğini duymasını engellemeye çalışarak hazırlanmakta neredeyse sanatsal ölçüde Kıbrıs’a özgü bir taraf var. Yarım yüzyılı aşkın süredir diyalog dilini kusursuzlaştırırken diyaloğun gerektirdiği pek çok zahmetten ustalıkla kaçınan bir ada için bu, belki de kurumsal sürekliliğin en saf hali sayılabilir.
Cyprus Mail’in haberine göre Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Lefkoşa’daki diplomatik misyonları arayarak Türk Kıbrıs lideri Tufan Erhürman’ın müsteşarı Mehmet Dana’nın ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde vereceği bilgilendirme toplantısına katılmamalarını istiyor. Dana, BM Genel Sekreteri António Guterres’in ziyaretinin ardından Kıbrıs sürecine ilişkin Türk Kıbrıs tarafının değerlendirmelerini diplomatlarla paylaşmayı amaçlıyordu. İşin en hoş tarafı ise Kıbrıs Rum müzakereci Menelaos Menelaou’nun diplomatlara kendi tarafının değerlendirmesini çoktan aktarmış olması.
Demek ki diplomatların Kıbrıs sorunu hakkında bilgilendirilmesinde sakınca yok; yeter ki doğru taraftan bilgilendirilsinler.
Buna belki de en yeni güven artırıcı önlem denilebilir: Büyükelçilerin olayların yalnızca bir tarafını dinlemesini sağlayarak karşılıklı güven inşa etmek.
Katılımı sınırlı diyalog
Elbette bu tavrın diplomatik çevrelerde makul gösterilebilecek bir açıklaması var. Uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, Türk Kıbrıs kurumlarına eşit diplomatik statü kazandırıldığı izlenimi doğurabilecek her adıma son derece hassas yaklaşıyor. Kıbrıs Rum yönetimleri bu ayrımı onlarca yıldır özenle korudu. Tanınma meselesi ne hayalî ne de önemsizdir.
Ancak dinlemek, tanımak değildir. Mehmet Dana’nın Dayanışma Evi’ndeki bilgilendirmesine katılmak Türk Kıbrıs yönetimiyle diplomatik ilişki kurmak, BM Güvenlik Konseyi kararlarını değiştirmek ya da uluslararası alanda tanınan ikinci bir Kıbrıs devleti yaratmak anlamına gelmez. Sadece dünyanın en uzun soluklu ihtilaflarından birini anlamakla görevli diplomatların, o ihtilafın iki toplumundan birinin ne düşündüğünü ilk elden duyması anlamına gelir.
Dahası, Türk Kıbrıs tarafının görüşlerinin gerçekten yanlış, gerçekçilikten uzak ya da kendi içinde çelişkili olduğuna inanılıyorsa, diplomatların bunları dinlemesine izin vermek neden bu kadar ürkütücü olsun? Sonuçta karşımızdakiler profesyonel diplomatlar. Bir PowerPoint sunumuna katıldıktan sonra yanlışlıkla ayrılıkçı olacak çocuklar değiller.
İşin sembolik boyutu daha da tuhaf, çünkü Dana’nın bilgilendirmesi tam da iki tarafın yeniden diyaloga hazırlandıklarının söylendiği bir dönemde gerçekleşiyor. Menelaou ile Dana’nın, 26 Ağustos’ta Hristodulides ile Erhürman arasında yapılacak görüşme öncesinde, 20 Ağustos Perşembe günü saat 11.00’de bir araya gelmeleri planlanıyor. Kıbrıs Rum hükümeti de Hristodulides’in 26 Ağustos buluşmasına “yapıcı bir tutumla” gideceğini söylüyor.
İnsan yalnızca o yapıcı tutumun toplantıya katılmasına izin verileceğini umabiliyor.
Bir gösteri sanatı olarak barış müzakereleri
Bu olay, giderek göz ardı etmekte zorlandığım bir şüpheyi daha da güçlendiriyor. Hristodulides’in Kıbrıs’ta bir barış sürecinin sürmesiyle ilgilendiğine inanabilirim. Ancak gerçek bir çözümün kaçınılmaz olarak gerektireceği taviz ve uzlaşmalarla aynı ölçüde ilgilendiğine çok daha az inanıyorum.
Çünkü bunlar aynı şey değil.
Bir müzakere sürecini ayakta tutmanın siyasi maliyeti oldukça düşüktür. BM Genel Sekreteri ile görüşürsünüz, onun kişisel temsilcisini ağırlarsınız, yeniden birleşmenin öneminden söz edersiniz, üzerinde uzlaşılmış çözüm zeminine bağlılığınızı yinelersiniz, müzakerelerin yeniden başlaması çağrısı yaparsınız ve Türk Kıbrıs lideriyle yan yana fotoğraf verirsiniz. Dışarıdan bakıldığında görüntü ılımlıdır. İçeride ise neredeyse hiçbir şeyin değişmesi gerekmez.
Çözüm ise çok daha zahmetlidir.
Gerçek bir çözüm, karşı tarafın yalnızca idare edilmesi gereken bir muhatap değil, rızası ve ortaklığı vazgeçilmez olan siyasi bir ortak olduğunu kabul etmeyi gerektirir. Etkin katılımı, güç paylaşımını, dönüşümlü yürütme düzenlemelerini, mülkiyette uzlaşmayı, toprağı, güvenliği, garantileri ve her iki toplumun yıllar boyunca biriktirdiği korkuları masaya yatırmak demektir. Bu başlıkların her biri siyasi bedel ödemeyi gerektirir.
İşte müzakereleri desteklemekle müzakere edilmiş bir uzlaşmayı desteklemek arasındaki fark tam da burada belirleyici hale geliyor.
Hristodulides, müzakerelerin 2017’de kaldığı yerden ve BM’nin iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çerçevesi içinde yeniden başlamasını istediğini sürekli yineliyor. Bu onun açıkça ilan ettiği tutumdur ve hakkaniyet gereği bunu teslim etmek gerekir. Fakat Kıbrıs’ın hiçbir zaman sıkıntısını çekmediği bir şey varsa, o da çözüm iradesi ve bağlılık açıklamalarıdır. Ada isterse bunları ihraç edecek kadar çok üretmiştir.
Asıl sınav, soyut “çözüm” sözcüğünün üzerine siyasi bir fiyat etiketi asıldığında başlar.
Sonra Erhürman geldi
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın seçilmesi, Kıbrıs Rum ret cephesinin karşılaşmamayı tercih edeceği türden bir sorun yarattı.
Selefi onlara son derece kullanışlı bir rakip sunuyordu. Ersin Tatar iki devlet ve önkoşul olarak egemen eşitlik talep ediyordu. Böylece Kıbrıs Rum liderliği uluslararası desteğe sahip federal çözüm çerçevesini savunurken, anlamlı müzakerelerin Türk Kıbrıs lideri bu zemini terk ettiği için mümkün olmadığını rahatlıkla söyleyebiliyordu.
Ardından Erhürman geldi ve müzakere masasına dönme, federal bir çözüm ihtimalini yeniden sınama sözü verdiği kampanyanın sonunda Türk Kıbrıs seçimlerini yüzde 62,8 oyla kazandı.
Böylece bütün sorumluluğu Türk Kıbrıs tarafının uzlaşmazlığına yüklemek birdenbire çok daha zor hale geldi.
Erhürman masaya teslimiyet önerisiyle oturmadı. Siyasi eşitlikte, etkin katılımda, daha önce varılan yakınlaşmaların korunmasında, sürecin zamanla sınırlandırılmasında ve yeni bir başarısızlığın ardından Türk Kıbrıs tarafının başladığı noktadaki aynı uluslararası tecride geri dönmemesini sağlayacak güvencelerde ısrar ediyor. Bu talepler Kıbrıs Rum tarafını rahatsız edebilir; bazıları elbette müzakere edilebilir. Ama bunlar hayal dünyasının değil, gerçek bir pazarlığın konularıdır.
Mevcut aşamayı önemli kılan da budur.
BM artık liderlere sadece barışı sevip sevmediklerini sormuyor. Zaten Kıbrıs’ta televizyon kameralarının karşısına geçen herkes barışı seviyor. Guterres, genişletilmiş bir toplantının güven artırıcı önlemler, yöntem ve öz olmak üzere üç alanda yeterli ilerleme sağlandıktan sonra yapılması gerektiğini söyledi. Kişisel temsilcisi María Ángela Holguín ise daha da ileri giderek, güven artırıcı önlemlerde somut ilerlemeyi yeni bir genişletilmiş toplantı öncesinde vazgeçilmez gördüğünü açıkça ortaya koydu.
Başka bir deyişle BM artık güzel söz değil, kanıt istiyor. Kanıtın kötü tarafı ise yalnızca basın açıklamalarıyla üretilememesi.
2028 seçim kampanyasına hoş geldiniz
BM’nin takviminin yanında işleyen başka bir takvim daha var ve sonunda daha önemli olanın o çıkması hiç şaşırtıcı olmaz. Bu takvim bir 5+1 toplantısında değil, 2028 cumhurbaşkanlığı seçiminde sona eriyor.
Hristodulides henüz yeniden adaylığını resmen açıklamadı. Ancak kıdemli danışmanlarından biri mayıs ayında ikinci dönem için yarışmasının “mantıklı” olduğunu söyledi. Daha da önemlisi, Mayıs 2026 parlamento seçimleri Hristodulides’in siyasi hesabını kökten değiştirdi. Onu destekleyen merkez partiler ciddi kayıplar yaşarken ELAM yaklaşık yüzde 11’e yükseldi ve parlamentonun üçüncü büyük gücü haline geldi. Analistler, Hristodulides’in yeniden seçilmek için DİSİ’nin desteğini alamaması halinde, Kıbrıs sorununda geçiş kapılarının kapatılmasını dahi savunan çok daha sert çizgideki ELAM’ın açık veya örtülü desteğine ihtiyaç duyabileceğine dikkat çekiyor.
Bu tablo Hristodulides’in Kıbrıs politikasının bütünüyle seçim hesabıyla belirlendiğini kanıtlamaz. Ancak kararlarının hangi siyasi teşvikler ve hangi seçim matematiği içinde şekillendiğini anlamamıza yardımcı olur.
Ve bu matematik uzlaşmaya pek elverişli görünmüyor.
Hristodulides’in dönüşümlü başkanlığı kabul ettikten sonra hazırlayacağı seçim reklamını düşünün. Bir yandan ELAM seçmeninin oyuna ihtiyaç duyarken, diğer yandan Türk Kıbrıs tarafının olumlu oy hakkını kendi seçmenine anlatmaya çalışmasını düşünün. Toprak düzenlemelerini, yönetimde tavizleri veya Türk Kıbrıs toplumunun güvenlik kaygılarına karşılık veren bir güvenlik formülünü seçim meydanlarında savunmaya çalışmasını düşünün.
Federasyonu ilke olarak savunmak, fakat iş onun zor unsurlarına geldiğinde neden bugün uzlaşılamadığını açıklayacak yeni usul gerekçeleri bulmak kuşkusuz çok daha kolay.
Böylece ideal 2028 stratejisinin hatları belirginleşiyor: Brüksel’i, Washington’u ve BM’yi rahatlatacak kadar çözüm yanlısı görünmek; milliyetçi seçmeni kaçırmayacak kadar uzlaşmaz kalmak; iki toplum arasındaki mesafenin gerçekte pek de azalmadığını kimsenin fark etmemesi için de yeterince çok toplantı yapmak.
Bu, diplomasi yapmaktan çok diplomasiyi taklit etmeye benzeyen bir anlayış.
“Yapıcı tutumlar” tiyatrosu
Dana meselesi toprak, mülkiyet veya güvenlik gibi başlıkların yanında küçük görünebilir. Fakat siyasette küçük olaylar bazen büyük kararlardan daha açıklayıcıdır. Çünkü hükümetler tarihî kararlar aldıklarını düşünmedikleri anlarda, gerçek içgüdülerini daha rahat ele verirler.
Eğer haber doğruysa, büyükelçilikleri arayıp Türk Kıbrıs tarafının bilgilendirme toplantısına katılmamalarını istemek bize hangi içgüdüyü gösteriyor?
Özgüven değil. Merak hiç değil. Hele bir anlaşmanın ertesi sabahında aynı federal yapı içinde birlikte yaşamaları beklenecek iki toplum arasındaki siyasi etkileşimi normalleştirme iradesi hiç değil.
Dayanışma Evi zaten Kıbrıs’ın iki tarafındaki insanların bölünmüşlüğün ötesinde bir araya gelebileceği alanlara duyulan ihtiyaç nedeniyle var. Bu nedenle bir dışişleri bakanlığının diplomatları tam da orada yapılacak bir siyasi bilgilendirmeden uzak tutmaya çalışmasından daha iyi bir hiciv sahnesi tasarlamak kolay değil.
Belki de binanın adı bir süreliğine “Onaya Tabi Dayanışma Evi” olarak değiştirilmeli.
Bu arada Perşembe günkü müzakereciler görüşmesi liderler toplantısına, liderler toplantısı genişletilmiş toplantıya, genişletilmiş toplantı müzakerelere, müzakereler de kapsamlı çözüme hazırlık yapacak. Kıbrıs diplomasisinin yarım yüzyılı aşkın sürede geliştirdiği en etkileyici becerilerden biri, hiç kuşkusuz hazırlığa hazırlanma sanatıdır.
BM’nin şekillenmekte olan yeni yaklaşımı tam da bu döngüyü kırmayı hedefliyor. Yeni bir büyük diplomatik buluşma düzenlenmeden önce liderlerin somut güven artırıcı önlemlerde, sürecin yönteminde ve esas konularda belli bir ortak zemin oluşturup oluşturamayacağını görmek istiyor.
İşte 26 Ağustos bu yüzden önemli. O öğleden sonra kimsenin mucize beklemesi gerekmiyor. Ama görüşme, Hristodulides’in önündeki fırsatı kullanılması gereken bir imkân olarak mı, yoksa siyasi hasar görmeden atlatılması gereken bir dönem olarak mı gördüğünü göstermeye başlayacak.
En güvenli Kıbrıs çözümü yarına bırakılan çözümdür
Gerçekte “hayır” demek istemeyen her liderin başvurabileceği oldukça rahat bir siyasi formül vardır.
Çözüme evet, ama bu tavize hayır. Siyasi eşitliğe evet, ama o mekanizmaya hayır. Güven artırıcı önlemlere evet, ama müzakereleri geciktirmemeliler. Müzakerelere evet, ama önce karşı taraf samimiyetini kanıtlasın. Türk Kıbrıslıları dinlemeye de elbette evet; yalnız diplomatlar onların toplantısına katılmasa daha iyi olur.
Bu formülün güzelliği şurada: Her bir cümle tek başına makul biçimde savunulabilir. Ama hepsi yan yana geldiğinde Kıbrıs sorununu çözmek için en güvenli tarihin her zaman yarın olmasını garanti eder.
Benim giderek güçlenen kaygım, bunun Hristodulides’in siyasi konfor alanına dönüşmüş olması. Herhangi bir federal çözümün gerektireceği acı uzlaşmalara kendi toplumunu hazırladığına ilişkin yeterli işaret görmüyorum. Buna karşılık, uluslararası alanda çözüme bağlı görünmenin gerekliliğini çok iyi kavradığını, bunu yaparken de içeride gerçek siyasi risk almamaya büyük özen gösterdiğini düşündüren çok daha fazla işaret görüyorum.
Ve şimdi bütün hesapların üzerinde 2028 gölgesi var.
Parlamento seçimleri geleneksel destek tabanını zayıflatıp ELAM’ı güçlendirdikten sonra seçim mantığı, Hristodulides’i Kıbrıs sorununda risk almaya değil, riskten kaçınmaya teşvik ediyor. Gerçek anlamda dönüştürücü bir anlaşma onun siyasi sermaye harcamasını gerektirir. Sonuca ulaşmayan ama sürekli hareket halinde görünen bir barış süreci ise tam tersine siyasi sermaye biriktirmesine yardımcı olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki aylar toplantıların sayısıyla veya hükümet sözcülerinin iyimser açıklamalarıyla değil, somut ve ölçülebilir siyasi tercihlerle değerlendirilmelidir.
Yeni geçiş kapıları gerçekten açılabilecek mi? Daha önce varılan yakınlaşmalar her defasında yeniden tartışmaya açılmak yerine müzakerelerin başlangıç zemini olarak korunabilecek mi? Türk Kıbrıs tarafının etkin katılımı, milliyetçi alarm sistemi daha ilk cümlede devreye sokulmadan konuşulabilecek mi? Diplomatlar Mehmet Dana’yı dinleyebilecek mi, yoksa Cumhuriyet daha öğle olmadan çökecekmiş gibi davranılmaya devam mı edilecek?
En önemlisi, Nikos Hristodulides kendisine oy kaybettirme ihtimali bulunan bir uzlaşmayı kabul edebilecek mi?
Bütün bu diplomatik koreografinin ardındaki gerçek soru budur.
Çünkü cevap hayırsa, Kıbrıs’ta yürütülen şey bir barış süreci değildir. BM’nin ikram servisi eşliğinde sürdürülen bir yeniden seçilme kampanyasıdır.




























































































































































































