Advertisement

Advertisement

Hrant Dink son günlerinde Kıbrıs’ta ne yapıyordu?

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
29/10/2012
Poli-Öntaç Düzgün

Hrant Dink son günlerinde Kıbrıs’ta ne yapıyordu?

 Derviş Sönmezler… Beş Parmak Dağları’nın güney eteklerinde eski bir Türk köyü olan Görneç’te doğup büyümüş. Trabzon’da, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğrenim görmüş ve İnşaat mühendisi olmuş. Çeşitli işler yaptıktan ve yaşı da ilerlemeye yüz tuttuktan sonra, rekabet dışında kalacak sakin, huzurlu bir iş arayışına girişmiş. Bir hafta sonu, ailesi ile birlikte Alevkayası’nda piknik yaparlarken, çocukluğundan beri bilip gördüğü Ermeni Manastırı ona ilham olmuş. Bin beş yüz yılı aşkın bir geçmişe sahip ve Kıbrıs’taki Ermenilerin ilk ve tek manastırı olan Sourp Magar Manastırı, bütün ihtişamına rağmen, yıkılmaya yüz tutmuş mezbelelik olarak karşısında duruyormuş. Manastırın tarihi geçmişi ve halen yıkılmaya çok yaklaşan hali onda “bu durumu fırsata çevirebilir miyim?” duygusunu yaratmış. Harika bir doğanın içinde ve üstelik köye de çok yakın bu manastırı “aslına bağlı kalarak” nasıl bir işletmeye dönüştürebilirim diye derin düşüncelere dalmış. Sönmezler’in ifadesine göre; O tarihlerde eko turizm kavramı KKTC’de henüz yeni tartışılmaya başlanmış.

Derviş Sönmezler 1997 tarihinde, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi’ne müracaat ederek, manastırı restore edebileceğini, ayrıca 40 kişinin konaklayabileceği yatılı bir alan yaratarak inanç turizmine dayalı bir faaliyete başlamak istediğini bildirir. Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Sönmezler’in hazırladığı projeyi olumlu bulur ve yasa gereği konuyu Anıtlar Yüksek Kurulu’na iletir. Kurul da projeyi olumlu bularak onaylar ve çevre temizliği yapılsın diye taraflar arasında 6 ay süreli geçici bir sözleşme imzalanır. Öngörülen temizlik yapıldıktan sonra, dönemin Bakanlar Kurulu, 49 yıl süre ile manastırın kullanımını Sönmezler’e devreden bir karar alır.

Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar, Derviş Sönmezler için sonu kabusa dönüşecek uzun bir sürecin başlangıcı olur. Bu süreci şöyle anlatır. “Bakanlar Kurulu’nun kararından sonra biz, yolları düzenledik, temizlik yaptık ve manastıra elektrik döşedik. Biz bu işlerle meşgul olurken, Rum tarafından aksi ve çatlak sesler çıkmaya başladı. Efendim… Burası kilise imiş burada otelcilik olmazmış, burayı tahrip ediyormuşuz diye protestolar yapmaya başladılar. Konuyu Avrupa Parlamentosu’na kadar taşıdılar ve bu meseleyi oralarda da konu ettiler.  Bütün bu tartışmaların arasında biz işimize devam ettik. Çalıştığımız yer eski eser olduğu için aslına sadık kalarak yavaş yavaş ilerlerdik. 2005 yılına gelince, hükümet bize, aramızdaki sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini iletti. Gerekçe olarak sözleşmeye bağlı kalmadığımı söylediler ama sanırım Rumların Avrupa’da yarattıkları ortamdan korktular. Sözleşmeyi feshettiler ama çok büyük paralar harcamama rağmen bana tek bir kuruş dahi ödemeden, biz konuyu kapattık dediler. Bütün hayallerim ve harcadığım paralar hepsi çöpe gitmiş oldu.”

Derviş Sönmezler sözleşmeyi fesheden dönemin CTP- DP koalisyon hükümetine çok kızgın. “Bu iş bitti” deyip onu ortada bırakmışlar. Yaptığı harcamaların hesabını yapıyor. Restorasyon için harcadığı paraların faturalarını toparlayıp göndermiş ama kimse ona cevap bile vermemiş. Dönemin hükümet yetkilileri ise bu denli önemli tarihi bir eseri sorumsuzca Derviş Sönmezler’in kullanıma veren ve onun hayali umutlara sokan UBP Hükümeti’ne kızgın. Bu denli değerli bir tarihi eserin bu tür bir restorasyona tabi tutulmasını kabul edilemez bulmuşlar.

Gerçekte de, Kıbrıs’taki Ermeniler tarafından Sourp Magar Manastırı olarak isimlendirilen Alevkayası’ndaki bu manastır, Hristiyanlık dünyası için çok değerli bir ibadet yeri olarak kabul ediliyor. Çeşitli tarihi kaynaklar manastırın, Mısırlı Hıristiyanlar tarafından (İ. S. 309-404) yılları arasında inşa edildiğini, 1425’ten beri Ermenilerin kullanımında olduğunu söylüyorlar. Manastır, geçmiş yüzyıllarda Kudüs’e hacı olmaya giden Hıristiyanların uğrak yeri imiş ve bu manastırı ziyaret etmek, yarı hacı olmakla eş değermiş.

Manastırın KKTC Hükümeti tarafından 49 yıllığına Derviş Sönmezler’in kullanımına verilmesi gerek bizde, gerekse uluslararası medyada yankı uyandırmış. Sönmezler bu yayınların yarattığı stresten nasıl kurtulurum diye hesaplar yaparken, beklenmedik bir misafirle karşılaşır. İstanbullu Ermeni bir gazeteci olduğunu söyleyen bir adam, onunla mutlaka görüşmek istediğini iletir. Derviş Sönmezler bu beklenmedik ziyaretçiyi merak eder ve onu misafir olarak kabul edebileceğini iletir. Sönmezler bu durumu şöyle izah eder:

“İstanbul’dan ismi Hrant Dink olan bir gazeteci beni aradı ve bu manastır ile ilgili yaptığım çalışmalarla ilgili olarak benimle görüşmek istediğini söyledi. Onunla toplam üç defa görüştük. Yani bu konu ile ilgili üç defa Kıbrıs’a geldi. İstanbullu bir Ermeni olduğunu, Ermeni tarihi ile ilgilendiğini ve Türkiye’de bu konularda faaliyetleri olduğunu, manastırda yapacağımız çalışmalara ilgi duyduğunu söyledi.

Birinci görüşmemizde daha çok benim manastırda ne yapacağımı anlamaya çalıştı. Benim anladığım kadarı ile yapacağım işten çok da memnun olmadı. Birlikte manastıra gittik ve yerinde gözlemler yaptı. İkinci gelişinde bana, yapacağım işleri bırakmamı ve manastırı bir kütüphane-müze veya ayni zamanda bir tarihi eser gibi kullanmamızı önerdi. Tabii ben ona itiraz ettim. Bir sürü para harcadığımı ve eğer müze gibi bir uygulamaya gidersek benim herhangi bir kazancımın olmayacağını söyledim. Hrant Dink, çok hoşgörülü, insan canlısı ve yaratıcı bir adamdı. Bana Van Gölü içindeki bir adada bulunan Akdamar Kilisesi’nden bahsetti. Çok uzun yıllar terk edilmiş ve bakımsız kalmış bu tarihi kilisenin tekrardan kazandırılması için yaptığı çalışmaları anlattı. O işte çok başarılı olduklarını kilisenin ibadete açıldığını, çok sayıda ziyaretçisi olduğunu ve oradan geçimini sağlayan insanlar olduğunu anlattı. Bana “Bir hal çaresi buluruz sen da mağdur olmazsın” dedi. Pozitif bir adamdı. Bende yarattığı intiba sözüne güvenilir, demokrat ve iyi niyetli bir adam olduğu idi.

Derviş Sönmezler, 2007 yılında İstanbul’da, içinde bazı resmi makamların da olduğu tahmin edilen bir cinayet örgütü tarafından öldürülen ve öldürülmesi bütün dünyada yankı uyandıran Hrant Dink’in kimliğini o sıralarda bilmemektedir. Hrant Dink’le Derviş Sönmezler, en son Hrant’ın öldürülmesinden üç hafta önce tekrar buluşurlar. Hrant yanında Avrupa’da master veya doktora eğitimi görmekte olduğunu tahmin ettiği genç bir kadını da getirir.

Hrant Dink’le son buluşmalarını Derviş Sönmezler şöyle anlatır: “Bana telefon ederek Kıbrıs’a geldiğini, Girne’de Merit Hotel’de olduğunu ve mümkünse kendisini de alıp birlikte manastırı ziyaret etmemizi teklif etti. Tabii ki ben kabul ettim. Manastırın son durumunu görmek istediğini, yanındaki hanımın da kendi hayatı ile ilgili bir araştırma yazısı hazırladığını söyledi. Yolda havadan sudan konuşarak manastıra ulaştık. Bir ara arabanın radyosundan Zülfü Livaneli’nin bir şarkısı başladı. Livaneli’yi çok beğendiğini, halk türkülerinden çok hoşlandığını, en favorisi sanatçının ise Ruhi Su olduğunu söyledi. Manastırın önüne geldiğimizde o genç hanım birlikte bir fotoğrafımızı çekti. Bir süre manastırı gezdik ve onları tekrar geri otellerine bıraktım.”

Derviş Sönmezler’e Hrant Dink’in ölüm haberini ilk duyduğunda neler hissettiğini sorduk. “Haberi akşam televizyondan öğrendim. Şok geçirdim. Böylesi iyi kalpli bir insan nasıl olur da öldürülür diye düşündüm. Nitekim bu güne kadar onun kötü bir insan olduğunu söyleyebilen çıkmamıştır. Vurulduktan sonra yerde yüzüstü yatan fotoğrafını gördüm. Bir ayakkabısının altı delikti. Hrant Dink, kendini yüksekten satmayan tam bir halk çocuğu idi. Ona niye kıydılar henüz anlamış değilim. Beni defalarca İstanbul’a davet etmişti. Hiç kısmet olmadı. Ama ben da onu bizim köyde Görneç’te bir meyhaneye götüremedim. Bu da benim içimde kaldı. Çünkü günübirlik gelir giderdi ve birlikte zaman geçirmemize fırsat olmazdı.”

Derviş Sönmezler Hrant Dink’in öldürülmesinden çok etkilenir ve bir süre bekledikten sonra Hrant’ın gazetesi AGOS’a başvurur ve mümkünse birlikte çektikleri fotoğrafı göndermelerini ister. AGOS’tan kısa sürede yanıt alır. Gelen cevaptan anlaşıldığı kadarı ile Hrant Dink, manastır ile ilgili bir haber yapma hazırlığındadır ancak öldürülmüş ve buna fırsat bulamamıştır. Sönmezler’e gelen cevap şöyledir: “Sayın Derviş Sönmezler istediğiniz fotoğraf ekte. Yalnız Hrant Bey haberi yapamamıştı. Sadece fotoğrafınız mevcut haber yok. İyi günler.”

Derviş Sönmezler bundan tam 15 yıl önce atıldığı bir serüvenin sonunda, hayalini kurduğu rekabetten uzak, sakin ve ailesi ile birlikte yürüteceği iş imkanına kavuşamaz. Dahası, kamu kuruluşlarının doğru yönlendirme yapmamaları sonucu çok büyük mali zararlara da uğrar. “Devlet sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmesine rağmen sırf tazminat ödemesin diye tahliye davası bile açmıyor” diyor. Küçük Kaymaklı’da çalıştırdığı oto galerideki küçük ofisinde görüştüğümüz Derviş Sönmezler, “Her şeye rağmen sağlık afiyet lazım” diyor. “Kim derdi ki Hrant Dink gibi iyi bir insanla tanışacaktım ve onun ölümüne şahit olup üzülecektim.” 

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS: hrant dink, derviş sönmezler
MANŞETLER

HK KIBRIS

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.