Hüseyin Ekmekçi yazdı: Kimsenin sorumluluk almadiği bir ortam
02/09/2026
ET KOKARSA TUZ VAR; YA TUZ KOKARSA? İŞTE TAM DA TUZUN KOKTUĞU NOKTADAYIZ. KİMSENİN SORUMLULUK ALMADIĞI BİR ORTAM
HERKES GÖREVİNİ EKSİKSİZ YERİNE GETİRİYORSA; BUNCA FELAKETİ NEDEN YAŞIYORUZ…
Eski okul otobüsleri kaza yapar. Çocuklarımız ölümle burun buruna gelir. Kimse sorumluluk almaz. Silo çöker. Bir emekçi yaşamını kaybeder. Kimse sorumluluk almaz. Gemi batar. Sekiz insanımız ölür. Yirmi insanımız kayıp. Yine kamu adına sorumluluk alan tek bir kişi yok.
Herkes görevini eksiksiz yapmış! İzin veren suçsuz. Denetleyen suçsuz. Evrakları inceleyen suçsuz. Limanlar Dairesi suçsuz. Şirket suçsuz. Kaptanın belgeleri tam. Bakanın sorumluluğu yok. Geriye kim kaldı? Kaptan ile gemideki çaycı.. Onları da tutukladık. Tamamdır!
İstifa tam da böyle zamanlarda edilir. İstifa suç ikrarı sayılmaz. İstifa bir erdem göstergesi. Bir onur meselesi. Topluma duyulan saygının en açık ifadesi. Ben istifa için tek bir makamı işaret etmiyorum.
Ancak sekiz insanın öldüğü, yirmi insanın kayıp olduğu böylesi bir felaketin ardından hiç kimsenin istifa etmemesi; geri kalmışlığın, bağnazlığın, paçozluğun ve kurumsal çürümenin göstergesi.
Zaten önümüzde Ekim, Kasım ve 6 Aralık seçimi var. Soruşturmanın selameti açısından iki adım geri çekilmek bu kadar mı zor? “Benim sorumluluğum varsa araştırılsın” demek yetmez… Çekilirsiniz. Bağımsız soruşturmanın önünü açarsınız. Sonuç çıkar.
Sorumluluğunuz yoksa görevinize başınız dik dönersiniz. Ama hem makamda oturup hem de soruşturulması gereken kurumların başında bulunup “Ben suçsuzum” demek topluma güven vermez. Erhan Bey son 48 saatte kanal kanal geziyor. Belgeler gösteriyor.
Kaptanın evraklarının tam olduğunu söylüyor. Şirketi ve kaptanı aklamaya çalışan açıklamalar yapıyor. İyi de size ne? Bırakın araştırılsın. Kaptanın belgesi tam mı, eksik mi? Honduras’tan mı alındı, Mozambik’ten mi? Hangi kurum verdi? Bu belge geçerli mi? Kaptana bu gemiyi kullanma yetkisi veriyor mu?
Bunlara bakan karar veremez. Bunlara bağımsız denizcilik uzmanları karar verir… Bir bakanın görevi, daha soruşturma tamamlanmadan televizyon televizyon dolaşıp savunma avukatlığı yapmak değil. Kamu adına sorulması gereken bütün soruların önünü açmak.
Kaptanın sorumluluğu elbette araştırılacak. Böylesi bir gemiyi kullanmayı kabul ettiği andan itibaren kaptanın sorumluluğu başlar. Ancak kaptanın sorumluluğu, kamu otoritesinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu gemiye kim izin verdi? Denize elverişlilik kontrolünü kim yaptı?
Teknik inceleme hangi şartlarda tamamlandı? Geminin geçmişinde hasar var mıydı? Satılmak istendi mi? Yolcu taşıma kapasitesi neydi? Can kurtarma ekipmanları yeterli miydi? Kaptanın belgelerini kim inceledi? Belgeleri inceleyen kişilerin denizcilik eğitimi, bilgisi, deneyimi var mıydı?
Siyasi sadakatle oluşturduğunuz bir Limanlar Dairesi’nin böylesi teknik belgeleri değerlendirecek liyakatı kaldı mı? İşte asıl sorular bunlar. Limanda bu gemi için “Allah korusun” diyenler olduğu konuşuluyor. Ancak devlet yönetimi “Allah korusun” diyerek yapılmaz.
Devleti dua değil; bilim, denetim, liyakat ve hukuk ayakta tutar. Bu geminin sefer yapması için kimler devreye girdi? Hangi izin nasıl verildi? Torpil kullanıldı mı? Denetim yapılmış gibi mi gösterildi? Uyarılar görmezden mi gelindi? Bunların tamamı araştırılmalı.
Türkiye’den uzmanlar gelsin. Gerekirse başka ülkelerden de uzmanlar çağrılsın. Kamu otoritesinden, şirketten ve siyasetten bağımsız bir kurul oluşturulsun. Geminin ilk izninden battığı ana kadar bütün süreç tek tek incelensin. Ancak siz daha ilk saatlerden kararınızı vermişsiniz.
Bakan suçsuz. Müdür suçsuz. Amir suçsuz. İzin veren suçsuz. Şirket suçsuz. Kaptanın belgeleri tam. Peki kim kaldı? Sekiz ölü ile yirmi kayıp… Bir de çaycı!
İstifa çağrılarına “Ben Türkiye kökenliyim, onun için beni istemiyorlar” demek kabul edilemez. Böylesi ağır bir felaketi köken tartışmasına çevirmek, topluma yapılabilecek en büyük kötülük. Bu toplum deprem olduğunda Adıyaman’a koştu. Gemi battı ihbarı geldiğinde devlet otoritesini beklemeden, o rüzgârda denize açıldı.
İnsan kurtarmaya gidenlerin kökenine kimse bakmadı. Ne münasebet! İnsanlarımız ölürken siyasetçinin ve ailesinin yapacağı son şey toplumu köken üzerinden bölmek, sosyal medyada yazılmış uç örnekleri bulup öfkeyi büyütmek. Bir nefes alın. İki adım geri çekilin.
Toplum zaten yaralı. İnsanlar cenazelerini bekliyor. Aileler kayıplarından gelecek tek bir haber için kıyıda gözlerini denize dikmiş durumda. Böylesi bir zamanda kendinizi aklamaya değil, gerçeği ortaya çıkarmaya çalışın.
Burada sorumluluk Başbakan’a da düşüyor. Başbakan, soruşturmanın üzerine siyasi gölge düşmesine izin vermemeli. Bakanı geri çekmeli. Bağımsız kurul oluşturmalı. İzin veren, denetleyen ve karar alan herkes soruşturulmalı.
Çünkü et kokarsa tuzlanır. Ya tuz kokarsa? İşte tam da tuzun da koktuğu noktadayız. Sekiz ölü, yirmi kayıp var. Hiç kimse sorumluluk almıyor. Bu sizi tatmin edebilir. Ama bu toplumu asla tatmin etmez.



























































































































































































