Türkler ve Kürtler ilk defa hedefe bu kadar yakın
YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
03/03/2015
Ozan Ceyhun
Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’de hem AB Komisyonu hem de Avrupa Parlamentosu nezdinde Türkiye söz konusu olduğunda aşırı bir hassasiyet olduğu bilinen bir gerçek. Ancak her nedense bu hassasiyete rağmen Türkiye’nin son yıllarda gerçekleştirdiği „çözüm süreci“ diye tanımlanan „toplumsal iç barış projesi“ AB ve AP tarafından „izleniyor“ olsa da hak ettiği destek ve ilgiyi görmedi.
Oysa Türkiye’nin AB üyeliği söz konusu olduğunda özellikle bu üyeliği „her şey pahasına“ engellemeye çalışan çevreler „Türkiye’de Kürt Sorunu devam ettikçe ve her gün sayısız insan yaşamını yitirdikçe bu ülke AB üyesi olamaz“ argumanını çok „sevmekteydiler“. „Türkiye dostları“ olarak kendilerini tanımlayanlar bile bu konuda oldukça „umutsuzdular“. „Eski Türkiye’de“ kemalist oligarşinin „PKK ile savaştan“ nemalanması bu açıdan belki de yurtdışında „zayıf bir Türkiye isteyen“ çevreler için ideal bir ortamdı. Bir yanda ülkeyi onlarca yıl sömürmekte olan „kemalist oligarşi“ ve onun yurt dışındaki destekçileri, diğer yandan „PKK“ ve onun yurt dışındaki destekçileri Türkiye’de dökülen kan ve terör ortamından „kazananlar“ olarak aslında fazla „şikayetçi“ değillerdi.
Oysa Türkiye insanı ister Türk ister Kürt kökenli olsun çok acı çekmekteydi. Türkiye’de Türk ya da Kürt anaların ağlamadığı tek gün yoktu. Gencecik çocuklar ya „asker üniformalarıyla“ ya da „terör örgütü donanımıyla“ canlarını yitirmekte ve her gün ülkenin bir çok köşesinde cenazeler kaldırılmaktaydı.
30 yıl süren (aslında sürdürülen) bu terör ortamı 40 binin üzerinde insanın hayatına mal oldu.
Türkiye artık bu günleri geride bıraktı.
AK Parti iktidarı ama özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda „artık bu ülkede analar ağlamayacak“ kararlı tavrı ve duruşu ile „terörün sona erdirilmesi için“ „Çözüm Sürecini“ başlattı. Devletin en başta „istihbarat“ olmak üzere tüm kurumları bu sürecin başarılı olması için „seferber“ oldu. Türkiye „ülkeyi zayıf düşürmek“ amaçlı oynanan bu oyuna karşı „demokratikleşme alanında dev adımlar“ attı. Türkiye’de yaşamakta olan tüm insanlar baştan „başarılı olacağına inanmakta zorluk çektikleri bu çabaların“ huzur getirdiğini gördükçe bu süreci gönülden desteklemeye başladılar. Aralarında Cumartesi günü yitirdiğimiz ünlü yazar Yaşar Kemal’in de olduğu bir çok Türk ve Kürt aydın bu „projenin“ gerçekleşmesi için „kollarını sıvadılar ve çok çalıştılar“.
Elbette Türkiye’de „savaş ortamından“ nemalanan „fazi lobisi“, kafatasçı ideolojiler batağına saplanmış Türk ve Kürt siyasi çevreleri, savaştan nemalanan „warlord’lar“, terör ortamı sayesinde „Yeni Türkiye’yi“ engelleme ümidine sahip „kemalist oligarşi“ artıkları ve „dış mihraklar“ emrinde „Türkiye’yi kaos ortamına çekmeye çablayan „paralel yapı“ bu „süreci“ baltalamak için ellerinden geleni yaptılar. Hala da „sürece“ zarar verebilmek amacıyla faaliyetlerini sürdürmekteler.
Ancak başarılı olamadılar ve olma şansları da yok!
Çünkü son yıllarda artık „analar ağlamıyor“! Savaştan en çok zarar gören Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da insanlar „memnun“. Türkiye ekonomisi için büyük bir yük olan bu sorunun çözümü sokaktaki insanın „refahını da arttırmakta. En başta esnaf olmak üzere herkes artık „barış ortamının nihai hale gelmesini“ istemekte ve bu uğurda çaba vermeye hazır.
„Yeni Türkiye“ kemalist olşigarşinin altında „inim, inim inletilmiş eski Türkiye ile hesaplaşarak“ ve „geçmişten çıkarılmış derslerin“ sorumluluğunun bilincinde sosyal, demokratik, modern ve güçlü Türkiye olma yolunda başarının „Kürt Sorunu’nun çözülmesi“ ve „terörün sona ermesi“ hedeflerinin gerçekleşmesinin şart olduğunu biliyor.
Türkiye’nin bulunduğu coğrafya için de Türkiye’nin „Türklerinin ve Kürtlerinin“ barış içinde birlikte geleceklerini inşa etmeleri büyük bir anlam taşımakta.
30 yıl boyunca „terör ortamı içinde“ tutulmakta olan Türkiye’nin „silkelenip bu oyunu bozması“ hem Ortadoğu hem de İslam Alemi için de çok önemli! Demokrasiye sahip çıkan müslümanların „demokratikleştirdikleri“ ülkelerinin sorunlarını tek, tek çözüyor olması çok değerli. Türkiye bu alanda baştan kimsenin „şans vermediği Çözüm Süreci’nde“ artık hedefe çok yakın.
İşte geçtiğimiz Cumartesi Günü Abdullah Öcalan tarafından PKK’ya yapılan çağrı!
Abdullah Öcalan „Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken, demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müştereğin sağlandığı ilkelerde silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK'yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum.“ çağrısını durup, duruken yapmadı. Bu „çözüm sürecinin“ ve çabaların geldiği noktayı göstermekte. Bu çağrı PKK'nın 1984 yılından bu yana yürüttüğü silahlı mücadelenin de sona ermesinin gerektiğinin açıklanması aynı zamanda.
Şimdi Türkiye’de en zor dönem başlıyor. Özellikle 7 Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimi öncesi gündeme gelen bu gelişme „çözüm sürecine“ karşı olan tüm çevrelerin „bu gelişmeyi sabote etmek için“ her şeyi deneyeceklerinden en ufak bir şüphem yok!
„Paralel medyanın“, „faiz lobisinin“ ve „kemalist oligarşinin“ medyadaki kalemleri hemen bu çağrıya karşı yazılarını yazmaya başladılar. Türk ya da Kürt kökenli „kafatasçı“ çevreler „kışkırtıcı açıklamalarını“ anında sundular. HDP’den de „silahların bırakılması“ çağrısına destek vermeyenler seslerini yükselttiler. Kürt gençleri kışkırtılarak sokağa çıkarılmaya çalışılmakta.
Çünkü artık „Türkiye’de iç barışın sağlanmasının“ çok yakın olduğu gerçeği ortada ve „engellenmesi“ için her „yol denenecek“.
Türkiye ise „barışa inanan Türk ya da Kürt“ tüm insanları ile kararlı bu konuda!
Önce „PKK’nın silahları bırakması“gerekiyor. Ardından 7 Haziran 2015 Genel Seçimi „toplumsal barışı“ nihai olarak perçinlemek için büyük bir olanak. Yeniden seçilecek TBMM’yi büyük bir görev beklemekte. Geçmişin Türkiye’sinden kalma „cuntacıların dayattığı Anayasa’dan“ kurtulup Yeni Türkiye’nin hak ettiği „Anayasayı çıkarmak“ .Yeni Türkiye’nin Anayasası barışın garantisi olmak zorunda.
Türkiye bu hedefi başardığında sadece Türkiye’de „iç barış ve huzur“ için değil tüm Ortadoğu Barışı için de dev bir adım atılmış olacak.
Türkiye AB üyesi olur ya da olmaz ama AB Değerleri’nin özellikle „toplumsal barış alanında“ gerçekleştirildiği bir ülke olacağı kesin.
DİĞER YAZILARI
- İşte demokrasi böyle savunulur
- Türkiye adım, adım ilerlemesini sürdürüyor
- AB, bir hristiyanlar klübü olmadığını göstermeli
- İngiltere’yi kaybettiniz, Türkiye’yi kazanın
- PKK ile flört eden DAEŞ saldırılarını engelleyemez
- PKK ve PYD, DAEŞ’e karşı savaşmıyor!
- Türkiye değil AB kaybeder!
- Türkleri ve Ermenileri rahat bırakın, kendi sorunlarınızı çözün
- AB, Türkiye’yi karalamak yerine anlamaya çalışmalı
- Terörle mücadele vize için pazarlık konusu olamaz
- TÜM YAZILARI için tıklayınız
YAYIN TARİHİ:














































































































































