Mutfak Güncesi - 9
29/04/2011
Fatma Zeytincioğlu
Sevgili Mutfak Güncesi dostlarım bugün sizlere biraz farklı bir konu seçtim.
Kadını anlatmak istedim sizlere.
Erkek okurlarım bana kızmasınlar çok rica ederim. Bu yazımı sadece kadın olmanın ne kadar zor bir iş olduğunu anlatmaya ayırmak istedim. Kadınların her daim bütün gözler üzerindedir. Evde, işte her yerde.
Evde ev halkı hizmet bekler. Evli her kadın bilir, kocasına ve çocuklarına hizmet edebilmesi için küçük yaşta ev işini, yemek yapmayı öğrenmeye başlaması gerekir.
Dışarıda ise yine gözler üzerindedir. Gençler kimisi flört etmek ister kimisi onunla evlenmek. Yaşlılar ise ya oğluna almak ister ya da bir yakınına münasip görür. Ancak bir kızı bin kişi ister bir kişi alır. Alır almasına da bari kıymetini bilse.
Belki aldığı kızın kıymetini bilenler de vardır ama ben nedense göremedim. Belki de şimdilerde evlilik çehresini biraz değiştirmiştir ama benim dönemimde böyleydi. Etrafıma baktığım zaman hikâyeler hep bir birine benziyor. Önceleri yeni merak kıskançlık yaparlar oraya gitme, buraya gelme, ona bakma, buna konuşma.
Bir söz vardır bilir misiniz? Yenisin eleğim nerelere asayım eskiyince de nerelere atayım diye. Evlilikte de bunun gibi adam karısını her gittiği yere götürür daha sonra yavaş yavaş bu değişir kadının yeri evidir. Koca istediği yere gider kadın evde kocasını bekler. Evinin işini yapar, çamaşır, bulaşık , ütü, yemek yapar kocası gelince de hürmet yapar. Ancak kocanın canı bir şeye sıkılmışsa evde kadında mamurlar. Nasılsa eşidir katlanacaktır. Nikâhta çünkü söz verdi. Hastalıkta, sağlıkta, varlıkta, yoklukta, iyi günde, kötü günde, ölüm ayırana dek hep yanında olacaktır. Evet, aynı sözleri erkek de verir nikahta ama bu sözleri tutmak hep kadından beklenir nedense.
Kadın çocuk sahibi olmak için biraz gecikse yine kadındadır sorun ve kimi erkek kendinde aramaz sorunu. Bazen tedaviyle çözülür bu sorun bazen de ayrılığa gidilir. Çocuk sorunu çözülür. Kadın çocuğunu dokuz ay taşır bin bir zorlukla ölümüne sancılarla dünyaya getirir ve daha bebek doğar doğmaz sorunlar başlar. İsmi, yok benim ailemden olacak yok seninkinden.
Kadının ne hakkı var ki bebekte erkek kendi istediği ismi koyacak. Neden mi? Çünkü ailesi öyle istiyor soyadı meselesi. Kadın ben doğurdum adını da ben koyacağım derse kötü kadın ilan edilir. Acemi anne bebeğini nasıl büyütecek bilmiyor gözüyle bakılır. Herkes bir şeyler söyler ve bunlara uyulmasını bekler. Eğer uyulmazsa bu sefer de koca araya girer, niye büyük lafı dinlemiyorsun diye azarlar. Ancak anne çok yoruldu, uykusuz kaldı, yardıma ihtiyacı mı var kimsenin umurunda değildir. Sadece anne üstlenir çocuğu büyütmeyi çocukla birlikte büyüyerek.
Çocuk büyürken düşe kalka her halinden anne sorumlu tutulur. Hasta olsa, düşse, kavga etse, yemek yemese, uyumasa. Bir de işleri ve yemeği yapamazsa vay haline, bütün gün ne yaptın diye azar işitir. Erkeğin işlerinin yolunda gitmediği zamanlar da olur. Maddi manevi sıkıntılarında kadın hep destekçisidir, nikâhta söz verdiği gibi. Eğer çalışmıyorsa iş bulur çalışır ya da birikmişi varsa, maddi-manevi olarak hep yanındadır. Çocuğu hastalansa ya da erkeği hastalansa kadın hem hemşire olur, hem aşçı olur. Ama kadın hastalanırsa buna hakkı yoktur. Çocukları küçük büyük fark etmez, hasta yatağından kalkıp yemek de yapacak, bulaşık da yıkayacak, çamaşır da yıkayacak, sofrayı da kuracak toplayacak üstüne bir de kahve pişirecek. Eşi ne de olsa işten geldi yorgundur. Kadın çalışıyorsa fark etmez yine eve geldiğinde çocuğuna da bakacak, evini de temizleyecek, ütüsünü de yapacak, yemeğini de yapacak, bir de eşine olan sorumlulukları var onları da yerine getirecek. Kadının yorulmaya da hakkı yok. Kadınlar birçok şeyi karşılıksız yaparlar. Erkekler her ne yaparlarsa yapsınlar karşılığını mutlaka almak isterler. Örneğin kadına güzel bir söz bile söyleseler o sözün bile karşılığını beklerler. Beklentilerini bulamazlarsa hemen şiddete başvururlar. Kadınlar bir çok şeyi sineye çekmeyi de bilirler. Kadınlar göründüğü gibi güçsüz varlıklar değildirler. Kadınlar hem güçlüdür hem de kırılgan ve bu kırılganlıklarını da hep içlerinde tutarlar.
Bu örneklere daha birçok başka şeyler de eklenebilir, ancak burada noktalamak ve bu haftaki tarifimize geçmek durumundayım. Çok sevgili okurlarım bugün içimden bunları yazmak geldiği için sizlerle paylaştım, lütfen yarası olmayan gocunmasın.
Geçelim bu günkü tarifimize:
Bugünkü tarifimiz bir tatlı. Bana çocukluğumu hatırlatan, babamızın bize yaptığı bir tatlı. Suppurga. Pekmezli ekmek tatlısı da diyebiliriz.
Çok basit bir yuvarlak köy ekmeği, bir bardak harnup pekmezi,ya da alternatif olarak bir bardak şekerle de yapılabilir.
Yapılışı:
Ekmek dilim dilim doğranıp daha sonra da zeytinyağında kızartılır.
Çukurca bir kabın içine koyarak pekmez hazırlanana kadar bekletilir. Suyla inceltilen pekmez ısıtılır ve çukur kabın içindeki ekmeklerin üzerine gezdirilir. Pekmezi sevmeyenler ya da bulundurmayanlar alternatif olarak şekerli suyla şerbet hazırlayarak bu şerbeti ekmeklerin üzerine dökebilir. Pekmezle ıslatılan ve yumuşatılan ekmekler beklemeye bırakılır.
Afiyet Olsun














































































































































