Mutfak Güncesi-41
19/07/2012
Fatma Zeytincioğlu
Sevgili Mutfak Güncesi Dostlarım,
Bugün çok, çok erken bir saatte sizlerle birlikteyim. Yine bir atasözüyle başlamak isterim.
Atalarımız demiş ki "Erken kalkan yol alır" diye. Ben de bugün olabildiğince erken kalktım ve sizlerle birlikte yol alıyorum.
Sevgili dostlarım "katık" ne demek ? Biliyor musunuz?
"Katık etmek" demek herhangi bir şeyin yanına, başka bir şey katmaktır.
Eskiler derdi ki "Ekmeğine katık et" . Bunun anlamı da şudur; Ekmekten çok ısırın katıktan az.
Eskiden hellim veya peynirden katık diye söz etmelerinin de buradan kaldığını düşünüyorum ben.
Bunu yazmak nerden aklıma geldi biliyor musunuz?
Şimdilerde ekmek kilo yapar inanışıyla insanlar ekmeğe hellimi katık yapmak yerine, hellime ekmeği katık yapıyorlar. Yani hellimi çok ısırıp ekmeği az ısırıyorlar, veya yemeğin yanında ekmeği ya çok az ya da hiç yemiyorlar. Böylelikle ekmek katık oluyor. Ben çok merak ediyorum ekmek gerçekten de kilo yapıyor mu?
Bunun mutlaka bilimsel bir açıklaması vardır. Ancak benim görüşüm kilo almak sadece ekmeğin marifeti değildir. Bu kanıya nereden vardığımı şöyle açıklayabilirim. Eskiden insanlar ekmek ağırlıklı beslenmelerine rağmen kilolu insan çok az vardı. Şimdi ise insanlar hep diyet yapıyor, ekmeği de çok az yemelerine rağmen toplum giderek obez olma yolunda. Bence en büyük etken hareketsizliktir. Bunun yanı sıra eskiye nazaran her şeyin bol olması, çeşitlilik, bir markete giriyorsun yok yoktur. Göz görür can çeker derler ya . Markete başka şeyler almaya gidiyorsun, alakasız bir sürü şeyler alıp çıkıyorsun. Ne kadar kontrollü olursan ol bir yerde kontrol de elden gidiyor. Marketlere gitmemek de olmuyor tabi. Eskiden bir çok ürünü kendimiz yetiştirirken şimdi her şeyi marketlerden satın almak zorundayız. Yoksa aç kalırız. Sevgili okurlarım aslında şöyle de bir söz var açık boğaz aç kalmaz,diye bence de aç kalmaz. Yeter ki armudun sapı üzümün çöpü demeyelim. Yemek olsun ya da olmasın, eldeki imkanlarla karnımı doyurmasını bilirim ben. Yokluk görmüş insanlar bence bu konuda hemfikirdirler. Allah yokluk göstermesin diyerek bugünkü yemek tarifimize geçelim.
Bugünkü yemeğimiz bir yaz sebzesi olan bamya. Bamyayı yemeyen belki var ama bilmeyen yoktur.
Pişirmesi herkesçe farklıdır kimi etli pişirir, kimi etsiz, kimi fırında pişirir, kimi tencerede, kimi kızartıp pişirir kimi kızartmadan. Ben annem usulü yapıyorum size de bu usulden tarifini vereceğim. Bamyalar üzeri biraz tüylü bir sebzedir. Biraz da kesildiği zaman kaygan bir sıvı salgılar. Bu özelliği pişirme yönteminde büyük rol oynar ve lezzetini de etkiler.
Ben bu özelliğini gizleyecek yöntemde pişiririm. Şimdi tarifimize geçelim.
Malzemeler:
1 kilo bamya
4 büyük kırmızı domates
1 büyük kuru soğan
1 çay kaşığı tuz
1 bardak sıvı yağ
1 limonun suyu
İsteğe bağlı karabiber ya da sarımsak da konulabilir.
Yapılışı:
Bamyaları önce bol suda yıkayıp biraz güneşte suyu gidene kadar bekletiriz. Daha sonra tek tek ayıklarız ayıklama şekli ise saplarını bombeli şekil vererek ayıklanır bamyalar büyükçeyse ortasından bir çizikle ama koparmadan ikiye böleriz
bir tavaya koyduğumuz sıvı yağı iyice ısıtırız kızgın yağda bamyaları azar azar kızartırız renkleri hafiften değişince kevgir yardımıyla bir tencereye çıkartıp halka doğranmış soğanları da kızartırız ve bamyaların üzerine alırız. Tavanın altını söndürüp kabuğu soyulmuş domatesleri küp küp doğrayıp bamyaların üzerine çiğ olarak yayarız tuzu da ilave ederek kısık ateşte biraz daha pişiririz domateslerin çıkardıkları su kafi geliyor ancak biraz sulu olmasını istiyorsak bir kahve fincanı su ekleyebiliriz. Ocaktan indirmeye yakın bir limonun suyunu da sıkıp ilave edebiliriz ama limon sevmeyenler, limon suyu katmasa da olur.
Yanında ister pirinç pilavı ister bulgur pilavı ikisi de yakışır .
Afiyet olsun.














































































































































