Advertisement

Advertisement

Mutfak Güncesi- 42

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
28/08/2012


Fatma Zeytincioğlu Fatma Zeytincioğlu


Merhaba Sevgili Mutfak Güncesi Dostlarım,
Bugün sizlere günümüzde gerçekleştirilen Kıbrıs düğünlerini anlatmak isterim.
Ne eski geleneklere bağlı kalabiliyoruz, ne de “Modern düğün” dedikleri az davetliyle yemekli düğünleri layıkıyla yapabiliyoruz.
Her ne şekilde yaparsak yapalım bir yanı eksik kalıyor ve de bolca eleştiri alıyor.
İlk önce benim görüşümü yazmak isterim, sonra da etraftan duyduğum eleştiriler ve de önerileri dile getirmek isterim.
Bence düğünleri yaz aylarında yapmaktan vazgeçip bahar ya da kış aylarında yapmalılar. Son zamanlarda düğün sahipleri de olmak üzere aşırı sıcaklarda hazırlanıp düğüne gitmek insanları mutlu etmek yerine mutsuz ediyor. Tabi ki günlük kıyafetle de, oldum olası düğüne gidilmiyor. Herkes son derece şık ve bakımlı olmak ister. Bu dediğim erkek ya da kadın fark etmiyor. Kadınlar saçlarının bakımlı, modelli olması için mutlaka büyük çaba sarf ediyorlar. Sıcak ve nemli hava da en büyük dezavantajı sağlayarak bunu imkânsız hale getiriyor.
Duştan çıkıp, tertemiz bir halde en güzel kıyafetleri giymek istersiniz, daha duştan çıkmadan tekrar terleyip ter kokarsınız ya da elbiseler üzerinize yapışır rahatsız olursunuz.
Makyajsız gelin düşünebilir misiniz? Sıcak hava geline de tolerans tanımıyor. Makyaj terle birlikte akıyor ve günün sonu gelmeden maskaraya dönüşüyor. Daha hazırlık aşamasından düğün bitene kadar bir sürü sıkıntı yaşıyorsunuz. Bir diğer sorun da mekânlar. Kapalı mekânlarda sığışamama sorunu var; açık mekanlar da da sıcak devreye giriyor. Bazı düğünlerde vantilatör koyuyorlar açık havada bile ama bir ya da iki vantilatör açık havada ne kadar etkili olabilir ki?
Davetli sayısına gelince kimileri bütün tanıdık akrabaların düğünde bulunmasını isterken, kimileri de kısıtlı sayıda davetli ister. Kimi davet edilip o düğüne işkenceyle hazırlanıp bir iki saat da düğün kuyruğunda beklemekten şikâyetçi olur, kimi bizi aileden saymadılar davet etmediler der. Mesela yemekli ve kısıtlı sayıda davet edildiği zaman bir sürü aile “Bizi davet etmediler” diye şikâyet ederken, sınırsız davet edildiği zaman da “Nedir bu işkence? Bu sıcak havada kendimi mecbur hissetmesem gitmem!” diyenler var. “Bu düğüne çağrıldık; hem aile hem tanıdık şimdi gitmesek ayıp olur” diyenler var ya da “İş arkadaşıdır, her gün yüz yüze bakıyorsun gitmemek olmaz” diyenler ve mecbur hissedip gidenler, ama düğün bitene kadar da akla karayı seçerler.
Bir de takı meselesi var, bu her memlekete göre değişiyor. Biz de kuyruğa girip sıran gelince tebrik edip takını takarsın. Eskiden görülsün diye gelinliğe toplu iğneyle iliştirilen paralar şimdi görünmesin diye kumbara şeklindeki kutulara atılıyor. Bir de az taksan olmuyor çok taksan bir maaş düğünlere gidiyor.
Bazen oluyor üç dört davet aynı güne geliyor. Gitmeye kalkarsın hiç bir düğünden zevk almazsın. Ya da iki düğüne yetişmek için aile ikiye bölünüyor bir kişi bir düğüne bir kişi de diğer düğüne gitmek zorunda kalıyor. İkisinin de hatırı olsun diye ama bunun da tadı çıkmıyor.
Arkadaşlar sizce bu düğünün düğümü nasıl çözülür? Bazı önerilerde bulunanlar var.
Mesela düğünlerde eğlence ön planda tutulmalı, sayılı kişiler çağrılıp yemeli- içmeli, bol eğlenceli olmalı. Ha bir de düğünlere çocuklar çağrılmamalı. Sadece çok yakın akrabaların çocukları olmalı.
Başka bir öneri eğer bu düğün sınırsız davetliyle gerçekleştirilecekse tebrik kuyruğu başlamadan önce bir bölüm oyun olmalı sonra tebrik yapılmalı. Tebriğin yarısında tebriğe ara verip biraz daha oyun ve eğlence yapılmalı. Sonra tebriğe kalındığı yerden devam edilmeli.
Başka bir görüş düğüne hiç gerek olmadığı yönündedir. Kız oğlanı, oğlan kızı sevecek birbirlerine evet diyecek sonra da anne babalar kardeşler bir de en yakın birkaç arkadaş arasında bir yemek yenip birkaç poz fotoğrafla bu anı ölümsüzleştirilecek. Sonra da dünya evine girilecek.
Hepsi bundan ibaret olacak.
Sevgili dostlarım bu konuda öneride bulunmak isteyenler varsa bulunabilirler çünkü bu konu hepimizin konusudur. Umarım bu düğümü bir şekilde çözeriz şimdi gelelim bu köşenin gerçek konusuna. Yemek tarifimize…
Bugün sizler için seçtiğim yemek taş fırında yapılan fırın kebabı, bir diğer adı ise kleftigo kebabıdır. Bu kebap tavukla olmuyor; keçi, koyun ya da dana etiyle oluyor. Büyük parçalar halinde kesilmiş kemikli etleri tuz ve karabiberle terbiyeledikten sonra yanına da büyük parçalara bölünmüş patates koyup folyo kâğıda sarıp önceden ısıtılmış taş fırına koyup fırının ağzını da çamurla sıvayıp üç dört saat pişirdikten sonra fırını açıp sıcak servis yapılıyor yanında da mevsim salatası ve yoğurt servis edelir.
Afiyet olsun.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Fatma Zeytincioğlu

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.