Mutfak Güncesi -16
07/07/2011
Fatma Zeytincioğlu
Merhaba Sevgili Mutfak Güncesi dostlarım,
Yeni bir konuyla ve yeni bir tarifle yine birlikteyiz. Bugün sizlere ne yazsam diye düşünürken, aklıma geçen gün kafeteryada otururken birilerinin konuştuğu, benim de kulak misafiri olduğum bir konu geldi. Bu konu bebek bakımıyla alakalıydı. Hani eskiden bebekleri kundağa sararlar da elleri kolları oynamazdı ya işte bu konu. Bebekleri kundağa niye sararlardı biliyor musunuz? Çünkü tutmasını beceremez ve kemiklerini batırırlardı. Bunu önlemek için kemikleri sağlam olsun diye de kundaklarlardı. Bir de hazır bez de yoktu o zamanlar. Çocuk bakmak daha zordu. Ben bu kundaklamaya birebir şahit oldum hatta kundak da yaptım kardeşlerime, ama kendi çocuklarımı kundaklamadım. Ben sizlere bu masum öyküyü anlatmak istedim.
Neden mi? Masum çünkü bütün bebekler masumdur da ondan. Benim en küçük kardeşim doğduğunda ben 13 yaşındaydım. Bir önceki doğduğunda da 11 yaşındaydım. Bu sebepten gayet iyi hatırlarım. Ben ve benden büyük ablalarım annemize yardım ederdik kardeşlerimizin bakımında. Daha bebek doğmadan kundak için belek de dedikleri malzemeler hazırlanırdı. Bu malzemeler eskimiş çarşaflardan kesilip hazırlanırdı. Büyüklü küçüklü parçalar halinde. Ben sizlere sırasıyla bu parçaları tanıtacağım. İlk önce en büyük parça olan kenarları işlemeli kundak bezi denilen parça serilirdi. Onun üzerine 3 kattan oluşan daha küçük parçalar serilirdi. Onun üzerine ince muşamba denilen bir parça naylon serilirdi ıslaklığı tutsun diye. Onun üzerine üçgen bir parça bez serilirdi. Üçgenin üzerine de bacak bezi denilen küçük dikdörtgen katlanmış bir bez konurdu. Bebek bu beleğe yatırılıp belenirdi. Biz bebeği belerken pudra koyardık ya da kurutulmuş mersin yaprağını ezip pudra haline getirip onu koyardık. Bu mersin yaprağının kokusundan dolayı bebekler kendine has çok güzel kokarlardı.
Belek belenirken önce bacak bezi bacak arasına konur sonra üçgen bezin bir ucu bacak arasından geçirilir diğer iki ucu beline sarılırdı. Sonra küçük kare bezlerden biri ayaklarını da içine alarak sarardık daha sonrakini de öyle. Üçüncüyü sararken kollarını da içine alarak sarardık. En büyük olanı en üste sarardık işlemeli kısmı görülecek şekilde. Bunun üzerine de kundak kuşağı denilen bir bölümü geniş, giderek incelen bir kuşağı kalın kısmından sarmaya başlardık, ince kısmına doğru kuşak bitene kadar bütün bel bölümü sarılmış olurdu. En sonunda da düğüm atılırdı. İşte kundak dedikleri bundan ibaretti. Bir de terazileme vardı, bebeğin kemiklerinin batması durumunda bebek yüzükoyun dizlerine yatırıp önce sağ el sol ayak birbirine değdirilirdi, sonra sol el sağ ayak birbirine değdirilirdi. Daha sonra da iki elle iki ayak aynı anda birbirlerine değdirilirdi ve eğer bebeğin kemikleri batıksa bu işlemden dolayı düzelir ve bebek rahat ederdi.
Eğer bebeğin sancısı varsaydı, zeytin yağı ile yağlarlardı karnını ve sırtını. Böylece bebek sancısını atardı ve uyurdu. Bebek üç şeyden dolayı huzursuz olur bir sancısı varsa, iki karnı açsa, üç bezi kirliyse. Bunlara dikkat edildiğinde bebek huzurlu bir şekilde etrafına gülücükler saçar sadece istisnai bir durum olursa, mesela hasta olursa bazen onu susturmak mümkün olmaz. Bebeklerle alakalı yazılacak çok şeyler var ama bu günlük bu kadar yeter.
Biraz da yemek tarif edelim
Bugün sizlere sebzelerden türlü yemeğinin tarifini vermek isterim. Adı üstünde bu yemek çeşitli sebzelerden azar azar birleştirilip yapılan bir yemektir. Yaz sebzesi olan patates, patlıcan, bamya, kabak, biber, mantar, havuç, soğan, bunlara isteğe bağlı olarak tavuk eti de eklenir. İsteğe bağlı etsiz de yapılabilir. Miktarını da gene isteğe bağlı olarak her sebzeden az az alınır ve birleştirince bir yemek olur.
Yapılışı
Bütün sebzeler yıkanıp ayıklanır yalnız bamya yıkanıp güneşte biraz bekletilir suyu gidene kadar çünkü ayıklarken ipliklenir ama suyu giderse ayıklaması daha iyi olur. Tavuk konacaksa eğer tavuk etleri de önce yıkanır sonra limonla ovulur sonra tekrar suyla yıkanır ve istenilen büyüklükte doğranır. Sebzeler de istenilen büyüklükte doğranır. Ben türlüyü iki çeşit yaparım bir annemlerden gördüğüm usulde yani tüm sebzeler azar azar yağda kızartılıp sonra tencereye konup üzerine doğranmış domates tuz ve karabiber koyarak biraz da su ilave ederek ocakta pişirilen, bir başka usul de şimdi mevcut olan cam fırın tenceresinde (Pyrex)
Tüm sebzeler çiğ olarak sırayla tencereye konur en üstüne de tavuk eti konur ve tuz, karabiber ve zeytin yağı gezdirilir. Su hiç konmaz. Kapağını kapatıp fırına verilir yalnız dikkat edilecek bir nokta var. Bu cam tencereler içi zaten ıslak oluyor ancak dışının ıslak olmamasına dikkat etmek gerekir çünkü ıslak olursa fırında patlama yapar. Bu küçük ayrıntıya dikkat edilirse korkulacak bir şey yok.
Fırında pişen yemeğimiz kendi su bırakır ve pişme süresinde bu bıraktığı suyu geri çeker kızarmaya da başladı mı pişmiş demektir.
Afiyet olsun.















































































































































