Mutfak Güncesi- 24
08/10/2011
Fatma Zeytincioğlu
Sevgili Mutfak Güncesi Dostlarım,
Bugün yine bir cuma günü ve ben yine izinliyim.
Bu seferki izin benim yıllık iznim. Ben bu gün yine her zaman olduğu gibi kızımı otobüs durağına bıraktım. Alışveriş yapacağım için eve dönmek yerine Girne’de kalıp dükkanların açılmasını bekledim. Bu süre zarfında yine o en çok keyif aldığım, denizin kokusunu içime çekip, dalgaların melodisini dinlemek için kordon boyuna yürüdüm. Kahvaltı yapmadan çıktığım için karnım aç açına beklemek istemedim. Bu sefer bir değişiklik yapıp, simit dünyasına geçip oturdum. Kahvaltı için benim en çok sevdiğim tarçınlı çaydan söyledim, yanında da simit aldım. Tabi ki Simit Dünyası’nda simit yemeli bence. Oturduğum yer denize karşıydı ve Atatürk’ün büstü karşımdaydı. Atatürk’ün bakışlarını üzerimde hissederek, “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” yazısını okuyarak kahvaltımı çabucak bitirdim. Ben sofrada uzun süre oturmasını sevmem hemen kalkıp yürüdüm.
Vaktim boldu denizi seyrederek ve melodisini dinleyerek ağır ağır yürüdüm. İlginçtir bir önceki yazımda size bahsettiğim görüntü kirliliği manzaraları bugün yoktu. Ne parkta uyuyanlar ne de sokakları dolduran köpekler. Yalnız bazı sokaklarda geceden kalma atıklar vardı, o da erken olduğu için çöpçülerin her tarafı süpürmeye yetişemediklerini düşünüyorum. Çünkü Kordonboyu temizdi ve bir de işçi işinin başındaydı.
Balıkçılar yine oltalarının başındaydı. Ben biraz daha yürüdüm ve yeterince yürüdüğümü düşünüp geri döndüm. Ben yürürken de yürüdüğüm yerlerde siyah lekeler vardı, bu lekeler nerden olduğunu merak ettim. Balıkçının yanından geçerken, yerde ilgimi çeken bir şey gördüm. Durup incelediğimde balıkçının denizden yeni çıkarttığı mürekkep balıklarıydı. Hem de iki tane ve bunları görünce anladım ki gördüğüm siyah lekeler bunlardan oluyor. Ben bu balıkları ilk kez gördüm yakından. Büyüklükleri el kadardı biri diğerinden biraz daha büyüktü. Bacakları ahtapotların bacaklarına benziyordu. Ben bilmediğim için acaba bunlar ahtapotların küçükleri mi diye düşündüm. Bunu bir şekilde öğrenmem lazım aklıma takıldı. Çantamdan fotoğraf makinesini çıkartıp fotoğraflarını çektim ve yürümeye devam ettim. Gördüğüm ilk balıkçıya bu gördüklerimin ne olduklarını sordum balıkçı bana bunların kalamar balığı olduğunu söyledi ben kalamarı sadece restoranlarda pişirilmiş gördüğüm için canlısının nasıl olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Böylece öğrenmiş oldum ve öğrenmenin yaşı olmadığını vurgulamak istedim.
Bir söz var; bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır diye.
Ben bu ata sözüyle, bugünkü yazımı noktalayıp yeni bir yemek tarifine geçiyorum.
Bugün sizlere yine unutulmaya yüz tutmuş bir yemek tarifi vereceğim. Basit bir yemektir ve önümüz kıştır, bu yüzden sık sık bu yemek ve çeşitlerine başvuracağız. Bu yemek bir çorba çeşidi olan Bulgur Çorbası’dır.
Bir çok kişinin bu çorbayı bilmediğini fark ettim, bu yüzden yazmayı uygun buldum.
Malzemeler şöyle:
½ bardak bulgur
2 bardak su
1 küçük kuru soğan
1 çay kaşığı salça veya bir domates
1 çay kaşığı tuz
½ fincan sıvı yağ
ve turunç suyu
eğer turunç suyu bulamazsanız limon suyu koyabilirsiniz
Yapılışı:
Bir tencerede önce yağ ısıtılır. İnce doğranmış soğan soldurulur. Salça veya rendelenmiş domates eklenir bir iki karıştırdıktan sonra iki bardak su ilave edilir. Bir çay kaşığı tuz da ilave edildikten sonra kaynamaya bırakılır.
Kaynadıktan sonra bulgur eklenir ve piştikten sonra bir iki kaşık sıkılmış turunç suyu ilave edilir. Eğer turunç suyu yoksa limon suyu da olur
Not: Turunç suyu aromasını artırır.














































































































































