Mutfak Güncesi- 11
17/05/2011
Fatma Zeytincioğlu
Merhaba Sevgili Okurlarım;
Bir Mutfak Güncesi'nde daha birlikteyiz. Ne zaman yazmaya başlasam tuaf bir his kaplıyor içimi, insanlara bildiklerimi aktarmak beni mutlu ediyor. Bir şeyleri paylaşmak, insanların kalbini kazanmak benim için çok önemli.
Atalarımız derdiki hayatta güzel şeyler yap ki ölünce de yaptıklarınla anılasın. Aşık Veysel de bir türküsünün sözlerinde "Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın" der ya, ben de hep bunu istiyorum. Hayatta ben gittikten sonra adım kalsın, dostlarım beni hatırlasın. Bunun için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorum. Tabi ki iyi şeyler, kötü olanları aklımdan bile geçirmem ancak bu kişilere göre değişir, benim iyi diye tabir ettiğim belki bir başkası için kötüdür
Ben yemek konusunda halamdan örnek aldığım bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Benim bir halam vardı geçtiğimiz yıl başına birkaç gün kala öldü. Allah rahmet eylesin, yattığı yer nur olsun. Benim, halamın örnek aldığım yanı ne pişirmiş olursa olsun, evine kim gelirse gelsin, pişirdiğini görsün ya da görmesin, mutlaka ama mutlaka yemeğinden ikram ederdi. Ben de bu huyunu örnek aldım ve de her konu olduğunda onu anarım. Halamın bu davranışı bana ilham kaynağı olmuştur. Ben de evimde pişirdiğim yemekleri halam gibi ikram ederim. Yemeklerimi tadanlar bana hep yemeklerimin güzel olduğunu söylüyorlardı. Böylelikle beni cesaretlendirdiler. Daha sonra yemek yarışmalarına katılmaya başladım. Yemek yarışmalarında da dereceler aldım ve buna ben de inandım. Demek ki yemeklerimin lezzetinden şüphe yok. Hal böyle olunca ve bu fırsat da yaratılınca ben de kendimi sizlerin karşısında buldum. Buna çok memnunum. Bugünkü yazıma bir de eski hikayeyle devam etmek isterim.
Bu hikaye şöyle; "... Çok eski zamanlarda yeni evli bir kadın, baba evinde gördüğü bir geleneği, kendi evinde de devam ettirmeye başlamış ama eşi olan adam cimriymiş. Kadın ne pişirirse pişirsin komşusuna da bir tabak verirmiş ama eşi bundan hiç memnun değilmiş. Bir gün buna bir son vermek için dağın tepesine bir ev yapıp eşini de alıp o evde yaşamaya başlamış .O evde hiç komşusu olmadığından, kadın da pişirdiği yemekleri paylaşamayacak diye düşünmüş ama kadın bildiğinden şaşmamış ve her gün komşusuna vereceği bir tabak yemeği bir çukur kazıp içine dökmüş. Aradan bir zaman geçmiş, adamın işleri bozulmuş, yek ekmeğe muhtaç olmuşlar ama kadın bir ara o çukura döktüğü yemeklerin çil çil altın olduğunu görmüş. Kocası kara kara düşünürken kadın kocasını elinden tutup o çukurun bulunduğu yere götürmüş ve durumu anlatmış. Ben, komşu hakkı olan yemekleri bu çukurda biriktirdim ve sonra bu altınlar oluştu diye. Kocası da bu durumun hikmetine diyecek söz bulamadığından karısını alıp eski evlerine dönmüşler ve kadının bundan böyle yemeklerini komşularıyla paylaşmasına ses etmemiş. Ne demiş atalarımız yenen yerde bereket vardır.
Neyse yazımı noktalamadan önce bugünkü yemek tarifimize geçelim, bugün sizlere patates musakkasının tarifini vereceğim.
Malzemeler:
4 Büyük patates
200 Gr kıyma
1 Tutam maydanoz
1 Bardak yağ
1 Çay kaşığı tuz
1 Çay kaşığı karabiber
1 Baş kuru soğan
1 Çorba kaşığı domates salçası
1/2 Bardak su
Yapılışı:
Öncelikle patatesler soyulup yıkanır ve yuvarlak dilimler halinde doğranır. Bir tavaya yağı koyup, ısıtılır. Patatesler kızgın yağda kızartılır. Bir tepsiye dizilir .
Başka bir tavada az yağda kıyma kızartılır, ince doğranmış soğan, maydanoz, tuz ve karabiber katılır ve karıştırılır. Tuzu damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz. Sonra karışım patateslerin üzerine yayılır, bir kaşık salçayı yarım bardak suda eritip üzerine gezdirilir ve fırına verilir. Orta dereceli fırında suyunu çekene kadar ve üzeri kızarana kadar pişirilir. İster sıcak ister soğuk servis yapılır.
Afiyet olsun















































































































































