Avusturya 1. Bölüm: Viyana’dan Melk’e....
23/11/2025
Sabah erken saatlerde Viyana’dan yola çıkıyoruz. Şehir merkezinin kalabalığı ve hareketi geride kaldıkça, Avusturya’nın dingin yüzü kendini göstermeye başlıyor. Yol boyunca sıralanan küçük kasabalar, yemyeşil dağlar ve geniş vadiler adeta kartpostal gibi gözümüzün önünden akıp gidiyor. Yaklaşık bir buçuk saatlik huzurlu yolculuğun ardından ilk durağımız olan Melk’e varıyoruz. Kasabaya yaklaşırken, tepede tüm ihtişamıyla yükselen altın renkli manastır bizi karşılıyor. Daha ilk anda, içimizden “Bugün güzel bir gün olacak” diyoruz.

Melk, Avrupa’nın tam kalbinde, Tuna Nehri’nin zarif kıvrımlarının Wachau Vadisi boyunca ilerlediği saklı bir köşe.
Tarihle yoğrulmuş sokakları, mimarisi ve dingin atmosferiyle Avusturya’nın sade ama derinlikli güzelliğini en iyi yansıtan yerlerden biri.

Arabamızı açık otoparka bırakıp merkeze doğru yürümeye başlıyoruz. Şehrin içine adım attığımız ilk anda, modern dünyadan sıyrılıp zamanın gerisine doğru yolculuğa çıkmış gibi hissediyoruz. Taş sokaklar, renkli cepheler Melk’in kendine has büyüsünü hemen hissettiriyor.

Ve elbette ilk işimiz her seyahatte olduğu gibi kahve molası vermek oluyor.
Karşımıza çıkan ilk küçük kafeye giriyor, kendimize mis gibi birer kahve, Doruk’a da bir top dondurma ısmarlıyoruz. Bu küçük mola bile kasabanın sakinliğini içimize çekmemize yetiyor.

Kasabanın üzerinden tüm görkemiyle yükselen Benediktin Melk Manastırı, yalnızca bir dini yapı değil; adeta ışığın, ihtişamın ve tarihin mimariye yansımış hâli… Avrupa’nın en önemli Barok eserlerinden biri kabul edilen bu manastır, güneş ışığını yakaladığında altın tonlarında parlıyor.

Manastırın heybetini arkanızda bırakıp Tuna Nehri’ne doğru yürüdüğünüzde, Melk’in yumuşak kalbine ulaşıyorsunuz. Renkli evler, küçük kafeler, taş döşeli sokaklar…

Nehir kıyısında oturup çevreyi izliyoruz. Bu anda sanki zihnimizi tazeleyen bir ritüelde gibi hissediyoruz.
Wachau Vadisi’nin bağlarla çevrili. Bu yüzden Melk gastronomik açıdan da cazip bir kasaba. Bölgenin şarapları, yerel peynirleri ve taze ürünleri sofralarda gerçek bir doğa ziyafetine dönüşüyor.

Öğle saatleri yaklaştığında acıkıyoruz ve kalabalığıyla hemen dikkat çeken bir restorana giriyoruz. Aynı zamanda kasap–şarkuteri olarak da hizmet veren bu mekân, lezzet konusunda iddialı görünüyor. Damak tadımıza en uygun olan tavuk menülerinden sipariş veriyoruz, yanında da tabii ki yerel bir bira… Kalabalığa rağmen servis hızlı, atmosfer ise bir o kadar keyifli.
Melk’i dolaşırken, hayatın hızını unutuyor ve her adımda huzuru hissediyorsunuz.

Yemeğin ardından gezintimize devam ediyoruz. Melk aynı zamanda bisiklet tutkunları için bir başlangıç noktası niteliğinde. Melk’ten başlayan, Oberarnsdorf ve St. Lorenz üzerinden Krems’e uzanan yaklaşık 56 kilometrelik rota, Tuna boyunca uzanarak Wachau’nun tüm güzelliklerini sergiliyor.
Melk’ten hiç ummadığımız kadar keyif alıyoruz. Bazen hiç ummadığınız yerler, ruhunuzda sessizce yer eder; Melk tam da böyle bir yer. Melk’ten kasabadan ayrılırken, yolculuğumuzun bir sonraki durağı için ayrı bir heyecan taşıyoruz.
Haftaya Gmunden var… Gölün gökyüzüyle birleştiği, masal evlerinin suya yansıdığı o büyülü kasabayı bir sonraki yazıda sizlerle paylaşacağım.
































































































































































