Slovenya Günlükleri | Bölüm 1: Ljubljana'ya İlk Adım
26/07/2026
Haziran ayının ortasında rotamızı Slovenya’ya çevirdik. Bu seyahati Doruk doğmadan önce planlamıştık ama hayat bizi başka yerlere savurunca biraz ertelemiştik. Herşey nasip kısmet.
.jpeg)
Daha seyahatin en başından beri içimiz kıpır kıpırdı. Her detayını dikkatlice planladık. Sabah 08.30’da Ercan'dan başlayan yolculuğumuz 2 saatlik İstanbul durağından sonra saat 15.00 civarında Ljubljana Havalimanı’na vardık. Daha önce Booking.com üzerinden kiraladığımız aracımızı havalimanındaki Sixt ofisinden teslim aldık. İşlemler kısa sürse de sıra olduğu için yaklaşık bir saat bekledik.

Neyse ki yola çıktığımız an heyecanımız geri geldi; daha havalimanından çıkar çıkmaz bizi heybetli dağlar ve yemyeşil bir orman karşıladı. Doğasever bir aile olarak bu manzaraya bayıldık. Yaklaşık 40 dakikalık bir sürüşün ardından Ljubljana merkezine biraz uzak ama konum olarak son derece avantajlı olan Airbnb evimize vardık.

Bir sanat öğretmenine ait olan bu 8. kattaki daire, oldukça ilginç ve zevkli döşenmişti. 2 ayrı yatak odası, geniş bir koltuğu ve ihtiyacımız olan her şeyin bulunduğu bir mutfağı vardı. Ev sahibinin varışımızdan önce ilettiği detaylar sayesinde anahtarı kolayca alıp giriş yaptık. Dairenin önünde ücretsiz park yerlerinin olması ise mükemmel bir avantajdı; nitekim Avrupa genelinde böyle bir imkân bulmak neredeyse imkânsız.
.jpeg)
Biraz dinlenip uçuş yorgunluğunu attıktan sonra bir şeyler yemek için merkeze gitmeye karar verdik. Google Maps’ten en yakın otoparkı işaretleyip yola çıktık ve 10 dakika içinde merkezdeydik.
Şehrin bekçileriyle tanışma zamanı
Ljubljana'nın simgesi olan Ejderha Köprüsü, Yunan mitolojisindeki Jason ve Argonotlar efsanesiyle ilişkilendiriliyor. Rivayete göre Jason, burada yaşayan ejderhayı öldürmüş ve ejderha zamanla şehrin sembolü hâline gelmiş.
.jpeg)
Ljubljana şehir meydanına vardığımızda bizi trafiğe kapalı, inanılmaz bir kalabalık karşıladı. İlk başta ne olduğunu anlayamadık; etrafta renkli, ilginç kıyafetli ve hatta yarı çıplak insanlar vardı. Bir anlık şaşkınlığın ardından bunun LGBTI+ festivali olduğunu fark ettik. O gün ortamdaki en "sıradan" kıyafetli insanlar bizdik sanırım, çünkü bu halimizle garip bakışları üzerimize çekmiştik!
Ardından nehir kıyısındaki bir pizzacıya oturduk. Gnocchi ve pizza sipariş ettik ancak ne yazık ki ikisi de hayal kırıklığı oldu. Gnocchi’yi hiç beğenmedik, pizza ise aşırı tuzluydu. Yine de yerel beyaz şarapları harikaydı; birer kadeh söyleyip anın tadını çıkardık.
.jpeg)
.jpeg)

O sırada Doruk nehirden geçen tekneleri büyük bir merakla izliyordu. Ancak teknelere bakarken yerdeki su kabına basınca ayakkabısı ve çorabı sırılsıklam oldu. Bir babanın görevi anında başlar! Hemen en yakın mağazayı bulmak üzere yola koyuldum, 5 dakika içinde yeni ayakkabı ve çoraplarla geri döndüm. Doruk’un keyfi yerine geldiğine göre gezmeye devam edebilirdik.
.jpeg)
Meydandan çok uzaklaşmadan parkın içinde yürümeye başladık. Doruk Bey hemen bir oyun alanı bulup kendine yeni arkadaşlar edindi. O oynarken ben de ertesi sabahki kahvaltımız için bir şeyler almak üzere markete girdim. (Burada küçük bir not eklemekte fayda var Slovenya'da çoğu market pazar günleri kapalı ya da kısa süre açık olduğu için alışverişi buna göre planlamakta fayda var.) Ama büyük bir hata yaptım. Market öyle kalabalıktı ki dışarı çıkmam tam bir saati buldu. Hava da kararmaya başlayınca eve dönmeye karar verdik.
.jpeg)
Arabayı otoparktan alıp eve giderken bir tabelayı kaçırıp sağa saptım ve bu küçük hata bize yarım saate mal oldu. Eve vardığımızda Doruk çoktan uykuya dalmıştı. Biz de kendimize birer kahve yapıp günün yorgunluğunu çıkardık.
2. Gün
Sabah acele etmeden uyanmak, ağırdan alarak kahvaltı hazırlamak bir tatildeki en büyük konforlardan biri. Pazar günü olduğu için rotamızı hayvanat bahçesine çevirdik. Slovenya’nın havası serin olur diye düşünmüştük ama yanılmışız; buralarda inanılmaz bir sıcak vardı.
.jpeg)
Ljubljana Hayvanat Bahçesi bulunduğumuz yere araçla sadece 15 dakika mesafedeydi. Vardığımızda ücretsiz otopark dolduğu için aracı ücretli alana bıraktık. Güneş kremi, şapka ve sularımızı alıp keşfe başladık. Burası klasik bir hayvanat bahçesinden ziyade çocuklar için adeta bir cennet gibiydi. Her adımda oyun alanları, eğlence noktaları ve tabii ki hayvanlar vardı; her şey çocuklar düşünülerek tasarlanmıştı. Hatta merkezdeki restoranda çocuk menüleri ve hemen arkasında bebekli aileler için özel tuvaletler bulunuyordu.
.jpeg)
Yaklaşık 2 saatlik turun ardından acıkıp restorana geçtik. Fiyatlar gayet makuldü; 2 tabak ızgara tavuklu sebze, 1 çocuk menüsü ve içeceklere toplam 42 euro ödedik. (Bu arada giriş ücretleri yetişkinler için 11,5 euro, çocuklar için 7,5 euro.)

Tüm günü orada geçirebilirdik ancak görecek daha çok yerimiz vardı. Bu yüzden öğle uykusu için eve döndük. Doruk mışıl mışıl uyurken biz de öğleden sonraki rotamızı planladık.
.jpeg)
İkinci hedefimiz tekne turuydu. Doruk bunu duyunca heyecandan yerinde duramadı. Yaz mevsimi dolayısıyla günlerin uzun olması gezmeyi çok daha keyifli kılıyordu. Ljubljana Nehir kıyısında kişi başı ortalama 15 euroya tekne turları bulabiliyorsunuz. Gözümüze kestirdiğimiz bir firmaya yaklaşırken Türkçe konuştuğumuzu duyan genç bir çalışan bize Türkçe karşılık verdi. Bosnalı olduğunu öğrendiğimiz bu gencin sıcak karşılamasının ardından teknemiz hareket etti. Yaklaşık 1 saat süren sakin yolculuk boyunca ünlü Üçlü Köprü’nün ve Ejderha Köprüsü’nün altından geçtik. Elimi uzatıp nehrin buz gibi suyuna dokunmak harika bir histi.

Tur tamamlandıktan sonra birer dondurma alıp yürümeye devam ettik. Yeni hedefimiz Ljubljana Kalesi’ydi. Kaleye fünikülerle çıktık (2 yetişkin, 1 çocuk tek yön 7,90 euro). 1 dakikadan kısa süren bu yolculukla zirveye vardık. Kalenin içinde ücretsiz gezilebilen alanlar var, ücretli kısımlar ise kişi başı 15 euro. Biz ücretsiz alanları gezip bol bol fotoğraf çektikten sonra yürüyerek aşağı inmeye karar verdik.
.jpeg)
Ancak ufak bir sorun vardı: Yol hem çok dikti hem de topraktı, bebek arabasıyla inmek epey zor görünüyordu. Bir an geri dönmeyi düşünsek de vazgeçip devam ettik. İlerledikçe dik ahşap merdivenlere geldik; burada Doruk’u yürütüp bebek arabasını sırtıma alarak yola devam etmek zorunda kaldım.
.jpeg)
Eğlenceli ama biraz yorucu bu yürüyüşün ardından merkeze indik. Merkezde güzel bir restorana kurulduk. Arzu ve Doruk haşlanmış dana eti ile patates püresinden oluşan yemeği seçerken ben kaburga tercih ettim. Yemekler gerçekten şahaneydi! Yanına söylediğimiz yerel kırmızı şarapla birlikte günün yorgunluğunu tamamen unuttuk. Gece geç saatte eve dönüp günü noktaladık.
.jpeg)
İlk iki günün sonunda Ljubljana bize tam anlamıyla huzurlu bir Avrupa şehri hissi verdi. Çocukla gezmek için güvenli, temiz ve oldukça keyifliydi. Daha göreceğimiz çok yer vardı ama Slovenya bizi şimdiden etkilemeyi başarmıştı.
.jpeg)

.jpeg)

Gelecek Hafta: Slovenya Günlükleri | Bölüm 2: Bled





































































































































































