Advertisement

Advertisement

Mutfak Güncesi-32

YAYIN TARİHİ:
Haberi dinle
Butona tıklayın: oynat / duraklat
Hazır
ads ads
25/01/2012


Fatma Zeytincioğlu Fatma Zeytincioğlu


Sevgili Mutfak Güncesi Dostlarım,
Bir hafta gecikmeli olarak yine sizlerleyim. Geçen hafta sizlerle birlikte olamadık çünkü ailecek bir gezi turuna katıldık. Bugün de sizlere bu gezi turundan bahsetmek isterim. Bu tur Güney Kıbrıs'ta bulunan ve Kıbrıs'ın en yüksek noktası olan Trodos Dağı'na düzenlenmiş bir turdu. Ben bu tura kızımla ve eşimle katıldım. Oğlum yurt dışında olduğu için bu kez bize katılamadı. Fakat oğlum bu Trodos gezisine kendi arkadaşlarıyla daha önce gitti. Ben kızımla ilk kez bu tura gittiğimde hava çok yağmurluydu, buna rağmen gitmekten vazgeçmedik çünkü ilk kez gidiyorduk. Bunun heyecanıyla doluyduk. Gidişimiz de, gezimiz de, dönüşümüz de çok güzeldi. Orada kahve molası, yemek molası verdik. Karlı ortam çok güzeldi; ancak Kuzey Kıbrıs'a geçtiğimizde bizi bir felaket bekliyordu. Bütün gün yağan şiddetli yağmurdan, bir de alt yapı eksikliğinden bütün dereler taştı. Sel felaketi yaşandı. Girne'ye gidiş yolları kapandığı gibi, Lefkoşa'da da Metropol bölgesindeki kardeşlerime bile gidip kalmamız mümkün olmadı. O geceyi tur rehberi olan amcamın oğlunun evinde geçirmek durumunda kaldık. Eşim ve oğlumla da haberleşemedik, onlar da Girne'de bizden habersiz zor bir gün geçirdiler. Bu gibi felaketleri bir daha yaşamamak dileğiyle günümüze dönelim.
Geçen haftaki gezimiz yine yağmurlu bir havayla başladı. Gümrük kontrollerinin ardından Trodos'a doğru yol aldık. Bu sefer farklı bir güzergahtan gittik. Geçen defaki yol daha uzundu, bu defaki yol daha kestirmeydi. Geçen defa alışveriş merkezi Jumbo'ya uğramıştık, bu defa uğramadık. Güzergahımızda ilk geçtiğimiz köy, kırmızı çitlembitler köyüydü(Rumca adını şimdi hatırlayamadım). Rehberimizin anlattıkları doğrultusunda aklımda kaldığı kadarıyla sizlere anlatmaya çalışacağım. İkinci olarak da Akaça dedikleri bir köyden geçtik. Bu köy de adını içinden geçen dereden almış. Bizde de küçük derelere argaci derlerdi sanırım bu da Rumcadan gelme bir kelimedir. Bu köyün toprakları çok verimliymiş bu da dere yatağı sebebiyle serin ve nemli olduğu içindir. Daha sonra Peristerona dedikleri bir köyden geçtik. Bu köyde de çok güvercin varmış güvercinlik kelimesinin Rumcasıymış Peristerona. Burada çok güzel hellimli, zeytinli, pilavuna gibi yiyeceklerin yapıldığı bir fırında mola verdik. Herkes arabadan inip yiyecek bir şeyler aldı ve yolumuza devam ettik.
Güzergahımızda Gudrafa köyü ve Galata köyü vardı. Galata köyüyle ilgili bir de espri yaptı rehberimiz "Fenerliler üzülmesin onların adında da köy var" diye. Yolumuzun üzerinde Gagobedria köyü vardı, anlamı "kötü kaya" imiş. Bu köyden geçen defa da geçmiştik. Bu köyün bir de efsanesi varmış. Sizlere aktarmak isterim, çok kısa yazayım. Bu köyde birbirini seven iki genç yaşarmış. Bin bir zorlukla birbirlerine kavuşurlar ve evlenirlermiş. Düğün günü çok kötü bir yağmur yağarmış. Bu kaya da dağdan kopup, tekerlenerek gelip, gelinle damadı altına alıp, ölmelerine sebep olmuş. Ondan adı "kötü kaya" olarak kalmış. Biz bu köyde bir saat mola verdik. Kahve içtik ve biraz da yaya olarak gezdik, bu kayayı ziyaret ettik, bir yerde de küçük bir şelale vardı onu gördük ve yolumuza devam ettik.
Güzergahımızda Amiyanto köyü vardı. Amiyanto aspest dedikleri bir madendir, bu köy de adını bu bölgede çokça bulunan bu madenden almış. Trodos yolunda ilerlemek neredeyse imkansızdı. Bu bölgeye halk akın etmişti. İnanılmaz bir trafik yoğunluğu vardı. Her taraf bembeyazdı, otobüs bir yerden sonra çıkamadı. Park etti. Biz, dağa 15 dakikalık bir yolu yürüyerek çıktık, çok güzeldi ancak hava muhalefeti yüzünden çok kalamadık. Bir buçuk saat zor kaldık geri yürüyerek otobüse ulaştık ancak çok ıslandık ve üşümeye başladık. Tüm yolcular toplanınca da aynı güzergahtan geri geldik. Bu sefer sağ salim evimize ulaştık. Kıbrıs'ın Uludağı Trodos'u herkese tavsiye ederim, mutlaka gidip görmelisiniz.
Şimdi de yemek tarifine geçelim:
Bugün yumurta otu dediğimiz yumurtayla pişirilen basit bir yemeğin tarifini vereceğim sizlere.
Bu bir ot çeşididir; üç ayrı ismi var. İsimleri şöyle: Yumurta otu, kuş dili, serçe otu.
Siz hangisi olarak biliyorsunuz bilmem ama hepsi sonunda aynı ot.
Bu ot ocak-şubat aylarında doğada yetişir, ekilip üretilmez. Mart ayında da çiçeklenir ve çiçeklendikten sonra tadı acı olur.
Bu otu bilenler toplar, tüketir. Şimdilerde halkın beğenisine sunulmak üzere pazarlarda da satılmaya başlandı.
Malzemeler:
1 kilo veya daha çok serçe otu
3 tane veya daha çok yumurta
1 tutam tuz
1 tutam karabiber
1 tane orta boy kuru soğan isteğe bağlı
Miktarı ne olursa olsun hiç fark etmez piştiğinde çok azalan bir yemektir.
Yapılışı:
1. Aşama: Köklerinden saplarından arındırılır yani ayıklanır. Güzel ve taze olan yaprakları alınır. Önce bir çukur kapta bol suda bekletilir. Sonra iki defada bol suyla yıkanır ardından üzerine sıcak su gezdirilir ve süzgeçten bu yeşil suyu süzülür.
2. Aşama: Bir tavaya önce yağ koymadan otlar konur ve bütün çıkardığı suyu çekene kadar kavrulur. Sonra bir kaşıkla bir iki kaşık sıvı yağ eklenir ve yağda da birkaç kez karıştırılır. İsteyen bu aşamada kuru soğan da ekleyip iyice pişirir. Tuz karabiber eklenir.En son da yumurtaları kırıp yumurtaların da iyice pişmesi için sürekli karıştırılır. Yerken de üzerine limon sıkılır tavsiye ederim. İster ekmek arası ister servis tabağında olsun yanında mutlaka salata olsun. Afiyet olsun.

YAYIN TARİHİ:
Habersiz kalmamak için Telegram kanalımıza katılın
ad ad
TAGS:
MANŞETLER

HK Fatma Zeytincioğlu

Advertisement
© 2024 Haber Kıbrıs Medya Danışmanlık ve Matbaacılık Ltd.