Düşler Bahçesi
23/12/2013
Cem Kar
‘Düşler Bahçesi’ filmini izlediniz mi bilmiyorum. İzlemeyenler için kısaca bahsedeyim; bir adam eşi ölünce iki çocuğuyla birlikte yeni bir başlangıç için kötü durumda olan bir hayvanat bahçesi satın alır. Kendi macerasını bulmuştur ve o hayvanat bahçesini adam etmek için elinden geleni yapar…
Öncelikle belirtmeliyim ki çok etkilendiğim bir filmdi. Hani şu izlediğinizde size yeni felsefeler kazandıran türde bir filmdi: Hayata her ne pahasına olursa olsun tutunmak ve asla vazgeçmemek… Hatta vazgeçmemek için kendi kendine nedenler bulmak! Yeniden başlamak ve yeniden her şeye sıkı sıkı sarılmak! Gerçekten inanmak ve inandığın şeyin gerçekleşebileceğini görmenin gururunu yaşamak!
Böyle bir duyguyu en son ne zaman yaşadınız? Yani gerçekten bir şeylere inanarak onun için mücadele edip başarıya ulaşalı ne kadar oldu? Orhan Veli’nin dediği gibi “içinde bir iş yapmanın saadeti”ni en son ne zaman tattınız keyfine vara vara…
Neyse konumuza dönelim… Düşler Bahçesi’ni izlerken nedense ülkemiz geldi aklıma… Benim düşlerimdeki bahçenin burası olduğunu bir kez daha fark ettim. İçim acıyarak bugüne kadar hep kötü yönetilmiş ama güzel ülkemizi düşündüm çoğu sahnede… Güzel ülkemizi… Hani şu çoğunlukla gitmek, uzaklaşmak istediğimiz ülkemiz. Filmdeki karakter düşlediği bahçesi kötü durumda olsa da gitmiyor onu düzeltmeye çalışıyordu… Parası bitse de ısrarla kalıyor son noktaya kadar düşlediği bahçeye kavuşmak için mücadele ediyordu. Aynı mücadeleye çocuklarını da katıyor, onları bu yönde motive ediyordu. Çünkü düşlediği bahçe sadece kendisi için değildi! Filmi izlerken bu mücadeleye tanık oldum ve sorguladım kendimi, “Ben ne yapıyorum?” diye. Yani böylesine güzel bir ülkede yaşıyorum ve onu düzeltmek için neler yaptığımı uzun uzun düşündüm. Bu düşünceden kurtuluş benim için kolay olabilirdi. Zira “Ben ne yapabilirim ki?” diyerek acizliğime hayıflanırdım veya “Ah bu politikacılar yok mu? Ne hale getirdiler bu güzelim ülkeyi” diyerek birilerine kızar ve iç huzura kavuşurdum kolayca! Fakat bu defa yapamadım… Sokakta moloz birikintisi veya çöpler gördüğümde ne yaptığımı düşündüm. Sokak hayvanlarını müşkül durumda gördüğümde ne yapıyorum dedim kendi kendime! Sahillerimizin ve kültürel miraslarımızın halini düşündüm ve bu defa üzüldüm kendi halime… “Nasıl olurda bu kadar umursamaz hale gelebilirim” gerçeği ile yüzleştim. Bıkmadan, usanmadan, her türlü olumsuz koşula rağmen bu ülkenin bir düşler bahçesi olması için bir şeyler yapmam gerekiyorken, yapmadığımı, yapmadığımızı fark ettim ve üzüldüm halimize…
Sonra çocuklarımızı düşündüm.
Kendi düşlerimizi gerçekleştiremediğimiz ülkemizde yetişen çocuklarımızı…
- ''Baba bizde McDonald’s neden yok?''
- En güzel bahane kimin?
- En güzel bahane kimin?
- Şu göç meselesi
- Aranızda lider/kahraman olmak isteyen var mı?
- Aranızda lider/kahraman olmak isteyen var mı?
- Ülkeni sevmek demek...
- “1964’ün ilk güneşi doğuyor. 1964’ün ilk sabahı…”
- ‘1964’ün ilk güneşi doğuyor. 1964’ün ilk sabahı…’
- ''Türkiyeliler geldi böyle oldu''
- TÜM YAZILARI için tıklayınız

















































































































































