PKK sahneden indi mi, yoksa sadece kostüm mü değiştirdi?
15/05/2025
Yusuf Kanlı
PKK’nın 12. Olağanüstü Kongresi sonrasında yayımlanan ve örgütün silahlı mücadeleye son verdiğini, yapısal olarak feshedildiğini duyuran açıklama, Türkiye siyasetinde adeta bir şok dalgası yarattı. İdeolojik göndermelerle ve tarihsel benzetmelerle bezeli bu bildiri, kimileri tarafından tarihi bir dönüm noktası, kimilerince ise tanıdık bir taktik değişikliği olarak yorumlandı.
Benim ilk tepkim mi?
Şu soruyu sormadan edemedim: PKK gerçekten sahneden indi mi — yoksa sadece kostüm mü değiştirdi?
Çünkü kullanılan dil her ne kadar uzlaşmacı gibi görünse de, özde hâlâ “mücadele” ekseninde dönüyor. Evet, silahlar bırakılmış olabilir — ama yerlerini barış ve uzlaşı değil; “komünal örgütlenme”, “demokratik modernite”, “seferberlik” ve “özyönetim” gibi kavramlar alıyor. Bu bir geri çekilme değil; yön değişikliği.
Yeni bir dönem mi, yoksa yeni bir duruş mu?
Satır aralarına dikkatle bakıldığında, bu gelişmenin bir sonlanmadan ziyade bir yeniden konumlanma olduğu hissinden kaçmak zor. PKK gerçekten kendini feshediyorsa, bu açıklama ne bir kapanış hissi veriyor, ne de pişmanlık ya da samimi bir barış arayışı içeriyor. Aksine, geçmiş romantize ediliyor, gelecek ise aynı ideolojik çizginin yeni bir “evresi” olarak sunuluyor.
On yıllar süren çatışmanın insani faturasıyla yüzleşme yok. Mağdurlara el uzatma yok. Ortak acı, empati ya da köprü kuracak bir jest yok. Yalnızca, yeni bir terminolojiye bürünmüş gururlu bir devamlılık var.
O hâlde sormakta haklı değil miyiz: Bu bir silahsızlanma bildirisi mi — yoksa ideolojik bir yükselişin ilanı mı?
Demirel’in soğukkanlı formülü hâlâ geçerli
Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1990’larda benzer tartışmalar yaşanırken hatırlanması gereken sade ama etkili bir duruş sergilemişti.
1991’de Başbakan sıfatıyla Diyarbakır’da “Kürt realitesini tanıyoruz” diyerek önemli bir adım atmıştı. Ancak konu ateşkes, af ve silah bırakmaya geldiğinde şu ilkeli tutumu dile getirmişti: “Kan döken biri, ‘kan dökmeyi bıraktım’ derse, ‘Aferin sana’ diyemezsin. Ama ‘Lütfen kan dökmeye devam et’ de diyemezsin. ‘Kötü oldu, niye durdun?’ da diyemezsin.”
İşte bu yaklaşım bugün de geçerliliğini koruyor: Ne şiddeti ödüllendiren, ne barışı küçümseyen, ne de çözüm çabalarını değersizleştiren bir ahlaki pusula…
Siyasi alan dar, toplumsal güven daha da dar
Bugünün Türkiye’sinde, devlet böyle büyük bir dönüşümü — eğer gerçekse — hakkıyla karşılayabilecek bir kapasiteye sahip mi?
İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı hapiste. Muhalefet milletvekilleri ve gazeteciler yargı kıskacında. Seçilmiş Kürt belediye başkanları yerine kayyum atanıyor. Siyasi ifade suç sayılıyor. Böyle bir ortamda “barışçıl siyasal süreçlerden” hangi inandırıcılıkla söz edebiliriz?
Diyelim ki, PKK’nın açıklaması samimi. Devlet buna aynı ciddiyetle, kuşku ve paranoya üretmeden karşılık verebilir mi? Yoksa bunu yeni bir taktik oyunu olarak mı görecek?
Ne iktidar bloku ne de muhalefet böyle bir geçişi olgunlukla yönetmeye hazır görünüyor. Zaten bu başlı başına bir sorun. Barış bir gösteri değil; yapısal değişim, diyalog ve cesaret gerektirir.
Barışsız tasfiye mi?
Gerçek bir tasfiye için yalnızca “yeniden markalaşma” değil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve geçmişle kopuş gerekir. Demokratik bir gelecek için ortak bir taahhüt gerekir. Ancak PKK’nın açıklamasında bunların izine rastlamak zor. Aksine, aynı hattın farklı bir biçimde sürdüğü görülüyor.
Bu yüzden sormak kaçınılmaz: Bu bir barış çağrısı mı, yoksa yeni isimle yapılan stratejik bir yeniden konumlanma mı? Silah bırakıldı mı, yoksa yalnızca daha yüksek sesli bir mikrofona mı geçildi?
Demirel’in sözleri yeniden yankılanıyor: Birileri şiddeti bırakıyorsa, bu ödüllendirilemez. Ama cezalandırılamaz ya da küçümsenemez de. Bu gelişme dikkatle, sabırla ve gerçekçilikle değerlendirilmelidir.
Söze değil, sonrasına bakmak gerek
PKK’nın bildirisi, Türkiye toplumunun çatışmalardan yorulduğu, sükunet ve normalleşme özleminin arttığı bir dönemde geldi. Ancak barış, yorgun sloganlarla ya da taktiksel molalarla değil; hakikatle, empatiyle ve reformla inşa edilir.
Eğer bu gerçekten yeni bir sayfanın başlangıcıysa, hep birlikte çevirelim o sayfayı. Ama bu bir ara oyun, bir sahneleme ise; erken inanmanın ya da aceleyle reddetmenin bedelini yine halk ödeyecektir.
Çünkü gerçek barış, yalnızca sessizlikle başlamaz.
Dürüstlükle başlar.
- Mahkeme karar verdi, peki halk ne dedi?
- Mahkeme karar verdi, peki halk ne dedi?
- Mahkeme darbesi sonrasi CHP: bir parti kendi “restorasyonunu” atlatabilir mi?
- Erhürman çözüm derken, Kıbrıs tarihi bir eşiğe sürükleniyor
- Değişim, çözüm ve Kıbrıs’ta yönetilebilir bir gelecek arayışı
- Kuzey Kıbrıs’ta basına yeni kıskaç: Yasal düzenleme önde, dijital baskı arkada
- Kıbrıs’ta yeni girişim, eski açmazlar
- Hak, hukuk, adalet: Talep edilen değerler, kurulamayan düzen
- Okulda kurşun, ekranda şiddet
- Görüşmeler çöktü: Dünya savaşı kapıda mı, yoksa çoktan başladı mı?
- TÜM YAZILARI için tıklayınız















































































































































